Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.568.173
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Ordumuzun İstanbul önlerine dayandığı günlerdir. Henüz bahardır ama hava iyi sıcaktır. Yedikule önlerinde toplanan askerler kırbaların dibinde kalan son damlaları da yudumlar ve su sormaya başlarlar. Öyle ya bu çocuklar daha yıkanacak, paklanacak, abdest alacaklardır. Fatih bu sıkıntıyı nasıl halledeceğini düşünürken üzerinden yaban kazları geçmesin mi. Genç sultan, süvarilerden birine kuşları işaret eder. Delikanlı okuna davranır, elini sadağına atar. Fatih "Hayır, hayır!" diye fısıldar, "Onları takip et. Kim bilir, belki de bir göle uçuyorlar." Süvari bir hamlede atına çıkar, hayvanını topuklar. Artık kazlar nereye, o oraya. Kuşlar Atışalan taraflarında alçalır alçalır ve berrak sulu bir gölceğize konarlar. Delikanlı önce suyun tadına bakar, sonra matarasını doldurup ordugaha koşar. Doğrusu bu su beklenenden ziyade ve umulandan tatlıdır. Mimarlar, ustalar derhal işbaşı yapar, rütbeliler bile künk taşırlar. Çok değil 5-10 gün sonra lülelerden su akmaya başlar. Fatih bu mutluluğu paylaşmak ister, çeşme başına gelir. O sıra bir sanatkârın kitabeye "adını" kazıdığını görür. Ustaya döner "niye ama" der, "suyu bulan ben değilim ki?" Vezir araya girer ve usulünce sorar: "Peki bu çeşme kimin adı ile anılsın?"-Kazların!Öyle de olur. Çeşmenin adı "Kazlıçeşme" kalır.
Osmanlı ordusunun Kıbrıs'ı ele geçirmesi üzerine Haçlı donanması, Yunanistan'ın batısındaki İnebahtı körfezine bir baskın yaparak Osmanlı Donanmasını imha ettiler. Ancak Kılıç Ali Paşa, kendi kumandasındaki bazı gemileri kurtarabildi ve İstanbul'a getirdi Onun bu gayreti üzerine Kaptan-ı Deryalık vazifesi, Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa tarafından ona verildi. Kılıç Ali Paşa, hemen yeni bir donanma inşası için çalışmalara başladı. İşte bu sırada İstanbul'daki Venedik elçisi Barbaro, İstanbul hükûmetinin sulha taraftar olup olmadığı ve haçlılara taviz verip vermeyeceğini öğrenmek için Sokollu Mehmed Paşa ile görüştü. Bu fikirlerini ona açınca Sokollu şu tarihi cevabı verdi:"İnebahtı muharebesinden sonra cesaretimizin sönmediğini görüyorsun. Sizin zayiatınızla bizimki arasında fark vardır. Biz sizden bir krallık (Kıbrıs adasını) alarak kolu nuzu kestik. Siz de donanmamızı yakarak sakalımızı traş ettiniz. Kesilmiş kol yerine gelmez, ama traş edilen sakal daha gür çıkar."
İbn-i Kesir hazretleri tabiin devrinde Mekke'de yetişen meşhur kıraat âlimlerinden olup Kur'ân-ı kerimin kıraatini (okunuşunu), Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) okuduğu gibi bildiren âlimlerin ikincisidir. 45 (m 665) yılında Mekke'de doğdu. Orada, Eshâb-ı kiramın ve Tâbiin'in büyüklerinden ilim aldı, hepsinden rivayette bulundu. 120 (m. 738)'de vefat etti. Buyurdu ki:
Muhammed Seyfullah hazretleri İmâm-ı Rabbâni hazretlerinin torunlarındandır. 1743 (H.1156) senesinde doğdu. Kayyûm-i Cihan ismiyle meşhur oldu. Önce babası Gulâm Muhammed Ma'sûm-i Sâni'nin teveccüh ve feyizleriyle yetişti. Onun vefâtından sonra da kardeşi Şâh Gulâm Muhammed'den feyiz alarak yetişti ve icâzet aldıktan sonra talebe yetiştirdi. 1797 (H.1212) senesinde Afganistan'da Kâbil'de vefât etti. Bir sohbetinde şöyle anlattı:
Safizâde Mehmed Çelebi, Osmanlılar zamanında Bursa'da yetişen İslâm âlimlerinden ve evliyânın büyüklerindendir. 970 (m. 1562)'de Bursa'da vefât etti. Kıymetli nasihatleri vardır. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Zamanın Şam valisi bir gün, Emeviyye Câmii'ne girdi. O sırada içerde Şam'ın büyük âlimi Şeyh Said el-Halebi, cemaate ders anlatıyordu. İbrahim Paşa gelip Şeyh Said'in yanına oturdu. Ayaklarını uzatmış olan Şeyh, valinin gelmesine rağmen hiç aldırış etmedi. Bu vaziyet valiyi çok kızdırdı ve hemen câmiden ayrıldı.Vali köşküne geldiğinde, dalkavuklar etrafını çevirerek onu şeyhe karşı kışkırtırlar. Onların sözlerinin tesirinde kalan vali, Şeyh'in hemen yakalanıp kendisine getirilmesini emreder. Fakat askerleri gönderdikten biraz sonra da, yaptığı bu işten pişman olur. Çünkü bu hareketinin, başına birçok gâileler açacağını düşünür ve o kararından vaz geçer. Kendi kendine, onu yakalatmak yerine, ona hediyeler göndermeyi düşünür.