Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.665.887
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Özdemir Bey, Mısır'daki Memlûk Türk beylerindendi. Yavuz tarafından Mısır'ın Osmanlı idaresine geçmesiyle o da Osmanlı ordusuna katıldı ve vali Süleyman Paşa'nın hizmetinde Sancak Beyi (Tümgeneral) rütbesine yükseldi. Bu vazifedeyken, 1541 senesinde emrindeki kuvvetlerle güneye ilerleyerek önce Sudan, sonra Habeşistan, Eritre, Somali topraklarını fethetti. Bu ülkelerin kralları Osmanlı tâbiyetini tanıdılar. Buraların ahalisi putperest idi. İslamiyeti bu insanlara ilk tanıtan Özdemir Paşa oldu. Kısa bir zaman içinde, bazı hristiyan Habeş kabileleri dışında bu memleketlerin ahalisi tamamen Müslüman oldu.Özdemir Paşa'nın bu başarıları padişaha kadar ulaştı. Kanuni Sultan Süleyman Han, onu İstanbul'a davet ederek görüşmek istedi. Sevimli, zeki, konuşkan ve yüksek bir terbiye ve edeb sahibi olan Özdemir Paşa'yı çok sevdi ve ona Beylerbeyi (Orgeneral) rütbesini verdi. Bir süre İstanbul'da kalan Paşa, bu zaman zarfında padişah ile bir çok defa, hem de bir dost muamelesi görerek sohbet etti. Kanuni'ye, Afrika'nın stratejik önemini, buralarda Portekiz donanmasının görülmeye başladığını, eğer Osmanlı devleti olmazsa, hristiyanlığın yayılabile ceğini padişaha anlattı. Kanuni de onu "Habeşistan Beylerbeyi" tayin ederek tekrar Afrika'ya gönderdi. Böylece Afrika'da yeni bir Osmanlı eyaleti kuruluyordu.
Bir gün Sultan Ahmed Han, mürşidini ziyâret için Üsküdar'a gelmişti. Çarşıdan geçerken, Hüdâyi hazretlerinin alış-veriş ettiğini gördü. Genç Hünkâr bu esnâda attaydı. Derhal atından indi, hocasının elini öptü ve atına binmesi için ricâ etti. Bir müddetHüdâyi hazretleri at sırtında önde ve Pâdişâh da yaya olarak ardınca yürüdüler. Kısa bir süre sonra Mahmûd Hüdâyi dünyâyı titreten koca bir pâdişâhın, arkasında yaya yürümesine râzı olmadı ve; "Sultanım! Sırf hocam Muhammed Üftâde hazretlerinin duâsı ve emri yerine gelsin diye bindim. Çünkü o; "Pâdişâhlar rikâbında yürüsün." diye duâ etmişti." buyurarak atından indi. Ata tekrar Sultan Ahmed Hanı bindirdi.Sultan Ahmed Hanın bu hâdiseden sonra aşağıdaki beytleri söylediği belirtilir:
"Varımı ben Hakka verdim, gayrı vârım kalmadı. / Cümlesinden el çekip pes dü cihânım kalmadı. / Çünkü hubbullah erişti, çekti beni kendine, / Açtı gönlüm gözünü, gayri gümânım kalmadı. / Evliyânın himmeti, yaktı beni kül eyledi, / Sâfiyim, buldum safâyı dü cihânım kalmadı. / Ahmedi der, "Yâ ilâhi! Sana şükrüm çok-durur",
Taşköprülüzade Ahmed Efendi, Osmanlı âlimlerinin büyüklerindendir. Kendi asrının bir tanesi idi. 1495 (H.901) senesinde Bursa'da dünyaya geldi. İlk tahsilini babasından aldıktan sonra Bursa'da, o zamanın büyük medreselerine devam etti. İlk önce Arabi ilimlerini öğrendi. Daha sonra mantık, akaid, kelam okudu. Haşiye-i Tecrid ve Mevakıf Şerhi'ni büyük âlimlerden bizzat öğrendi. Sonra hadis ilmine başladı...
Hazret-i Muhammed "sallallahü aleyhi ve sellem" doğduktan sonra, Seyf ibni Zilyezn, Habeşistan'ı aldı. Abdülmuttalib, Veheb bin Abdi Menâf ve Kureyş kabilesinin diğer ileri gelenleri Zilyezn'i tebrik için Yemen'e gittiler... Müsâade alıp içeri girdiklerinde, Abdülmuttalib, hükümdarın yakınına oturdu. Konuşmak için izin istedi ve gâyet fasih bir ifâde ile kendisini tebrik etti. Duâlar yaptı ve medhiyede bulundu...
Sâlih Efendi, İstanbul'da yetişen evliyâdan olup, 1788 (H.1203) senesinde, Karagümrük'te doğdu. "Odabaşı Şeyhi" diye meşhur olan Nûri Efendiye talebe oldu. Tam yirmi iki sene cân-u gönülden hizmet etti. Hocasının vefatından sonra onun yerine geçerek Fâtih civârında talebe yetiştirmeye başladı. 1879 (H.1296) senesinde vefât etti. Dergâhındaki tevhidhânesine defnedildi.
Sâlih Efendi, vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:
Kınalızâde Ali Çelebi şöyle anlatmıştır: Bursa'dan İstanbul'a gitmeye niyetlenmiştim. Gitmeden önce bir gece akrabâ ve bâzı arkadaşlarımla, müderris ve medrese mensupları ile sohbet ettik. Söz şeyhlerden açıldı. Bu arada hayatta olanlardan Şeyh Burhâneddin Efendiden de söz edildi. Ben onun hakkında bâzı uygunsuz sözler söyledim. Ertesi gün Mudanya'dan gemiye binip yola çıktım. Rüzgâr ters yönden esiyordu. Bozburun denilen yere geldiğimizde bindiğimiz gemi batma derecesine geldi. Artık gemide bulunan herkes geminin batmakta olduğuna kanâat getirdi. Ben de geminin kaptan odasında oturup, hayâtımdan ümidimi kesmiş ve şaşkın bir halde ölümü bekliyordum.