Sâlihlerle Sohbet, Ebedî Saâdetin Anahtarıdır
Câfer-i Huldî hazretleri meşhur âlim ve velîlerdendir. 867 (H.253) senesinde Bağdât'ta doğdu. 959 (H.348) senesinde aynı yerde vefât etti. Cüneyd-i Bağdâdî'nin talebelerinin en büyüklerindendir.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.502.407
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Câfer-i Huldî hazretleri meşhur âlim ve velîlerdendir. 867 (H.253) senesinde Bağdât'ta doğdu. 959 (H.348) senesinde aynı yerde vefât etti. Cüneyd-i Bağdâdî'nin talebelerinin en büyüklerindendir.
1850'li yıllara kadar ne Harputlular Amerika ve Amerikalıları tanırdı, ne de Amerikalılar Harput'u bilir ve Harputluları tanırlardı. Görünüþte hümanist fakat bir bu kadar da emperyalist duygularla dünyayı bir örümcek aðı gibi saran misyoner teþkilâtlarından, bölgeyle ilgili araþtırmalar yapan Amerikan Board Heyeti'nden misyonerler, Harput'u Amerikalılar'a tanıtmaya baþlamıþtı.
1820'den beri Osmanlı topraklarında faaliyetlerine devam eden Amerikan Board misyonerleri, 1850 yılında yaptıkları yıllık toplantıda, Harput ve çevresinin (Muþ, Bitlis, Van) Erzurum istasyonunca yakından izlenmesi kararı çıkınca bölge incelenmeye baþlanmıþtı.
Sultan 1. Ahmed (1590-1617), kalbi hayatının derinliği olan oldukça müttaki bir Osmanlı Padişahıdır. Bahti mahlasıyla Peygamber Efendimize sevgisini ve bağlılığını ifade eden çok içli şiirleri vardır: Nola tacım gibi başımda götürsem daim Kadem-i resmini ol bazret-i şab-i Resül'ün. İşte bu ince ruhlu Osmanlı sultanının vefat etmeden bir gün önce huzurunda bulunan mabeynci Mustafa, Ahmed Han'ın odada muhatabını göremediği kimselere karşı dört defa; "Ve aleyküm selam" dediğine şahit oldu. Mabeynci, bir mânâ veremediği bu garip davranışların sebebini Sultanına sorduğunda, Sultan Ahmed Han şu cevabı verdi: "O anda Hazreti Ebu Bekir-i Sıddık, Hazreti Ömer, Hazreti Osman ve Hazreti Ali efendilerimiz geldiler ve bana; 'Sen, dünya ve ahiretin sultanlığını kendine toplamışsın. Yarın Resulullah Efendimiz'in yanında olacaksın', buyurdular." Gerçekten de bu Hak dostu, denildiği gibi ertesi gün vefat ederek sevdiklerine kavuştu.
Abdullah bin Zübeyr Humeydi hazretleri Tebe-i tabiinden büyük bir hadis âlimidir. 219 (m. 834)'de Mekke-i Mükerreme'de vefat etti. Rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları:
Resûl bin Ahmed Türkmânî hazretleri Hanefî mezhebi fıkıh ve hadîs âlimidir. Tire'de doğdu. İlim tahsili için Kâhire’ye giderek âlimlerin sohbetlerinde bulunup onlardan ilim öğrendi. Başta fıkıh ve hadîs olmak üzere, çeşitli ilimlerde yükselip, zamanında bulunan Hanefî mezhebindeki âlimlerin en üstünlerinden oldu. Kendisine birçok defa kadı olması teklif edildi ise de, bu vazîfeyi kabul etmemekte ısrar etti ve; “Bu kadılık vazîfesi öyle bir iştir ki, bu vazîfeyi yapabilmek için geniş ilim sahibi olmak yetmez. Ayrıca kadılığa âit ıstılâhları bilmek, bu husûsta tecrübe ve mahâret sahibi olmak da lâzımdır” buyurdu...
Şihâbüddîn Zerrûk hazretleri Mâlikî mezhebi fıkıh âlimi ve büyük velîlerdendir 1442 (H.846) senesinde Fas'ta doğdu. 1493 (H.899) senesinde Libya’da Tekrîn nâhiyesinde vefât etti. İlim öğrenmek için Mısır'a ve Medîne'ye seyahat yaptı. Kâhire'de bir müddet ikâmet etti. Çok kerâmeti görülen evliyâ ve âlim bir zât idi. Çok sayıda talebe yetiştirdi.
Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri Mesnevi'de şöyle bir hikaye anlatır: ıki atlı arkadaş yola çıkmışlar. Fakat birisi âmâ imiş. Giderlerken âmâ olan şahıs, kamçısını düşürmüş. Fakat arkadaşına itimad edemediği için, yerden almasını söylememiş, inmiş atından el yordamıyla kamçıyı aramış. Derken, kendi kamçısını bulamamış ama eline ondan daha güzel yumuşak bir şey geçmiş. Bu kamçı daha güzelmiş diyerek alıp atına binmiş. Fakat o kamçı diye bulup aldığı, gecenin soğuğundan hareketsiz duran bir yılanmış. Derken biraz sonra hayli ilerlemiş olan arkadaşına yetişmiş. Arkadaşı sormuş