Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.667.402
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Yunan Prensi Yorgi, Başkumandan sıfatıyla, melanetlerine hız vermek için Yenişehir e gelmişti. Şehir varoşlarına hakim bulunan av köşkünün salonunda perdeleri sonuna kadar açık, gayet yüksek ve geniş pencerenin önünde duruyordu. Ellerini arkasında kavuşturmuş, ileride, uzakta ve aşağılarda, şehirden çıkıp tepelerin arasında kaybolan yola dikkatle bakı yordu. Arkasında bekleyen yaverinin yüzüne bakmadan:-Mükemmel!...diye konuştu. İşte yolun nihayetinde son müfrezeler de kaybolmak üzereler. Askerimize giydirilen kıyafet tam istediğim gibi. Eşkıyadan farkları yok. -Evet Ekselans. Bu çok güzel düşünülmüş bir plan. Kahraman askerlerimiz, bu eşkıya kıyafetleriyle Müslüman köylerini basıp, çoluk çocuk katletmeye, soyguna işkenceye başlayın ca, Osmanlı hükûmeti her şeye rağmen harekete geçmek mecburiyetinde kalacak. Eşkıya kı yafetindeki yiğit askerlerimizi takibe ve kovalamaya başlayacak. O zaman, her zamanki gibi Osmanlılar, Yunan tebeayı katlediyor...soykırıma başladı diye yaygara koparıp bütün Avru pa'yı ayaklandıracağız. Osmanlılarla aramızda bir savaş çıktı mı, ilk durağımız İstanbul olur.
Gavs-ül-Memdûh'un akrabâlarından Ali Efendi birkaç arkadaşıyla hacca gitmişti. Dönüşte Lazkiye civârına geldiklerinde yiyecekleri bitti. Lazkiye'ye giderek orayı idâre eden Osmanlı paşasına durumu anlattılar ve yardım talebinde bulundular. Onların Tillolu olduğunu öğrenince, Gavs-ül-Memdûh hazretlerini sordu. Yeğeni olduğunu söyledi. Paşa buna çok sevindi ve hocalarının evsâfını sordu. O da tek tek anlattı. Anlattıkça paşa tasdik ediyordu. Buna oldukça şaşırdı. Acabâ paşa, hocamı nereden tanıyordu? Dayanamayıp sordu. Paşa da cevap olarak şöyle anlattı:
Filibeli Muslihuddîn Efendi Osmanlı âlimlerinden ve büyük velîlerdendir. 1502 (H.908) senesinde Bulgaristan’da Filibe'de doğdu. Zamânının âlimlerinden aklî ve naklî ilimleri tahsîl ettikten sonra Sofyalı Bâlî Efendinin dergâhına gidip, ona talebe oldu. Hizmetinde ve sohbetinde uzun müddet kalıp, feyiz aldı. İstanbul’a giderek talebe yetiştirdi. Onun sohbet ve ilim meclislerinde âlimler hazır bulunuyor ve istifâde ediyorlardı. Bir kısım âlimler ona talebe olup feyiz aldılar... Şeyhülislâm Ebüssü'ûd Efendi de bunlar arasındaydı. Vezîr-i âzam Sokullu Mehmed Paşa onun talebeleri arasındaydı. Osmanlı pâdişâhı Kânûnî Sultan Süleymân da ona muhabbet edip, sohbet meclislerinde bulundu. Bâzen de saraya dâvet edip, sohbetleriyle şereflenirdi. 1573 (H.981) senesinde İstanbul'da vefât etti.
Şerâfeddin Ebû Ali Kalender, Hindistan'ın büyük velilerindendir. Pâni-püt şehrindendir. Soyu İmâm-ı A'zam hazretlerine dayanır. 1323 (H.723) senesinde Kirnâl'in Bûte Kihtar Kasabasında vefât etti. Sonra kabri Pâni-püt'e nakledildi...
Ahmed Gazzi hazretleri hadis âlimidir. 1054 (m. 1644)'de Filistin'deki Gazze'de doğdu. 1150 (m. 1737)'de Bursa'da yaptırmış olduğu dergâhında vefât etti. Naklettiği hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
Ebû'l-Kasım Kuşeyri Hazretlerinden rivayet edilmiştir: Merhum Sultan Mahmud'un, Ulvi isminde bir adamı olup, O'nu bir iş için Bağdad'a gönderir. O kimse Bağdad'a gelince, önce Şeyh Şibli Hazretlerinin halifelerinden bir Şeyhin sohbetinde bulunmak ister. Semiz bir tavuk satın alır ve o zat ile beraber yeriz diye niyetlenir. Fakat tavuğu pişirdiği zaman, tamah ederek yalnızca yemek arzusu ile kendi odasına götürür ve şeyhin yanına gitmektense vazgeçer.