Onun Yüzünde Hiç Ölüm Işâreti Yok!
Abdullah Herâtî, Silsile-i aliyye büyüklerinden Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin yetiştirdiği velîlerdendir. Afganistan'ın Herât şehrinde doğdu, on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında Şam'da vefât etti...
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
16.583.275
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdullah Herâtî, Silsile-i aliyye büyüklerinden Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin yetiştirdiği velîlerdendir. Afganistan'ın Herât şehrinde doğdu, on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında Şam'da vefât etti...
Kanuni Sultan Süleyman, kendi devrinde bütün cihanın padişahı idi. 1525 yılında, Alman İmparatoru Şarlken ile harbeden ve ona esir düşen Fransa kralı 1. Fransua'yı, bir mektup göndererek kurtarmış ve kendine müttefik yapmıştı. Böylelikle, Osmanlı İmparatorluğuna karşı kurulması planlanan Birleşik Avrupa İttifakını da bozmuş oluyordu. Fransua 31 Mart 1547'de ölmüş, yerine 2. Henri geçmişti. O da, Almanya, İspanya, Hollanda, Güney İtalya ve diğer bazı Avrupa ülkelerine hakim olan Şarlken ile ister istemez mücadele etmek zorundaydı. Karada olduğu gibi denizlerde de İspanyollar ve Andrea Doria ile bir türlü başa çıkamıyordu. Henri, selefi Fransua gibi Kanuni Sultan Süleyman'a müracaat etti ve yardım ricasında bulunmak üzere, Gabriel d'Aramon adındaki elçisini kalabalık bir maiyetle İstanbul'a gönderdi.
Çanakkale savaşlarına katılan bir Fransız Generalinden, memleketine döndüğünde savaş hatıralarını anlatmasını istediler. General söze; "Fransızlar böyle mert bir milletle savaştıkları için daima iftihar edebilirler!.." cümlesiyle başlaması üzerine bir gazetecinin; "Neden iftihar edebilirmişiz?" sorusuna General, dünya savaş ve insanlık tarihine altın harflerle yazılacak bir menkıbeyle cevap verdi:
Şihâbüddin Şâgûri hazretleri hadis âlimidir. 530 (m. 1116)'de Irak'ta Şâgûr'da doğdu. 615 (m. 1218)'de Şam'da vefât etti. Naklettiği bazı hadis-i şerifler:
Ebezâde Abdullah Efendi Osmanlı Şeyhülislâmlarının ellibirincisidir. Rumeli’de Balçık’ta doğdu. Zamanının âlimlerinden, aklî ve naklî ilimleri tahsil etti. İlimde yüksek dereceye ulaştıktan sonra müderrislik, kadılık vazîfesi verildi. Anadolu, sonra Rumeli Kadıaskeri oldu. Sultan Üçüncü Ahmed Hân zamanında, Şeyhülislâmlık makamına yükseltildi. 1126 (m. 1714) senesinde Trabzon’a giderken, Karadeniz’de çıkan şiddetli fırtınada bindiği gemi battı ve boğularak vefât etti. Bu mübarek zat buyurdu ki:
Neccârzâde Mustafa Efendi büyük velîlerdendir. 1679 (H.1090) senesinde Şebinkarahisar’da doğdu. İstanbul’a gelip zamânın âlimlerinden ilim öğrendi. On yedi yaşında Beşiktaş'taki Sinân Paşa Câmii yanındaki medresede ders vermeye başladı. Bu sırada, Üsküdar’da Şeyh Fenâî Efendinin derslerine ve sohbetlerine devâm etti. Bu hocasından Celvetiyye icâzeti aldı. Edirne’ye giderek Arabzâde Hacı İlmî Efendinin sohbetlerinde bulundu. Ondan Müceddidiyye yolundan icâzet aldı. Edirne’de bir sene kaldıktan sonra İstanbul’a döndü. 1746 (H.1159) senesinde vefât etti.
Dünya hayatında hiç kimseye iyilik yapmamış, bencil bir adam ölünce, cehennem kapısında bir melek karşıladı. Melek adama şöyle seslendi: "Hayatta iken tek bir gün bile birisine iyilik yaptıysan buraya girmeyeceksin. Varsa söyle!"