Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.566.874
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
1550 (H.957) senesinde Manisa sancağında şehzâde olarak bulunan Sultan İkinci Selim Hanın hocası ve terbiye edicisi Akşemseddin evlâdından olan Şemsi Çelebi vefât edince, onun yerine Ataullah Efendi, Şehzâde hocalığı ile vazifelendirildi. İlim ve edeb yönünden Şehzâdenin iyi yetişmesine çalıştı ve bu hususta büyük hizmetleri oldu.1566 (H.974) senesi Rebi'ul-evvel ayında Sultan İkinci Selim Han tahta geçip pâdişâh olunca, Atâullah Ahmed'i büyük bir câmide halka vâz ve nasihat etmesi için vazifelendirdi. Vâz ve nasihatleri insanlar üzerinde çok tesirli idi. Çok sevilip sayıldı.
Osmanlı Devleti, Kanuni Sultan Süleyman zamanında Cezayir'i fethedince, batısında bulunan Fas ile komşu oldular. O tarihlerde Fas sultanı olan II. Muhammed, Osmanlıların kendi devletini de ele geçireceğinden korkarak, 80.000 kişilik bir ordu ile Cezayir üzerine yürüdü. Cezayir valisi olan Kazdağlı Salih Paşa bunu haber alınca derhal harekete geçti ve Sebû denilen yerde 5 Ocak 1554 günü yapılan harpte Fas kuvvetlerini bozguna uğrattı. Ertesi gün de Fas sultanlığının başşehri olan Fes şehrine girdi. Burada 4 ay kadar hüküm sürdü. Fas sultanı güneydeki Merakeş şehrine kaçmıştı. 4 ay sonra Salih Paşa buradan çekilerek Cezayir' e dönünce sultan, tekrar Fes şehrini ele geçirerek tahtına oturdu.
Ya'kûb bin İshâk Hadrami hazretleri "On Kırâat İmamı"ndan dokuzuncusudur. Kur'ân-ı kerimin kırâatini, okunuş şekillerini ve bununla ilgili usûlleri, kaideleri naklen bildiren kırâat imâmlarındandır. 205 (m. 820)'de 88 yaşında vefât etti. Buyurdu ki:
Abdüllatif Mahrûki Efendi büyük velilerdendir. 1497 (H. 903)'te İstanbul'da doğdu. İstanbul'da ilim ve edep öğrenip, Halveti büyüğü olarak Vefâzâde Dergâhının piri oldu. Hocalarının silsilesi Seyyid Burhâneddin, Nâsih Efendi, Tâcüddin Karamâni olup, Şihâbüddin Ömer Sühreverdi'ye ulaşır. Uzun zaman İstanbul'da irşâd ile insanlara mânevi terbiye vermekle meşgûl oldu. Sonra Şam'a gidip orada Emevi Câmiinde vaaz ve nasihatlerde bulundu. Sonra İstanbul'a döndü ve Vefâ'daki dergâhta karar kıldı.
Hâli-u Kasem hazretleri Hadramut evliyâsının büyüklerindendir. Hadramut’ta Beyt-i Cübeyr şehrinde doğdu. Küçük yaşta ilim tahsîline başladı. Kur'ân-ı kerîmi ezberledi. Kırâat ilmini yâni Kur'ân-ı kerîmi okuma ilmini babasından öğrendi. Babası ona başka ilimleri de öğretti. Büyük hadîs âlimlerinden hadîs-i şerîf dinledi. 1132 (H.527) senesinde Terîm'de vefât etti. Sohbetlerinde buyurdu ki:
"Abayı yakmak." Bu tâbir mecâzen, "birine âşık olmak, tutulmak, gönül vermek" gibi mânâlar ihtivâ eder. Dervişler arasında birilerinin aşkının büyüklüğünden bahsedilecekse eskiden, "Ooo! Abası hayli yanıktır!" gibi ifadeler kullanılırmış.Eski tekke mimarimizin kompleksi içinde; bir mescid veya câmi, ortada şadırvanı olan bir avlu ve avluyu çevreleyen derviş hücreleri, büyükçe bir dershâne, mutfak, kiler, ambar v.s. bulunduğu bilinmektedir. Bilhassa kış aylarında dershânenin ocağı harlı ateşle yakılarak dervişânın burada toplanmaları sağlanır, böylece hem iktisat yapılmış, hem de uzun saatler mürşidden istifade ve istifâza etmeleri temin edilirmiş.