Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.547.417
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Osmanlılar devletlerini kurarken, din hürriyeti ilkesini temel olarak benimsemiş bir millettir. Avrupada Engizisyon işkenceleri altında inlerken, tüm dinler, Osmanlı idaresinde barış ve huzur içinde yaşamışlardır. İşte sizlere çarpıcı bir örnek:Fatih Sultan Mehmet Rumelideki seferlerine devam ediyordu. Sırbistan sınırların adoğru geldiği sırada Sırp prensi Brandoviç'ten bir mektup aldı. Bu sırada Sırplar, Katolik Macarlarla Osmanlılar arasında kalmışlardı. Sırp prensi Brankoviç, bu iki güçten birine birine tabi olarak kendi hükümdarkığını sürdürmek istiyordu. Ama hangisini seçecekti? Bunu tayin edebilmek için, önce Macar kralı Hünyad'a bir heyet yollayarak sordumuştu:
Bütün Osmanlı Padişahları çok dindardılar. İkinci Murad'da dedeleri gibi âlimlere pek saygılı idi. En kıymetli hocalardan ders almıştı. Çocukluğundan beri onlarla beraberdi. Onların her dediğini can kulağıyla dinler ve yapardı. Bu yüzden büyüyünce büyük bir padişah olmuştu. Kendisini ziyadesiyle seven tebaası, O'na Koca Murad demekten hoşlanırdı.
Abdülgaffar Efendi, Kanuni Sultan Süleyman devri âlimlerinden olup, Mudurnuludur. Tahsil yapmak üzere İstanbul'a daha sonra da Edirne'ye gitti. Orada Şeyh Ramazan Efendiye mürid olup, büyük derecelerde yükseldi. Şeyhinden icazet aldıktan sonra Mudurnu'ya geldi ve 933 (m. 1527)'de vefat etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Ebû Abdullah Goncâr rahmetullahi aleyh, Buhârâ'da yetişen âlimlerdendir. 337 (m. 948) senesinde doğdu. 412 (m. 1021)'de vefât etti. Hadis ve târih ilimlerinde mütehassıs idi. "Buhârâ Târihi" ismindeki kitabın sahibidir. Dört Halife'nin faziletlerini anlatan kıymetli bir eseri daha vardır. Bu eserinde şöyle anlatır:
Şa'bân-ı Velî hazretleri Osmanlı âlim ve velîlerindendir. Kastamonu vilâyetinin Taşköprü kazâsında doğdu. Küçük yaşlarda İstanbul’a giderek tefsîr, hadîs , fıkıh ilimlerini öğrendi. Zâhirî ilimlerde yetişmiş bir âlim olarak Kastamonu’ya dönerken, Bolu’da Halvetî yolunun büyüklerinden Hayreddîn-i Tokâdî hazretlerine uğradı. Ona hizmet etmekle şereflenip, teveccühlerine kavuştu. Hocasının 1535 (H.941) de vefâtından sonra halîfesi oldu. Kastamonu’ya giderek, halkı irşâda, yetiştirmeye başladı. 1568 (H.976) da vefât etti.
Maveraünnehir alimlerinden Hâce Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinin sohbetinde yetişen Abdullah-ı İlâhi hazretleri, hocasından öğrendiklerini Anadolu'da yaymayı kendisine vazife edinip, insanların huzur ve saâdete kavuşmaları için gece gündüz çalıştı. Muhammed Behâeddin-i Buhâri hazretlerinin dergâhından aldığı feyzleri Anadolu'da ilk yayan veli oldu. Bir müddet sonra Anadolu kâdıaskeri Manisalızâde Muhyiddin Mehmed Çelebi (v.1483)'nin dâveti üzerine Fâtih Sultan Mehmed Hanın vefât ettiği günlerde İstanbul'a geldi (1481). Kâdıasker Mehmed Çelebi'nin gösterdiği odaları ve teklifleri kabul etmeyip, daha önce ilim tahsil ettiği Zeyrek Câmii etrâfındaki virâne hâline gelmiş boş medrese odalarını tercih etti. Orada yerleşti. Şeyh Ebü'l-Vefa Konevi gibi Allah dostları ile sohbet etti. İstanbullular onun gelişini rahmet bilip, sohbetine koştular. Az zamanda halktan ve devlet adamlarından birçok kimse, Abdullah-ı İlâhi'nin talebeleri arasında yer aldı.