Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.568.183
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Yavuz Sultan Selim, her meseleyi, akıllı ve olgun veziri Piri Mehmet Paşa ile istişare eder, onun bilgi ve görüşlerinden istifade ederdi. Bir gün sohbette, kendisine şu soruyu sordu:-Piri Lalam! Allahü Teâlânın emri, Resûl-i Ekrem efendimizin mucizesiyle Mısır'ı fetheyledik. Hâdim-ül Haremeyn olmakla şereflendik. Gittiğimiz yerlerde fetihler müyesser oldu. Emrimize muhalefet edecek kimse kalmadı. Bu halde devletimizin zevali ihtimali var mıdır?Piri Mehmet Paşa'nın, sanki çağlar ötesini görüyormuşçasına verdiği cevap şöyleydi:-Dedelerimizin koydukları kanun ve kaideler yürürlükte kalıp tatbiki devam ettikçe, bu devletin zevali, yıkılması mümkün değildir. Ama evlatlarınızın hilafetleri zamanında, akılsız vezirler tayin edilir, rüşvet kapıları açılıp rütbe ve makamlar ehli olmayanlara verilir ve devlet işlerinde kadınların hükmü yürürse, o zaman bu devlette karışıklık ve düzensizlik hüküm sürer.
Yıldırım Bayezid Han, Rumeli'de sefere çıkmıştır. O yıl Edirne'de konaklar. Ailesi Bursa' dadır. Bâyezid'in Hundi Fatıma adında hâya ve takva sahibi bir kerimesi vardır. Bu kızcağız bir gece rüyasında Efendimiz'i görür. Ondan Muhammed Buhari ile evlenmesi istenir. Ama kız cağız edebinden kimseye bir şey söyleyemez. Ertesi gün Server-i Kainat yine rüyasını şereflendirir ve "Eğer" buyururlar, "Ahirette şefaatime kavuşmak istiyorsan dinle beni!"
Hundi Fatıma Sultan'ın talibi çoktur. Adı büyük paşalarla, namlı beyler sıradadır. Görünüşte Emir Sultan gibi fakir ve garip biri onlarla aşık atamaz. Ancak Hundi Sultan kararlıdır. Bedeli ne olursa olsun Emir Sultan'la evlenecektir. Ama sırrını kimselere açamaz. Hem Emir Sultan'ın Efendimizin emrinden haberi var mıdır acaba? Çok geçmez. Bir gün Emir Sultan dünür yollar saraya. Valide sultan dudak büker. Açıktan açığa "olmaz!" demez; ama öyle demeye getirir: "Söyleyin ona" der, "kırk deve yükü altın getirsin, alsın kızımı!" Emir Sultan sakindir, "Öyleyse!" der, "göndersin develeri!"
Abdurrahmân bin Mustafa hazretleri, Yemen'de yetişen meşhûr velilerdendir. 1135'te Yemen'de doğdu ve orada yetişti. Daha sonra Mısır'a giderek orada talebe yetiştirmeye başladı. Aldığı mânevi bir işaretle diyar diyar gezerek Ehl-i sünnet itikâdını anlattı. Şam, Mısır, Sayda ve İstanbul'da pek çok talebe yetiştirdi. Son günlerinde yine Mısır'a dönerek Kahire'de vefât etti. Kabri Kahire Seyyidet Zeyneb Câmii bahçesindeki türbededir...
Abdurrahmân bin Mustafa hazretleri vefatından kısa bir zaman önce talebelerine buyurdu ki:
Ali bin Ahmed Sellâmi hazretleri Şafii mezhebi fıkıh âlimlerindendir. 813 (m. 1410)'de Kâhire'de doğdu. 887 (m. 1472)'de orada vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Cevhere Berâsiyye hazretleri evliya hanımlardandır. Bağdat'ta yaşadı. Daha önceleri cariye idi. Azad edilince salih bir zat olan Ebû Abdullah el-Berâsi ile evlendi. Ebû Abdullah el-Berâsi anlatır: "Birgün Cevhere bana; "Ey efendi! Kadınlar Cennet'e girdiklerinde süslenir ziynetlenirler mi?" diye sordu. Ben de evet dedim. Bunun üzerine bir feryat koparıp bayılıp, yere düştü. Daha sonra kendine geldi. Ona; "Bu ne hâldir." dedim. Bana; "Şu hâlimi düşünüyorum da dünya nimetlerinden kavuştuğum şeyler beni korkutuyor ve ahirette mahrum kalacağımı zannettim." diye cevap verdi.
Abbasi halifelerinin beþincisi Harun Reþid, sarayının bahçesindeki bir gül fidanını çok beðenir. Yapraðı, kokusu, görünüþüyle dikkatini çeken gülü özel bakıma alması için bahçıvana emir verir.
Bahçıvan üzerine titremeye baþlar gülün. Ne var ki, sakınan göze çöp batar derler ya. Aynen öyle olur. Bir sabah bahçıvan gelip bakar ki, gülün dalına konan bir bülbül, ne kadar yaprak varsa hepsini gagalayarak yere düþürmüþ. Tek yaprak bırakmamıþ gülün baþında... Korku içinde koþar halifeye:
- Sultanım der, üzerine titrediðimiz gülün yapraklarını bir bülbül gagalayarak yere dökmüþ, tek yaprak bırakmamıþ gülün baþında... Harun Reþid, telaþ etmeden cevap verir:
- Üzülme efendi üzülme, der. Bülbülün yaptıðı yanına kalmaz!.