Vesîle Cennette En Yüksek Derecedir
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.649.444
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
Nimeti külfetinden az veya elde edilen kârın, harcanan emeğe değmeyeceği durumlarda söylenen bir sözümüz vardır: "Pösteki saymak." İmkân hârici gibi görünen bir şey için, boşa gayret sarf etmenin mantıksızlığını anlatır bu tâbirimiz. Vaktiyle İstanbul'un Toptaşı bimarhânesine (akıl hastalarının tedavi edildiği hastane, tımarhâne) alaylı paşalardan biri idareci tâyin olunmuş. Bir müddet tabiplerin tedavi usûllerini ve hastaların gidişâtını tâkip ve müşâhede eden paşa, yavaş yavaş işin içine girmeye, yalnızca idari değil, tıbbi mes'elelere de müdâhale etmeye başlamış. Koğuşları geziyor, kendince delilerin vaziyetlerini inceliyor ve bazılarında hiçbir anormallik görmediği için de onların akıllandığına hükmediyormuş.
15 Mayıs 1919'da, sinsice İzmir'e çıkan Yunanlılar, bir Haçlı ordusu gibi hareket ediyordu. Çıkarma birlikleri hazırlanırken, askeri yargı teşkilatı da yeni tayinlerle güçlendiril mişti. Yaşı çok genç olmasına rağmen, babası 1897 Türk-Yunan savaşındaölen ve Türklere kini olan Dimitri Ambleas, bu harekatta askeri yargının başına getirilmişti. Öyle ki ölüm cezaları verebilecek, bu cezayı veren mahkemelerin onay mercii olacaktı. Yani Kralın yetkisi ile gelmişti. Bundan maksat, kendi askerlerinin disiplini değildi. Türklerden en ufak bir direnme gösterenleri hemen hukuk yolu ile saf dışı etmekti. Mahkeme derhal göreve başlamıştı. Albay Dimitri, askerlere karşı gelen yaşlıları, ufak bir sorgudan sonra, CASUSLUK suçundan idama mahkum edip; anında infaz ediyordu.
Hacı Hıdır Efgân hazretleri, Hindistan'ın meşhûr velilerindendir. Aslen Afganistanlıdır. Serhend'e bağlı Behlülpûr kasabasında doğdu. Behlülpûr'da 1625 (H. 1035) senesinde vefât etti. İmâm-ı Rabbâni hazretlerinin sohbetleriyle şereflendi. Kısa zaman içinde feyiz alıp yükseldi ve tasavvuf derecelerini geçti. İcâzet verilip, memleketine gönderildi. Serhend yakınlarındaki Behlülpûr kasabasında bulunur, sık sık İmâm-ı Rabbâni hazretlerinin yüksek dergâhlarına gelir, sohbetleriyle şereflenir ve tekrar dönerdi.
Abdurrahmân bin Muhammed hazretleri Hanefi mezhebi fıkıh âlimlerindendir. 978 (m. 1571)'de Şam'da doğdu. 1051 (m. 1641)'de Şam'da vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Ahmed Nûbâni hazretleri, Kudüs'te yetişen büyük velilerdendir. Evliyânın şâhı Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerinin neslindendir. Güzel hâlleri ve kerâmetleriyle tanındı. Osmanlı devletinin son devrinde, 1904 (H.1322) senesi Kudüs yakınındaki Mezra köyünde vefât etti... Yûsuf Nebhâni anlatır:
Bir tüccar sahrada bir yerden bir yere giderken, içinde 800 altın olan, altın torbası heybeden düşer kaybolur. Aramalara rağmen bulamaz. Şu özellikte torba kaybolmuştur, bulup getirene 100 altın hediye vereceğim diye ilan eder. Salih bir genç bu torbayı bulur. Özel dikilmiş torbayı hiç açmadan tüccara götürür verir ve 100 altın hediyesini bekler. Tüccar kendi elleriyle diktiği torbanın hiç açılmadığını görür, kendi elleriyle dikişleri çözer ve içindeki altınları saymaya başlar. Tam tamına 800 altın, yani kaybettiği gibi tam olduğunu görür. Ama bu arada 100 altın hediyeyi vermemek için fesatlık düşünür, gence der ki: