Misâfirini Uğurlarken Kendini Kâhire'de Bulan Zat!
Nûreddîn Şevnî hazretleri büyük velîlerdendir. Mısır'ın bir kasabası olan Şevnî'de doğup 1537 (H.944) senesinde Kâhire'de vefât etti. Çok kerametleri görüldü:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.290.181
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Nûreddîn Şevnî hazretleri büyük velîlerdendir. Mısır'ın bir kasabası olan Şevnî'de doğup 1537 (H.944) senesinde Kâhire'de vefât etti. Çok kerametleri görüldü:
Fatih Sultan Mehmed Han, üzerinde derin nüfuzu bulunan hocası Akşemseddinin sık sık tekrar ettiği bir Hadis-i Şerif, genç Sultanın her zaman baş düsturu ve rehberi olmuştu:"Ümmetimden iki sınıf ilmi ile amel ederse, insanlar kurtulurlar: Âlimler ve Hâkimler. Eğer bu iki sınıf bozulursa, bütün halk bozulur ve ortalığı fesad kaplar"Bundan dolayıdır ki Fatih, ülkesinde ilme ve adalete son derece ehemmiyet vermişti. İstanbul'un fethinden sonra mahkumları serbest bırakan Fatih'in huzuruna, zindandan çıkmak istemeyen iki papaz getirilir. Bunlar, Konstantin'e âdil ve hakperest olmaktan bahsettikleri için zindana atılmış, sonra böyle adaletsiz bir dünyanın içerisi, dışarısından daha rahat diye hapisten çıkmamaya yemin eden keşişlermiş.
Hatıralarını yazdığım Fransız kadını, yüz sene evvel misafir gittiği bir eski konağı anlatıyor: "Artık, İstanbul evlerinin harem daireleri ve Türk hanımları hakkında kafi derecede fikir edinmiş oldum. Bu hafta, tamamiyle eski eski alaturka tarzda, diğeri büsbütün alafranga, üçüncüsü de ikisi arası olmak üzere, üç konağı ziyaret ettim. İlk gittiğim konak, Üsküdar'ın yüksek ve fevkalade nazaretli (manzaralı) bir mevkiinde idi. Marmara'yı, İstanbul'u, Beyoğlu'nu alabildiğine görüyordu. Kapıda, zenci bir harem ağası bizi karşıladı. Bir kat merdiven çıktık; tavanı kubbeli geniş bir salona girdik. Ne süs, ne ziyafet, ne aydınlık! Adeta gözlerimiz kamaşıyor. Bu mebzul ziya, kubbe etrafındaki beyzi menfezlerden deniz cihetindeki enli ve yüksek pencerelerden giriyor.
Sadi Çelebi, onuncu Osmanlı Şeyhülislamıdır. İsmi Sadullah bin Emirhan'dır. Kastamonu'nun Daday ilçesinde doğdu. Küçük yaşta İstanbul'a geldi. Zamanının âlimlerinden ilim tahsil ettikten sonra İstanbul kadılığına, kısa bir müddet sonra Kanuni Sultan Süleyman tarafından şeyhülislamlığa tayin edildi. Beş yıl sonra 945 [m. 1539]'de İstanbul'da vefat etti. "İnâye" isimli kitabında diyor ki:
Yahya Kemal Beyatlı, 1884 yılında Üsküp'te doğdu. Asıl adı Ahmed Agâh'tır. İlköğrenimini Üsküp'te gördü. İstanbul Vefa Lisesi mezunudur. Başlangıçta Sultan II. Abdülhamid yönetimine karşı muhaliflerin safında yer alarak Paris'e kaçtı. Fransa'da Siyasal Bilgiler okurken hocası Albert Sorrel'in etkisinde kalarak düşüncelerinde değişmeler oldu...
Harputlu İshak Efendi son devir Osmanlı âlim ve evliyâsındandır. Elazığ'da, Harput'un Percenç köyünde 1803 (H. 1218) senesinde doğdu. 1891 (H.1309) senesinde İstanbul'da vefât etti.
Sinop'ta medfûn bulunan ve Takıyyüddin Ebû Bekr Kefevi'nin talebesi olan Mahmûd Kefevi hocasının şu kerâmetini anlattı:"Gemiye binip İstanbul'a gitmek üzere yola çıktık. Ben o zaman gençtim ve bu benim ilk yolculuğumdu. Hoş bir rüzgârla dört gün gittik. Sonra şiddetli bir rüzgârla deniz kabardı. Dalgalar her taraftan vurmaya başladı. Gemide bulunanlar korku, dehşet ve ümitsizlik içinde bâzı mal ve eşyâlarını denize attılar. Bu ızdırap ve sıkıntı bana da ümitsizlik vermeye başladı. Hocam Takıyyüddin Ebû Bekr Kefevi, geminin alt katında sâkin ve telaşsız bir halde oturuyor du. Dalgaların şiddetli vuruşları gemide bulunanların ve benim korkumu iyice arttırdı. Hocam bana bakıp; "Korkma! Allahü teâlâ bizi kurtaracak ve biz Erikli Kasabasının doğu tarafındaki Hacı Baba Dergâhında kuşluk vakti oturup süt içeceğiz ve incir yiyeceğiz." buyurdu. Gemici lerin hesâbına göre seksen mil yolumuz kalmıştı. Ebû Bekr Kefevi hazretleri sükûn ve vekar içinde tatlı ve güzel sesiyle Kehf sûresini okumaya başladı. Biz rahatladık ve korkumuz kalma dı. Halbuki dalgaların vuruşları hâlâ devâm ediyordu. Nihâyet Allahü teâlâ bizi, hocam Ebû Bekr Kefevi hazretlerinin duâsı bereketiyle kurtardı. Gecenin sabahında Erikli sâhiline çıkıp doğruca Hacı Baba Dergâhına ziyârete gitti. Biz de onu tâkib ettik. Hep birlikte oturduk. Hocamız Kur'ân-ı kerim okuyor biz de dinliyorduk. O sırada dergâhın çevresinden bir kadın iki elinde birer çanak ile çıkageldi. Kapları önümüze bıraktı. Biri süt, diğeri incirle doluydu. Şeyh Ebû Bekr Kefevi tebessüm ederek bize baktı ve; "Bismillah ile yiyiniz!" buyurdu. Biz besmele ile yedik. Hocamın bu kerâmetine şâhid olduğumuz zaman, 1542 (H.949) senesiydi."