Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.666.995
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Fatih Sultan Mehmed Han, fethettiği beldeleri kendi haline bırakmayarak imarına çalıştı. İstanbul'un fethinden sonra Edirne'ye geri dönerken, oğlu Bayezid'e bir saray yapılmasını emretti. Daha sonra Eyüp Sultan Camii, türbesi, medresesi, imaret ve hamamı yapıldı. Sekiz kilise, medrese haline getirildi. 1470 yılında kendi simiyle yaptırdığı caminin etrafında meşhur Sahn-ı Seman medresesini kurdu. Medreselerin açıldığı sırada koca Fatih, külliyede kendisine de bir oda ayrılmasını istedi. Fakat müderrisler: "Burada bir odanız olabilmesi için önce imtihana girin, Danişmend (Asistan) olun, tercih ettiğiniz ilim şubesinde tez yapın, eser verin, sonra müderrisliğe erişin. Ancak ilim ocağında bu şekilde makamınız olur." dediler.Fatih Sultan Mehmed Han, bunun üzerine müderrislerin koştukları şartları gerçekleştir dikten sonra Sahn-ı Seman'da oda sahibi olabildi.
İlk defa Avrupa'da Osmanlı Devletini temsil ederek şampiyon olan ve direğe bayra ğımızı çektiren büyük güreşçimiz Kara Ahmet, 1870 yılında Deliorman'ın Hezargrad kasabasında dünyaya geldi. Bir çok güreşçi yetişen Deliorman'da, Koca Yusuf, Adalı Halil gibi pehlivanlar elinde yetişti. İlk defa 1898'de Paris'te yapılan Dünya Greko-Romen güreş şampiyonasına katıldı. Fakat Fransız basını onu küçümsüyor ve mutlaka eleneceğini iddia ediyordu. Fakat ikinici güreşinden sonra Paris'teki gazeteler şöyle haberler yazmaya başladılar:"Önüne geleni yeniyor. Bahse girseydim kaybederdim. Fiziki yapısı yeterli görün müyordu. Yalnız, bir şeyi kabul etmek gerek. Bu Osmanlı, gerçekten neşeli ve çok sempatik. Güreşten zevk alıyor. Aynı zamanda çok da kuvvetli. Bu kuvveti nereden alıyor?"
İvazpaşazâde İbrahim Beyefendi 106. Osmanlı Şeyhülislâmıdır. 1132 (m. 1720)'de İstanbul'da doğdu. Sadrazam Hacı İvaz Paşa'nın oğludur. Medrese tahsilinden sonra müderrislik, kadılık, Anadolu, sonra Rumeli kadıaskerliği yaptı. Nihayet şeyhülislâm oldu. 1212 (m. 1798)'de vefat etti. Bir dersinde, abdest alırken okunacak duaları şöyle anlattı:
Sertarikzâde Mehmed Emin Efendi, Nûreddin Cerrâhi hazretlerinin halifelerindendir. Şeyh Abdullah-ı Sivâsi hazretlerinin de oğludur. 1687 yılında doğdu. Çeşitli hocalardan ders aldıktan sonra Nûreddin Cerrâhi hazretleri vâsıtasıyla yüksek derecelere kavuştu. Hocasının izni ile Eyüp Nişancası'nda kurduğu Sertarikzâde dergâhının şeyhliği yanında Fâtih Medreselerinde müderrislik yaptı. 1761 yılında vefât etti. Kabri Eyüp Nişancası'ndaki dergâhındadır...
Şeyh Abdülmu'tî büyük velilerdendir. Kuzey Afrika memleketlerinden birinde doğdu. Gençliğinde zamânın âlimlerinden ilim öğrendi. Mâlikî mezhebi fıkıh bilgilerinde âlim oldu. Mekke’ye giderek, o sene hac için orada bulunan Zeynüddîn Hâfî hazretleriyle tanışıp, onun talebeleri arasına katıldı. Mekke-i mükerreme büyükleri arasında Şeyh-ül-Harem lakabıyla, kerâmet ve hâlleriyle de Müslümanlar arasında meşhûr oldu. On beşinci asrın sonlarında Mekke-i mükerremede vefât etti.
Ankara'nın Zülfazl (günümüzde Solfasol deniyor) köyünden çok temiz, çok saf bir genç, askere gidiyormuş. Babasından kalma bir kaç altını, anasından kalma birkaç mücevheri varmış. Delikanlının derdi asker dönüşü evlenmek; servetini içine koyduğu küçük sandığını emanet edeceği, güvenip, bırakacağı kimseciği de yok. Düşünüyor, tasınıyor, acaba ne yapsam, diye sızlanıyor... Derken, bir gece rüyasında Hacı Bayram'ı görmez mi? "A! be Selim cik, ne düşünüp duruyorsun getir sandığını, bana bırak!" diyor. Selim oğlan, ertesi günü, sevine sevine Ankara'ya geliyor, doğru türbedarın önüne dikiliyor, hal, keyfiyet böyle, böyle... diye meseleyi anlatıyor. Türbedar da uyanıklardanmış, gece o da haberini almışmış. Getiriyorlar sandığı, Hazretin başucuna bırakıyorlar. Sandık deyince, öyle koca bir şey sanılmasın, ancak bir çanta kadar.