Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.567.130
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Mohaç'ta Macaristan ordusunu tamâmen imhâ edip, bölgeyi Osmanlı Devleti sınırları içine katan Kânûni Sultan Süleyman Han, savaştan sonra Budapeşte'ye gelip Macaristan'ın yeni statüsünü tespit etmişti. Buna göre Macaristan, Osmanlı Devletine bağlı bir krallık olarak bilinen ve Mohaç Muhârebesine katılmayan Transilvanya (Erdel) Voyvodası Zapolya'ya verilecekti. Nitekim Kânûni Sultan Süleymân Han, 16 Ekim 1526'da Macaristan tâcını Zapolya'ya veren târihi fermanını imzâladı ve Budapeşte'de Macaristan tahtına geçirdi. Ancak Zapolya Osmanlılar sâyesinde Macar Kralı seçilmesine rağmen kral olduktan sonra Osmanlılara fazla yaklaşmaktan çekindi. 1527 baharında toplanan Regensburg İmparatorluk Meclisinde Osmanlılara karşı yardım dahi istemişti. Ancak bu sırada Alman İmparatoru Şarlken'in tahriki ve desteğiyle Avusturya Arşidükü Ferdinand büyük bir ordunun başında olarak harekete geçti.
Keçecizâde Fuad Paşa'nın sadrâzamlığında İstanbul'un Ermeni zenginlerinden biri ölmüştü. Katolik Ermeniler, bu kişinin ölümünden az evvel Katolik mezhebine girdiğini söylüyorlardı. Gregoriyenler ise, onun kendi mezheplerindeyken öldüğünü iddiâ ediyorlardı.Ölünün çok zengin olması sebebiyle, her iki kilise, iddiâlarında ayak diretiyorlardı. Münâkaşa, ihtilaf ve gürültü çıkaran Katoliklerle Gregoriyenler, büyük kavgalara girmek üzereyken mesele hükümete aksettirildi. İki taraf da sadrâzamdan hakem olmasını ricâ ettiler. İnce zekâ, zarâfet ve hazırcevaplığıyla şöhret bulan Sadrâzam, önce Katolik Ermenileri dinledi ve meseleyi iki soruyla halletti... İlkönce Katoliklere dönerek:" Müteveffânın Katolik olarak öldüğüne emin misiniz? diye sorunca onlar, hemen cevap verdiler:" Tamamıyla eminiz! Sadrâzam ikinci soruya geçti: " Demek ki mütevaffânın rûhuna siz sahip çıkıyorsunuz?" Evet!" O halde insaf edin, cesedi de Gregoriyenlerin olsun!
Arabistan'ın Necd Bölgesinin Reisi Ebu Bera, Resulullah efendimize gelerek, Necd'de İslâm'ın tanıtılması için, öğretmen istedi. Sevgili Peygamberimiz; "Göndereceğim kimseler hakkında, Necd halkından emin değilim!" buyurdular.
Ebu Bera'nın "Onlara kimse zarar veremez" sözü üzerine, Âlemlerin efendisi, bu kesin taahhüdü kabul buyurup, Eshâb-ı Soffa'dan yetmiş kişilik bir hey'et hazırladı ve Münzir bin Amr hazretlerinin kumandasında yola çıkardı... (Medineli Ensârın fakir olanları ile Muhâcirlerin fakirleri, "Mescid-i nebi" yanındaki "Soffa" denilen büyük çardak altında yaşarlar, ilm öğrenmek ve öğretmekle uğraşırlar, ömürlerinin çoğu Resûlullah ile birlikte cihâd etmekle geçerdi. Bunlara "Eshâb-ı Soffa" denirdi.)
Muhammed bin Ömer Verrâk hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Afganistan'da Tirmiz'de doğdu. 893 (H.280) senesinde Belh şehrinde vefât etti. Zamânının büyük âlimlerinden ve evliyânın meşhurlarından olan Ahmed bin Hadreveyh ve Muhammed bin Ali Hâkim Tirmizi'nin derslerinde ve sohbetlerinde bulunup kemâle erdi.
Ebü’l-Hattâb hazretleri evliyânın büyüklerindendir. 392 (m. 1002) senesinde doğdu. 476 (m. 1083) senesinde Bağdad’da vefât etti. Asrındaki büyük âlimlerden kırâat ilmini ve diğer ilimleri öğrendi. Kendisinden de birçok âlim ilim öğrenip, hadîs-i şerîf rivâyet ettiler. Ebü’l-Hattâb’ın, âyet-i kerîmelerin sayısı ve sünnet hakkında kasideleri vardır. Kasidesinin bazı kısımlarında şöyle demektedir:
Kınalızâde Ali Çelebi şöyle anlatmıştır: Bursa'dan İstanbul'a gitmeye niyetlenmiştim. Gitmeden önce bir gece akrabâ ve bâzı arkadaşlarımla, müderris ve medrese mensupları ile sohbet ettik. Söz şeyhlerden açıldı. Bu arada hayatta olanlardan Şeyh Burhâneddin Efendiden de söz edildi. Ben onun hakkında bâzı uygunsuz sözler söyledim. Ertesi gün Mudanya'dan gemiye binip yola çıktım. Rüzgâr ters yönden esiyordu. Bozburun denilen yere geldiğimizde bindiğimiz gemi batma derecesine geldi. Artık gemide bulunan herkes geminin batmakta olduğuna kanâat getirdi. Ben de geminin kaptan odasında oturup, hayâtımdan ümidimi kesmiş ve şaşkın bir halde ölümü bekliyordum.