Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.545.341
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Sultan II. Abdülhamid Han zamanında bir nüfus sayımı yapılması kararlaştırılır. Ecnebi sefirler Hâkan'a, hazır sayım yapılırken bir de mevâşi (küçük ve büyükbaş hayvanlar) sayımı yapılmasını tavsiye ederler. Hâkan, insanlarla hayvanların aynı sistem ve aynı zaman içinde sayılmasının insan haysiyetini zedeleyici olacağını belirterek, mevâşi sayımının daha evvel yapılmasını münasip görür. Bunun için vilâyet ve kazâlara telgraflar gönderilir. Meğer bir kazânın kaymakamı o sırada izinde imiş. Vekâlet eden zât, alaylı takımından ve kaymakamla hiç geçinemeyen câhil bir adammış. Mevâşi kelimesinin ne mânâya geldiğini bilmediği gibi, araştırmaya dahi ihtiyaç duymamış. Onu, "Üstün gayret sahibi vatandaş" falan zannetmiş olsa gerek ki, telgraf metnini okuduktan sonra, "Bunun ucunda ya bir nişan; ya bir taltif vardır! İhsân-ı şâhâneyi bu sefer de ben kapayım" diye hemen cevâbi telgrafı yazıp göndermiş:"Ser-kurenâ-yi hazret-i pâdişâhiye, ma'rûzât-ı kemineleridir:" Burada kaymakamdan başka hepimiz mevâşiyiz!"Lûgatçe: Kurenâ: Yakınlar; Ser-kurenâ-yi pâdişâhi: Pâdişahın en yakini, baş mâbeynci; Kemine: Âciz, hakir; zavallı.
Kanuni Sultan Süleyman Han, Mimar Koca Sinan'ı çok sever değer verirdi. Onu devletin baş mimarı (Ser-mimârân-ı hâssa) tayin etmişti. Her çıktığı sefere onu da götürürdü. Gittiği yerlerde mimari eserleri inceleyerek, padişahın emriyle bir çok eserler inşa etti.Kanuni nihayet Mimar Sinan'a:-Bir çok hayrlı eserler inşa eyledin. Bir de benim ismimle yad edilecek bir cami inşa eyle-Emredersiniz Hünkârım, baş üstüne...Hemen çalışmalara başlayan Mimar Sinan, kısa bir zaman içinde, cami inşası için uygun yeri tesbit ettikten sonra, caminin planlarını hazırladı ve bir de maket yaparak padişaha arzetti:-İşte Sultanım. Yapılacak camiin şekli. İnşaalah 6 senede bitirilecektir, dedi. Kanuni:-Hemen başlayın! Emrini verdi.
Belhi Abdülkadir Efendi, İstanbul'da yaşamış olan Nakşibendi şeyhlerindendir. Afganistan'da Kunduz'da doğdu. Nakşibendi-Müceddidi şeyhi Seyyid Süleyman Efendi'nin oğludur. Babasıyla birlikte Sultan Abdülaziz'in davet etmesi üzerine İstanbul'a geldi. 1923'te vefat etti. Bir sohbetinde buyurdu ki:
Ebû Nasr ibn-i Ved'ân el-Mevsıli hazretleri fıkıh ve hadis âlimidir. 402'de (m. 1012) Musul'da doğdu. Tahsil için Bağdat'a ve Diyarbekir'e gidip geldikten sonra Musul kadılığına tayin edildi. 494'te (m. 1100) Musul'da vefat etti. Buyurdu ki:
Şeyhzâde Mehmed Efendi Osmanlı tefsir ve fıkıh âlimlerindendir. Aslen İzmitli olup babasının adı Muslihuddin Mustafa’dır. Tahsilini İstanbul’da yaptı. Tefsir ve fıkıh ilimlerinde yetişerek Beyzâvî’nin “Envârü’t-tenzîl” kitabına yazdığı hâşiye ile meşhur oldu. İstanbul’un değişik medreselerinde müderrislik yaptı. 951 (m. 1544)’de vefat etti. “Envârü’t-tenzîl hâşiyesi”nde şöyle buyuruyor:
Yûsuf bin Hüseyin şöyle anlatır: "Mısır'a Zünnûn-i Mısri'nin yanına gittikten sonra, Rey şehrine dönüyordum. Bağdâd'a vardım. Dayım Abdullah bin Hâzır orada idi. Hacca gidecekmiş, yanına gittim:
-Nereden geldin? diye sordu:
-Mısır'dan gelip, Rey'e gidiyorum. Bir nasihat etmenizi isterim, dedim.
Buyurdu ki:
-Kabûl etmezsin!
-Ederim. dedim.