İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.650.868
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Meşhur tarihçi, ilim ve devlet adamımız Ahmed Cevdet Paşa'nın hanımı Seniha Sultan, bir Fransız diplomatının hanımı olan Madame Simone de La Cherte ile pek çok kez mektuplaşmıştır. Bu mektuplarda, 1911'lerin Osmanlı kadınından birçok mevzuda bilgiler mevcuttur. İşte bunlardan bir tanesi:"Sevgili iki gözüm,Biz Türk kadınları, Avrupa'da hiç tanınmayız. Hatta diyebilirim ki, Çin ve Japon kadınları kadar bile tanınmayız. Halbuki Pekin ve Tokyo, Paris'e çok uzaktır. İstanbul ise çok yakındır. Bizim hakkımızda akla hayâle gelmeyecek şeyler uyduruyorlar. Ne ehemmiyeti var. Bizim esir olduğumuzu, kafes içinde birbirine rakip sayısız zevceler topluluğu hâlinde yaşadığımızı sanıyorlar. Ve nihâyet -sevgili büyük Loti'mizin yazdığı öylesine güzel fakat öylesine yanlış anlaşılan- içimizden çoğunun Latince ve eski Yunanca, cebir ve felsefebildiğini, câhil olsun, âlim olsun, bütün Türk kadınlarının, gece gündüz hiç ara vermeden "boyunduruğumuzdan" kurtulmayı, "hürriyetimizi ve itibarımızı ve kadınlık haklarımızı" elde etmeye çalıştığımızı sanıyorlar.
Kara Çebeş ve Menküb'ün fethinde sahte ricat taktiğinin uygulandığı görülmektedir. Kara Çebeş fethinde Orhan Gazi, kaleye bir konak mesafede askeri üç bölüğe ayırdı. Kendi komutasındaki bir bölüğü hisarın önüne yerleştirdi. Gece olunca diğer bir bölük hisarın arkasında mevzi aldı. Üçüncü bölük ise bir dere içine girdi. Kuşatma harekâtı başladıktan bir kaç gün sonra Osmanlı birlikleri geri çekilme görüntüsü veren geri harekâta başladılar. Bizanslılar, Türklerin kaçtıkları zannına kapıldıkları gibi, kale önünde yakaladıkları bir Türk askerinden de düşmanlarının kaçtığı şeklinde yanlış istihbarat aldılar. Bunun üzerine kaleden çıktılar ve pusuya düştüler. Bu suretle Kara Çebeş'in fethi mümkün oldu36. 1475-76 tarihinde Kırım'da bulunan Menkub şehri Ahmed Paşa tarafından muhasara edilmişti. Kalenin savaş yoluyla alınamayacağını gören Ahmed Paşa, burada bir miktar asker bırakarak geri çekildi. Bir kaç gün sonra buradaki askerler de çekildiler ve pusuya yattılar. Muhasara öncesinde kaleye dışarıdan bir çok insan girmişti ve uzun süren muhasarada erzak vs. sıkıntısı başlamıştı. Osmanlı askerinin geri çekildiğini görünce hemen hisardan dışarı çıkmaya başladılar. Bunun üzerine harekete geçen Osmanlı askerleri hücuma geçerek hisarın kapısını ele geçirdiler ve şehri fethettiler
Eshab-ı kiramın büyüklerinden olan Abdullah ibni Abbas (radıyallahü anh) hazretleri, "müfessirlerin şahı" olarak tanınır. Resûlullah efendimiz Mekke'de iken, Abdullah ibni Abbâs'ın annesine buyurmuştu ki:
-Senin bir oğlun olacak. Doğduğu zaman bana getir!
Çocuğu getirdiklerinde, kulağına ezân ve ikâmet okuyup, ismini Abdullah koydular ve;
"Allahım! Onu dinde fakih kıl ve kitabını ona öğret" diyerek duâ ettiler. Sonra annesinin kucağına verip buyurdular ki:
-Halifelerin babasını al, götür!
Ebü'l-Kâsım Nüveyri hazretleri Şafii âlimidir. 801 (m. 1399)'da Mısır'da doğdu. 898 (m. 1493)'de Mekke-i mükerremede vefât etti. "Târih-ül-Hulefâ" kitabında şunları anlatmaktadır:
Üsküdarlı Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri, üstadı Üftade Hazretleri'nin hizmetinde talebe iken, birçok talebe arkadaşlarının arasında, üstadının yanında ayrı bir yeri vardı. Üftade Hazretleri, talebeleri arasında en çok onunla ilgilenir, bir çok iltifatlar eder ve onun yetişmesine ayrı bir ihtimam gösterirdi. Üstadın o talebesi ile fazla meşgul olmasını diğer talebeler çekemezler ve çok kıskanırlardı.-Biz de talebeyiz o da talebe! Onun bizden ne farkı var? diye hayıflanıyorlardı. Talebelerin bu halini sezen Üftade Hazretleri, onları imtihan etmek istedi. Hepsini huzuruna çağırarak ellerine birer bıçak ve birer de tavuk verip:-Bunu gidip kimsenin görmediği yerde kesip geleceksiniz. Tek şartım, keserken hiç kimsenin sizi görmemesi ve yalnız olmanızdır. Kim daha çabuk gelirse, benim en çok takdirimi o talebem kazanmış olur, buyurdular.