İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.651.151
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Sultan II. Bayezid devrinde gittikçe kuvvetlenen Osmanlı denizcileri Avrupa'yı endişe lendiriyordu. 1499 baharında, Papa'nın teşviki ile toplanan haçlı donanması, Osmanlı donan masını Akdeniz'den silmek maksadıyla harekete geçerek İnebahtı'ya doğru yola çıktı. Kapta nıderya Küçük Davud Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması da bu sırada orada bulunu yordu. Kemal Reis ve Burak Reis gibi meşhur Osmanlı denizcileri de bu donanmadaydılar.Osmanlı donanması Mora sahillerindeki Modon açıklarından geçerken, daha önce karakol için ileri gitmiş olan işkanpavyenin köpükler saçarak hızla yaklaştığı görüldü. Kaptan-ı Derya baştardesine iki palamar mesafe kalmıştı ki, gür bir ses duyuldu:-İkiyüz parçalık bir Venedik donanması üzerimize gelir baba Reis!
Oruç Reis esir edilmişti. Bir süre zindanda kaldıktan sonra çıkartılarak bir gemide küreğe çakıldı. Papazlar ve Şövalyeler, İtalyanca, Rumca ve İspanyolca bilen ve sözü sohbeti yerinde plan Oruç Reis ile konuşmak tan zevk alırlardı. Şövalyeler ona karşı hürmet duyuyorlardı. Sohbet sırasında ona:
"Ey Osmanlı! Sen güzel sözlü bir kişisin. Bizim lisanımızı da fevkalade konuşuyorsun. Müslümanlıkta ne buldun? Gel bizim dinimize geç! Adı sanı belli bir adam olursun. Büyük bir şövalye kaptan yaparız seni" dediler. Oruç Reis:"Kâfirlerin iyiliği bu mudur? Dinimden dönüp hükümdar olmaktansa müslüman esir kalmayı tercih ederim. Şu duvarlardaki resimleri elinizle dizersiniz ve onlara taparsınız. Şimdi onları ateşe atsalar veya çölde bir kuyuya bıraksalar, veyahut balta ile pare pare eyleseler, kendilerini kurtarıp halas etmeye kadir değildirler." Dedi. Şövalyeler:"Görelim senin Peygamberin neyler, işte halin malum" dediler.
Abdülvâhid bin Zeyd hazretleri meşhûr hadis, fıkıh âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. Tebe-i tâbiinden olup, Basra'da yaşamıştır. Doğum ve vefât târihleri kesin olarak bilinmemektedir. Bir rivayete göre de 805 (H. 189) senesinde vefât etmiştir...
Bu mübarek zat, öğrendiklerini insanlara öğretmeye çalışırdı. Cumâ namazından sonra evinin çevresi hadis ve fıkıh öğrenmek isteyen talebelerle dolardı. Bıkıp, yorulmadan saatlerce ders verir ve onların yetişmelerini isterdi. Bir dakikasının boşa geçmesini istemez, ya öğrenir yâhut da öğretirdi. Derslerine sâdece namaz vakitlerinde ara verdiğini talebeleri anlatmışlardır...
İbn-i Münâvi hazretleri, Câmi'-us-Sagir adlı eseri açıklayan büyük âlim Abdurraûf Münâvi hazretlerinin oğludur. Doğum târihi ve yeri bilinmemektedir. 1613 (H.1022) senesinde Mısır'da vefât etti.
İbn-i Münâvi hazretleri bir sohbetinde buyurdu ki:
Ebü'l-Kâsım Kayrevâni hazretleri, Mâliki fıkıh âlimidir. "İbn-i Nâci" adıyla meşhur oldu. 760 (1359)'da Tunus'ta Kayrevan'da doğdu. İlim tahsili için Mısır ve Fas'a gitti. Memleketine dönderek talebe yetiştirdi. 839'da (1435) Kayrevan'da vefat etti. Buyurdu ki:
Sultan III. Mustafa zamanındaki evliyanın büyüklerinden olan Abdülehad Nuri Efendi, Süleymâniye Câmiinde vâz ettiği bir gün, kürsüye bir kâğıt kondu. Vâzdan sonra, bu şekilde konan kâğıtları okurlardı. Kâğıdı okuyunca; "Sizin gavs olduğunuz söyleniyor. Gavs olan, Allahü teâlânın izni ile istediğini yaparmış. Eğer gavs iseniz, beni bu mecliste öldürün bakalım." yazıyordu. Abdülehad Efendi bu yazıyı okuyunca; "Taassub insanı nelere götürürmüş. Sübhânallah, biz âciz ve fakir bir kuluz. Halk bizi gavs ve kutb bilir. Hak teâlâ onları tasdik eyleye. Kutb olanlar nefis ehli olanlar gibi, ben bunu yapamaz mıyım diye elinden geleni yapmaya kalkışmaz. Onlara sıkıntı ve cefâ verilse bile onlar affederler. Onun için yüksek mertebelere eriştiler. Fakat evliyâ, kınından çekilmiş bir kılıçtır. Bir kimse kendini kılıca vursa, kabahat kılıcın mıdır, yoksa kendini kılıca vuranın mı?" buyurduklarında, câminin içinde; "Aman, eyvah, eyvah." diye bir çığlık koptu. O kâğıdı yazan kişi o anda vefât etti.