Cimrilik, Sizden Önceki Ümmetleri Helak Etmiştir
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.541.948
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Fransız yazar Bornier'in iftira ve uydurmalarla dolu ''Muhammed'' isimli piyesi, Fransa 'da oynatılma izni alınca, Osmanlı hükümeti, derhal Fransa nezdinde harekete geçmiş ve piyesi yasaklatmayı başarmıştı. 1888 yılında, meşhur Fransız yazar Vickonte Henri de Bornier'in (1825- 1901) kaleme aldığı ''Muhammed'' adlı 1800 mısralık iftira ve uydurmalarla dolu bir piyesin Fransa, İngiltere ve ABD'de oynatılması girişimlerinin başlaması karşısında, başta II. Abdülhamid olmak üzere Osmanlı yönetiminin karşı girişimleri ve engelleme faaliyetleri de başlamıştı, Osmanlı Hariciye Nezareti'nde ''Hz. Muhammed Aleyhisselatü vesselam hazretlerinin nam-ı kudsiyelerine karşı tertip olunan oyuna dair" başlığı ile bu konudaki girişimlerin engellenmesi ne dair yazışmalar dosyalanmıştır.
Yavuz Sultan Selim Han Mısır seferine giderken, yolu DEDE MOLLA'NIN bulunduğu köyden geçer. Sultan, atı üzerinde ordusunun önünde yol alırken, ihtiyar bir köylüyü tarlasını sürerken görür. Yaklaşıp selâm verir. Köylü gelenin kim olduğunu farketmemiş gibi bir tavırla selâmını alır ve işiyle meşgul olur. Atı üzerinde onu seyreden Sultan; "Baba duydun mu? Pâdişâh sefere çıkmış. Mısır'a gidiyormuş" der. "Mevlâ yolunu açık eylesin. İnşâallah hayırlı olur. Emeline nâil ve muzaffer olarak döner." dedikten sonra işine devam eder. Sultan onun bu olgun hâline ve teslimiyetine bakıp, dünyâya gönül bağlamayan, lâzım olduğu kadar çalışan ve tevekkül sâhibi bir zât olduğunu anlar. Sultan nasıl karşılık vereceğini merak ederek tekrar; "Dede, uzak yerden geliyorum. Karnım aç, yiyeceğin var mı? der. Bunun üzerine biraz ilerde iki taşın üzerine yerleştirilmiş tencerede pişmekte olan aşı işâret ederek; "Pilav, pişmek üzere, işte orada, karnın doyuncaya kadar ye!" der. Pâdişâh; "İyi ama, ardımdaki ordu da aş ister." deyince; "İşte tencere orada, indir sen de ye askerlerin de yesin. Hepinize yeter inşâallah!" diye söyler. Sonra tarlasını sürmeye devâm eder.
İbn-i Circis hazretleri Mevlânâ Hâlid-i Bağdadi hazretlerinin talebelerinin büyüklerindendir. 1222 (m. 1807)'de Bağdat'ta doğdu. 1299 (m. 1882)'de orada vefât etti. Yazdığı "Minhat-ül-vehbiyye" kitabından bazı kısımlar:
Seyyid Tâhâ-i Hakkâri hazretleri, Anadolu'da yaşayan büyük velilerdendir. "Silsile-i aliyye" adı verilen, insanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlatarak onların dünyâda ve âhirette saâdete, mutluluğa kavuşmalarına vesile olan büyük âlim ve velilerin otuz birincisidir. Peygamber efendimizin neslinden olup Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin on birinci torunudur. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdi hazretlerinin halifelerindendir. 1853 (H.1269) senesinde Şemdinli yakınındaki Nehri'de vefât etti...
İmâm-ül Ârifin, Muhammed Ma'sûm hazretlerinin torunu ve Muhammed Sibgatullah'ın ikinci oğludur. İsmi Muhammed İsmâil olup "İmâm-ül Ârifin" diye meşhur oldu. Hindistan'da Serhend'de doğdu. Küçük yaşta, yüksek dedesi Urvet-ül-vüskâ Muhammed Ma'sûm hazretlerinden ilim öğrenip, sohbetleri ile şereflendi. Dedesinin vefâtından sonra, babası Muhammed Sibgatullah hazretlerinin ders ve sohbetlerine devâm etmeye başladı. Onun teveccühleri ile olgunlaşıp, kemâle geldi. Âlimler onun meâlen; "Allahü teâlânın indinde en iyiniz, takvâsı en çok olanınızdır" (Hucurât sûresi: 13) âyet-i kerimesi ile medh olunanlardan olduğunu bildirdi. Nitekim gençliğinde başından geçen şu hâdise onun takvâ sâhibi olduğunun en açık delilidir:
Mecmûatü'l-Ahzâb kitabında şöyle nakledilir: İmam Gazali hazretleri anlatıyor:
Kûfe ve Basra'da büyük bir tâûn hastalığı zuhur etti. Kûfe şehrinin ileri gelenlerinden Abdullah bin Hasan ve Ebul-Münzir, Hazret-i Ali'nin (radıyallahü anh) yanına geldiler. "Musallat olan hastalık yüzünden insanlar kırılıyor, cenazeleri defnetmekle meşgul olanlar kafi gelmiyor... Hatta vahşi hayvanlara yem olanlar var! Bize bir çare göster, himmet elini uzat. Ya Emirel-Müminin, şu sıkıntılı halimizde bize bir rehberlik yap" diye yalvardılar. Ali (radıyallahü anh) de onlara, birşeyler yazıp verdi. Buyurdu ki: