Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.545.950
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Akbıyık Sultan, İkinci Murâd Han'ın haçlılar ve diğer din düşmanlarına karşı giriştiği cihâd hareketine de katıldı. Giriştiği seferlerde, Hacı Bayrâm-ı Veli hazretlerinin diğer talebeleri ile birlikte büyük kahramanlıklar gösterdi. Böylece Osmanlıların Rumeli deki yayılmasında önemli hizmetler gördü.Bu gazâlarda gösterdiği başarılardan birinin sonunda İkinci Murâd Han tarafından Yenişehir köylerinden bir tanesi kendisine temlik edildi (1437). Bu parayı ticarette kullanan Akbıyık Sultan kısa zamanda malının hesâbını yapamayacak kadar zenginleşti. Mal, mülk meşgûliyeti az zaman içinde, hocasının sohbetinden daha az istifâde etmesine yolaçtı. Bu sebeple birgün hocası Hacı Bayram-ı Veli hazretleri, dünyâya ve onun geçici lezzetlerine bağlanmanın mahzurlarından bahsederek Akbıyık Sultan'a;
Çanakkale kara savaşlarında, 31. Alayın 10. bölüğünün kumandanı Üsteğmen Şevket Kumkale ve Orhaniye Tabyalarında görevlendirilmişti. Düşman Donanmasının yoğun topçu ateşi desteği ile karaya çıkan Anzak askerleri, Orhaniye Tabyasını tahrip etmek için saldırıya geçti. Üsteğmen Şevket, erlerine fazla kayıp verdirmemek için açık araziden geçireceği bölü ğüne şu emri verdi: "Arkadaşlar, ben şimdi karşıya sıçrayacağım. Bu yolu salimen geçersem, oradan size nasıl hareket edeceğinizi bildireceğim. Eğer ki geçerken vurulursam, cesedimi kendinize siper yaparak yaparak hücuma devam edin. Orhaniye'yi alın ve beni o tabya içine gömün."Bunları dedikten sonra emir eri ve borazancı askeri de alarak açık araziden hücuma geçti. Ama ne geçiş... Çok hafif bir yara ile beirlediği yere ulaşmıştı. Bölüğüne de verdiği işa retlerle, onları da kayıpsız olarak yanına ulaştırdı. Onuncu bölük oradan, düşman siperleri üzerine "Allah Allah" nidalarıyla öyle bir hücuma geçti ki, düşman askerleri kaçmaktan başka çare bulamadılar. Düşman büyük kayıp vermişti. Ölenlerin cesetlerini siperlerde bıraktılar.
Dün, Şâh-ı Nakşibend hazretlerinin, Seyfeddin isminde dört talebesi var demiştik. Bunlardan biri de Şâh-ı Nakşibend hazretlerinin kahrına uğrayan Seyfeddin'dir. Yani Seyfeddin Bâlâhâne. Bu Seyfeddin ile Muhammed Pârisâ'nın amcası Hüsâmeddin Yûsuf ile Seyfeddin Hoşkan, gece-gündüz berâber sohbet edip, birbirinden ayrılmazdı...
Muhammed bin Hasen İsterâbâdi hazretleri fıkıh, hadis ve tefsir âlimidir. 311 (m. 924)'de İran'da İsterâbâd'da doğdu. 386 (m. 996)'da Cürcan'da vefât etti. Bir dersinde, Kelime-i tevhidin üstünlüklerini anlatırken buyurdu ki:
Yahyâ Bin Ya'mer hazretleri Tabiinin meşhûr nahv ve hadis âlimidir. Bazı rivâyetlere göre, Kur'ân-ı kerimin benzer harflerini birbirinden ayırmak için noktaladı. Basra'da kadılık yaptı. 129 (m. 746) senesinde orada vefât etti. Rivâyet ettiği hadis-i şeriflerden ba'zıları:
Rumelili yüzbaşı İbrâhim Ağa adında bir kimse Bolu'da bir müddet vazife yaptı. Memleketine döneceği zaman Mustafa Sâfi Efendiyle vedâlaşmak için ziyâretine gitti. Vedâlaşıp giderken yüzbaşı İbrâhim Efendiye; "Yolculuğunuz sırasında sıkıntıya düşerseniz bizi hatırlayınız. Selâmetle memleketine ulaşırsın." dedi. Yüzbaşı İbrâhim Ağa bir gemiye binip yola çıktı. Denizde bir müddet yol aldıktan sonra fırtına çıkıp, bindiği gemi batmaya yüz tuttu. Yüzbaşı İbrâhim Ağa suyun dibine doğru batarken Mustafa Sâfi Efendinin kendisine vedâlaşırken söylediği sözü hatırlayıp, Allahü teâlânın izniyle Mustafa Sâfi Efendinin rûhâniyetinden yardım istedi. O anda Mustafa Sâfi Efendi gözüküp onu elinden tuttu ve sudan çıkardı. Sonra da; "Suyun üzerinde bağdaş kur otur! Korkma bir gemi gelip seni kurtaracak!" buyurmuştur. Biraz sonra bir gemi gelip onu kurtarmış ve memleketinin sâhiline götürüp bırakmıştır. Bu hâdiseden sonra Yüzbaşıİbrâhim Ağa memleketinden Bolu'ya giderek Mustafa Sâfi Efendiye talebe olmuş ve ömrü boyunca orada kalmıştır