Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.565.808
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Kanuni Sultan Süleyman ve annesi Valide Hafsa Sultan, Sadrazam İbrahim Paşayı çok severlerdi. Bu yüzden Kanuni, annesi Hafsa Sultanın da arzusu üzerine kızkardeşini ona verdi ve bu suretle İbrahim Paşa, saraya damat oldu. Bu düğün merasiminin o zamana kadar eşi benzeri görülmemişti. Bu göz kamaştırıcı düğüne padişah başta olmak üzere bütün devlet ileri gelenleri ve yabancı elçiler de davetliydi. Daha sonra aylarca bu düğün konuşuldu.
Yavuz Sultan Selim Han, Şah İsmail'in Anadolu'da yaptığı şiilik propagandaları yüzünden ulemadan aldığı fetvalarla İran üzerine, 15 Mart 1514 günü sefere çıktı. İzmit'e ulaştığında Şah İsmail'e bir mektup gönderip, ulemadan fetva aldığını, bu sebeple kendisi üzerine sefere çıktığını ve Osmanlı atlarının ayak bastığı yerlerden geri çekilmesini istedi. Şah İsmail bu mektuba gönderdiği cevapta:-Er isen meydana gel. Biz de seni beklemekten kurtuluruz...dedi ve Yavuz'u tahkir için mektupla birlikte bir de kadın elbisesi gönderdi. Kadın elbisesini gören Yavuz, hiddetinden hemen elçiyi öldürttü. Hemen Şah İsmail'e bir cevap yazdı ve mektupla birlikte bir hırka-asa-külah-tesbih de gönderdi. Bunlar, Şahın dervişlikten gelme olduğunu ifade ediyordu. Bu cevabı alan Şah İsmail hayretler içinde kaldı. Yavuz'un kendisine bu şekilde edepli ve nazik bir cevap göndereceğini ummuyordu. Hemen Yavuz'a temkinli ve itidalli bir cevap yazıp anlaşma yapmak istediğini de bildirdi.
On altıncı asrın başlarında bugünkü Hindistan-Pakistan bölgelerinde hüküm sürmüş olan Babürlüler devletinin kurucusu Babür Şah ve torunları Türk-İslâm tarihine pek çok hizmette bulunmuşlardır... Bayram Han da, birçok muharebede kahramanlıklar göstermiş bir bahadırdı. Ancak, Afganlılarla yaptığı bir savaşta esir düşmüştü. Afgan kumandanı önceleri Bayram Hana, iyi muamelede bulunmuştu. Hattâ serbest bırakmayı bile düşünmüştü. Lâkin Bayram Han bir seferinde tedbirsiz davranıp Afganlılar aleyhinde tasarladığı bir planını ağzından kaçırınca kendisine yapılan muamele tamamen değişti. Serbest bırakılacağı yerde, idamına karar verildi!..
Ziyâdî Mehmed Efendi İstanbul'daki büyük velîlerdendir. 1790 (H.1205) senesinde vefât etti. Şeyh Ebü'l-Vefâ hazretlerinin talebesidir. Onun terbiyesinde yetişti. Mânevî ilimlerde üstün derecelere yükseldi. Şam civârında Kadem köyündeki Kadem-i şerîfin (Peygamber efendimizin mübârek ayak izinin bulunduğu taş) bulunduğu câmiyi yaptırdı. Birinci Sultan Abdülhamîd Han zamânında, Sultan tarafından İstanbul'a dâvet edildi. Bu dâvet üzerine, Kadem-i saâdeti başına alıp, yürüyerek İstanbul'a getirdi. Kadem Dergâhı adıyla meşhur dergâh yapılarak Ziyâdî Efendiye, bu dergâhta insanlara ilim öğretmesi için vazife verdi ve dergâhı kendisine teslim edildi. Derslerinde buyurdu ki:
Ma'rûf-ı Kerhi Hazretlerinin bir dayısı şehrin vâlisi idi. Vâli, bir gün şehrin kenar mahallelerini dolaşıyordu. Ma'rûf'u bir kenarda oturmuş ekmek yerken gördü. Önünde de bir köpek vardı. Bir lokma kendi yiyor, bir lokma da köpeğin ağzına veriyordu.
Dayısı,
- Köpekle birlikte yemeğe utanmıyor musun dedi.