Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.667.297
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Orhan Bey'in, 1359'da oğlu Murad Hân'a vasiyeti şöyledir: "Oğul! Benim için ah, vah edip ağlama! Seni dünyada her türlü kötülüklerden koruyup âhırette sonsuz saâdete kavuşturacak olan yüce dinimizin emirlerine sımsıkı sarıl! Bütün söz ve işlerinde, adâletten ayrılma! Dâima, halkın yanında ve hizmetinde ol! Onların hak ve hukukunu koru! Bunu yaparken Cenâb-ı Hakkın emirleri, rehberin olsun! İnsanlığı huzur ve saâdete kavuşturacak olan İslâm sancağını dalgalandırmaya devam et!Devletin başı oldum diye, sakın gururlanma! Bunlar gelip geçici şeylerdir. Senden önce daha nice beylerin, hâkanların gelip geçmiş olduğunu bir an aklından çıkarma! Ne kadar ömrün olsa, sonunda ölüm var.Artık benim ömrüm bitmek üzere. Âhıret yolculuğuna çıkıyorum. Bana duâ et! Senden yegâne isteğim budur. Devletimin ve milletimin huzur ve güvenliği için çalış!"
Kanuni Sultan Süleyman, kendi devrinde bütün cihanın padişahı idi. 1525 yılında, Alman İmparatoru Şarlken ile harbeden ve ona esir düşen Fransa kralı 1. Fransua'yı, bir mektup göndererek kurtarmış ve kendine müttefik yapmıştı. Böylelikle, Osmanlı İmparatorluğuna karşı kurulması planlanan Birleşik Avrupa İttifakını da bozmuş oluyordu. Fransua 31 Mart 1547'de ölmüş, yerine 2. Henri geçmişti. O da, Almanya, İspanya, Hollanda, Güney İtalya ve diğer bazı Avrupa ülkelerine hakim olan Şarlken ile ister istemez mücadele etmek zorundaydı. Karada olduğu gibi denizlerde de İspanyollar ve Andrea Doria ile bir türlü başa çıkamıyordu. Henri, selefi Fransua gibi Kanuni Sultan Süleyman'a müracaat etti ve yardım ricasında bulunmak üzere, Gabriel d'Aramon adındaki elçisini kalabalık bir maiyetle İstanbul'a gönderdi.
Büyük veli Seyyid Atâ Buhârâlıdır. Doğum târihi bilinmemektedir... Seyyid Atâ küçük yaşından itibâren ilim öğrenmeye başladı. Buhârâ medreselerinde zamânın âlimlerinden ilim tahsil etti. Akli ve nakli ilimlerde yükseldi. Buhârâ medreselerinde okurken gönlüne bir ateş düşüp, ilim ve amelde ihlâs elde etmek ve imân-ı kâmil sâhibi olmak iştiyâkıyla üç arkadaşıyla berâber bir tasavvuf âlimine teslim olmaya karar verdiler...
Hazret-i Ömer'in (radıyallahü anh) halifeliği zamanında ibadet ehli, son derece takva sahibi bir genç vardı. Hazret-i Ömer'in hayret ve takdirle izlediği bu gencin kalbi, Allahü teala ve Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" sevgisiyle doluydu. Vakit namazlarında cemaati kaçırmaz, namazdan çıkar çıkmaz evine döner ve ihtiyar babasının hizmetini görürdü...
Vânî Mehmed Efendi Osmanlı âlimlerindendir. Peygamber Efendimizin soyundan olup seyyiddir. Van'da doğdu. İlk tahsîline Van'da başladı. Gence, Karabağ ve Tebriz gibi bâzı beldelerde ilim tahsîl etti. Nûreddîn Şirvânî'den Halvetî yolunun tasavvuf bilgilerini öğrenip kemâle geldi. Erzurum'da câmilerde vaaz ederek meşhur oldu. Pâdişâh Dördüncü Mehmed Hanın emriyle İstanbul'a çağrıldı. Pâdişâh Hocası (Hünkâr Şeyhi) ve Yeni Câmi'de ilk kürsü vâizi oldu. Şehzâde Mustafa'nın da hocalığını yaptı. 1683 senesinde Sadrâzam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa komutasındaki İkinci Viyana Seferine Ordu Şeyhi olarak katıldı. Seferden sonra Bursa yakınlarındaki Kestel köyüne gönderildi. Orada büyük bir câmi ve mektep yaptırdı. 1685 (H.1096) târihinde Bursa’da Kestel’de vefât etti.
Sultan III. Mehmed Han zamanında Halvetiye yolunun büyüklerinden Abdülehad Nuri Efendiye bağlı en samimi talebelerinden olan Hassa-ı Hümâyûndan Gürcübaşı Mûsâ Ağa şöyle anlattı: Abdülehad Efendi hiç sebep yokken ve bir münâsebet de geçmeden bana; "Mûsâ Ağa! Mısır'dan dönüşte, kalyona binmeyip, sayıkaya veya firkateyne bininiz." buyurdu. Buna çok taaccüb ettim. Çünkü, Mısır'a gitmek hiç hatırımdan geçmemişti. Fakat Abdülehad Efendinin bunu söylemekten bir murâdları olmalı deyip, merakla bekliyordum. Bu sözün mânâsını bir türlü anlayamıyordum.