Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.602.637
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
İkinci Murâd Hanın vefâtı ile Osmanlı tahtına çıkan genç pâdişâh Sultan Mehmed, İstanbul'un fethi hazırlıklarını tamamladıktan sonra şehre doğru hareket ederken, Allah adam larının da ordusunda bulunmasını istedi. Bu dâvet üzerine Akşemseddin, Akbıyık Sultan, Molla Fenâri, Molla Gürâni, Şeyh Sinân gibi meşhûr âlim ve veliler, talebeleriyle birlikte orduya katıldılar. Yine orduya katılan Aydınoğlu, Karamanoğlu, İsfendiyaroğlu kuvvetleri gibi gönüllü birlikler, İstanbul'un fethinin, bütün Türk-İslâm âlemince mukaddes bir gâye kabûl edildiğini dile getirdiler. Bilhassa talebeleriyle birlikte orduya katılan Akşemseddin hazretleri ve diğer âlim ve evliyâ zâtlar, askerlere ayrı bir şevk ve azim veriyorlardı.
Yavuz Sultan Selim Han zamânında, Molla Şemseddin diye bir saray hocası vardı. Teheccüd namazını kılan, iyi huylu bir zâttı. Yazması çok süratliydi ki, on günde bir mushaf-ı şerifi yazıp bitirirdi. Yavuz Sultan Selim Han, Mısır feth olununca, hocası, Halimi Efendiye buyurdu ki: "Şemseddin bize Tarih-i Vassâf yazsın." Halimi Çelebi, pâdişâhın emrini Şemseddin Efendiye bildirdikten sonra, Şemseddin Efendi yirmi beş gün mühlet alıp, Halimi Çelebi'nin evinde yazmaya başladı. Ancak Halimi Çelebi'yi ziyârete gelenler den bâzıları Molla Şemseddin'le tanış olduklarından onun hücresine de uğrarlar ve çalışmasına mâni olurlardı. Bunun için odasının kapısını kilitleyip ve üstten kapının sürgüsünü çekip hızla yazmayı sürdürdüğü sırada âniden yanında bir kimseyi oturur halde gördü. Korkup heyecanlandı.
Alâeddîn Semerkândî hazretleri Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarında Anadolu'da yaşayan velîlerdendir. Bu mübarek zat Seyyid, yani Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem soyundandır. 1360 (H. 710)’da Semerkand'da doğdu. Semerkand, Buhârâ, Taşkent gibi ilim merkezlerinde ilim tahsil etti. Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden Alâeddîn el-Buhârî'den de icâzet aldı. Tefsîr, fıkıh ve tasavvuf, ahlâk ilimlerinde yüksek derecelere ulaştı. Zâhirî ve bâtınî ilimlerde yetişip tasavvuf yolunun feyizlerine kavuştu. Daha sonra Anadolu'ya hicret etti. Lârende'ye (Karaman'a) geldi. 1456 (H.860) târihinde yüz elli yaşlarında iken vefât etti. Kabr-i şerîfi, İçel'e bağlı Gülnar ilçesinin Zeyne kasabasındadır.
Muhammed İbnü’l-Hac Billifıki hazretleri Mâliki fıkıh alimidir. Endülüs'te (İspanya) Meriye (Almeria) yakınlarındaki Billifîk'te (Velpika) doğdu. Medrese tahsilinden sonra Kalşâne (Calsena) Mervele (Marbella), Mâleka (Malaga) ve İstibûne (Estevona) kadılıkları yaptı. 771 (m. 1370)’de Meriye'de vefat etti.
Şeyh Alâeddîn Harezmî hazretleri büyük velîlerdendir. On üçüncü ve on dördüncü yüzyıllarda Türkistan’ın batısında Harezm’de yaşadı. Günlerce oruç tutar, geceler boyunca ibâdet ederdi. On beş sene boyunca sırtını yere koyarak uyumamıştı. Nice günler geçerdi de ağzına bir lokma koymazdı. Bir parça kurumuş ekmekle iktifâ ederdi. Hac ibâdetini yapmak üzere gittiği Mekke-i mükerremede İmâm-ı Yâfiî ile karşılaştı. İmâm-ı Yafiî şöyle naklediyor:
"Abayı yakmak." Bu tâbir mecâzen, "birine âşık olmak, tutulmak, gönül vermek" gibi mânâlar ihtivâ eder. Dervişler arasında birilerinin aşkının büyüklüğünden bahsedilecekse eskiden, "Ooo! Abası hayli yanıktır!" gibi ifadeler kullanılırmış.Eski tekke mimarimizin kompleksi içinde; bir mescid veya câmi, ortada şadırvanı olan bir avlu ve avluyu çevreleyen derviş hücreleri, büyükçe bir dershâne, mutfak, kiler, ambar v.s. bulunduğu bilinmektedir. Bilhassa kış aylarında dershânenin ocağı harlı ateşle yakılarak dervişânın burada toplanmaları sağlanır, böylece hem iktisat yapılmış, hem de uzun saatler mürşidden istifade ve istifâza etmeleri temin edilirmiş.