Sana Ne Ile Geleyim Yâ Resûlallah?
Şeyhülislâm Berdeî hazretleri Kânûnî Sultan Süleymân Han zamânında Isparta Eğirdir'de yaşamış Osmanlı velîlerindendir. Bâzı menkıbeleri şöyle nakledilmiştir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.454.183
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Şeyhülislâm Berdeî hazretleri Kânûnî Sultan Süleymân Han zamânında Isparta Eğirdir'de yaşamış Osmanlı velîlerindendir. Bâzı menkıbeleri şöyle nakledilmiştir:
Sultan Süleymân Han İran'a sefer yaptığı sırada Pir Ali hazretlerine bâzı hasetçiler iftirâ atıp; "Aksaray'da bir kimse Mehdilik dâvâsında bulunuyor." demişlerdir. Bunun üzerine Pâdişâh araştırılmasını, durumun öğrenilmesini emretti. Bâzı kimseler aleyhinde idiler. Durumu soruşturmak üzere kurulan mecliste, Pir Ali hazretleri, aleyhinde bulunanlara bakıp celâlli bir şekilde; "Bizim aleyhimizde bulunan siz misiniz?" diye işâret etti. Aleyhinde bulunanlardan biri orada düşüp öldü. Diğeri de istifrâ etmeye başladı. Ağzından pislik geldi. Mecliste bulunanlar onun heybetinden korkup, bu hususta soruşturmadan vaz geçtiler
Birinci Cihan Harbi patlak verip yedi düvelle savaşa girildiğinde, Anadolu coğrafyasının eli silah tutan gökçek yüzlü bütün yiğitleri askere çağrılır. Bu daveti alanlar arasında, bıyığı henüz terlemiş Murat isminde bir delikanlı da vardır. Yozgat'ın Sorgun kazasının Karayakup köyünden olan bu yiğidi, önce başını kınalar öyle selametler anacığı...Murat 3. taburda yerini aldığında, komutanı Sabri Bey'in dikkatini çeker. Başı kınalı bu Anadolu çocuğunu çağırır ve kınanın sebebini sorar. Murat, mahcup mahcup boynunu büker önce... Komutanına cevap veremez bir türlü... Ardından, bölükteki tıbbiye öğrencilerinden Şükrü'ye bir mektup yazdırır:"Anacığım! Kardeşlerimi askere gönderirken başlarına kına koyma... Zabit efendi bana sordu da cevap veremedim. Kardeşlerim de cevap veremeyip mahcup olmasınlar..."
Şirugâni Ali Efendi "rahmetullahi aleyh" Gülşeni yolunun şeyhlerindendir. İstanbul'da doğdu. Şehremini'deki Hulvi Tekkesi şeyhi Sinan Efendiye talebe olarak Gülşeniyye tarikatına intisap etti. Hocasının vefatı üzerine bu dergâha şeyh tayin edildi ve 1126 (m. 1714)'de vefat etti. Kabri aynı dergahın haziresindedir. Ziyaretine gittiği bir hastaya, şu nasihatleri yaptı:
Âşık Efendi, Kanuni Sultan Süleymân zamanında Edirne'de yaşamış büyük velilerdendir. Edirne yakınlarında Âhûr köyünde doğdu. 975 (m. 1567)'de İstanbul'da vefât etti. Buyurdu ki:
Bağdad halifesi, Şeyh Şehabeddin Sühreverdi hazretlerini elçilikle Selçuklu Sultanı Alâ'eddin Keykubad'a göndermişti. Konya'ya ulaştığı sırada Sultan, Gavale kalesine gitmişti. Sultan'ül-Ulema Bahâeddin Veled hazretlerini de birlikte götürmüştü. Sultan, Sühreverdi'yi de kaleye getirmelerini emretti. Halifenin elçiliğini ifa ettikten sonra şeyhe, Bahâeddin Veled hazretleri son derece izaz ve ikramda bulundu. Çünkü Sühreverdi de Bağdat'ta Bahâeddin Veled hazretlerine hadsiz hesapsız hizmetlerde bulunmuştu. Bahâeddin Veled hazretleri: "Sühreverdiler hem Ebubekir'e mensuplar, hem de bizim yakın akrabalarımızdandılar" buyurdu...
Müslümanlara sıkıntı veren Yahudi Ebû Râfi'ye haddini bildirmek için onun kalesine giren Hz. Abdullah bin Atik, bundan sonrasını kendisi şöyle anlatır:
İçeri girince, ahıra girip saklandım. Saklandığım yerden kapıcıyı tâkip ettim. Kapıyı kilitledi, anahtarları direğe asıp gitti. Anahtarları alıp, her tarafı dolaştım. Birçok kapıdan geçtim. Her kapıyı açtıkça, kapıyı iç tarafından sürgülüyordum. Bunu, eğer Ebû Râfi'nin adamları beni fark ederlerse, adamı öldürünceye kadar, bana yeteri kadar zaman kazandırsın, diye yapıyordum. Bu suretle Ebû Râfi'nin yattığı odaya kadar vardım.