“Emîrü’l-Kulûb” Ebü’l-Hüseyin Nûrî

Yolumuzu Aydınlatanlar

Cumartesi, 02 Aralık 2006

Ebü’l-Hüseyin Nûrî, Bağdât’ın büyük velîlerindendir. Onuncu yüzyılda yaşadı. Doğum târihi bilinmemektedir. 908 senesinde Bağdat’ta vefât etti...
Bu mübarek zat, karanlık gecede söz söylese ağzından nûr çıkar ve oda aydınlanırdı. Dişlerinin arasından nûr çıktığı, firâset nûrunun fazlalığı sebebiyle bâtın hallerinden haberler verdiği için, “Nûrî” nisbesiyle şöhret buldu. Sonra gelen âlim ve velîler onun üstünlüğünü kabûl ettikleri için Emîrü’l-Kulûb (kalplerin pâdişâhı) lakabı verildi...

Devamını oku...

Mevlana’nın talebesi Sipehsalar Feridun

Yolumuzu Aydınlatanlar

Cuma, 01 Aralık 2006

Sipehsalar (Serasker) Feridun bin Ahmed, Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretlerinin kırk yıl talebeliğinde bulunmuş bahtiyar insanlardan biridir. Hazreti Mevlana’nın şahsiyetine, velâyet gücüne ve menkıbelerine bizzat şahitlik etmiş ve yanında bulunduğu süre içinde görüp işittiklerini Farsça olarak kaleme aldığı “Risale-i Sipehsalar be Menakib-i Hüdavendigâr” adlı kitabında bir araya toplar. (Mevlana hazretleri hakkında en önemli kaynaklardan olan bu risale, 1912 yılında Mesnevi gibi Arabi’nin Füsusu’l Hikem’ini de Osmanlıca’ya aktarıp şerh eden şair, bestekâr ve hukukçu Ahmed Avni (Konuk) Bey tarafından Osmanlıcaya çevrilerek yeniden değer kazanır. Sipehsalar Risalesi, Mevlana’yı, tasavvufu, aşkı ve vecdi anlamak isteyen herkes için sağlam bir kaynak teşkil ediyor.)

Devamını oku...

Büyük hadis âlimi İmam Ebul-Vakt

Yolumuzu Aydınlatanlar

Perşembe, 30 Kasım 2006

İmam Ebul-Vakt hazretleri, Hicri 457’de doğdu. Zamanındaki çok sayıda büyük muhaddislerden hadis dersi aldı. Hadis rivayetini çok severdi...
İmâm-ı Rabbânî hazretleri asırlar sonra onun hakkında ve onun gibiler için buyuruyor ki:
“Ebul-Vakt’in vakitleri değişmez. Halleri değişmez. Vakit onlara değil, onlar vakte hâkimdirler. Onlar zamanla değil, zaman onlarla bereketlenmiştir...”
Bu mübarek zat, bir sene hacca niyet etti. Hazırlıklarını tamamladı ancak ömrü vefâ etmedi ve o sene vefat etti.

Devamını oku...

Fas evliyâsından Abdüsselâm bin Meşiş

Yolumuzu Aydınlatanlar

Çarşamba, 29 Kasım 2006

Evliyânın büyüklerinden olan Abdüsselâm bin Meşiş, Hazret-i Hasan’ın soyundandır. Bu sebeple kendisine “Hasenî” denmiştir. Doğum târihi bilinmemektedir. 1228 (H. 625) senesinde vefat etti...
Abdüsselâm bin Meşiş hazretlerinde, henüz yedi yaşında iken mânevî hâller görülmesinden sonra kendini ilme ve ibâdete verdi. On altı yıl dolaştı. Bu sırada bir mağarada kalırken, yanına, evliyâdan Abdurrahmân bin Zeyyât geldi. Yedi yaşından beri mânevî terbiyesi ile meşgûl olduğunu, kavuştuğu hâlleri tek tek söyleyince ona intisâb etti, bağlanıp talebe oldu. Evliyâlıkta yüksek derecelere kavuştu.

Devamını oku...

Seyyidleri üzen Mûsâ Beyin sonu!

Yolumuzu Aydınlatanlar

Salı, 28 Kasım 2006

Bir gün, Irak’tan iki seyyid genç, altı katırı hediyelerle yükleyip, Nehrî’ye, Seyyid Tâhâ-i Hakkârî hazretlerine getirmek için yola çıktılar. Hârunân denilen köyden geçerken, Seyyid Tâhâ hazretlerinin büyüklüğünü inkâr eden Mûsâ Bey adındaki zât, katırları yükleri ile birlikte gasbetti. Gençler ağlayarak Nehrî’ye gelip Seyyid Tâhâ hazretlerini bu durumdan haberdâr ettiler. Seyyid Tâhâ, Mûsâ Beye haber gönderip;
“Bu katırların yükleri bana âit olduğundan, yükler senin olsun. Bu gençler seyyiddirler. Onlara merhamet et, katırlarını teslim et” buyurdu.

Devamını oku...

Molla Câmî ve bir Arabî...

Yolumuzu Aydınlatanlar

Pazartesi, 27 Kasım 2006

Mevlânâ Abdurrahmân Câmî henüz beş yaşında iken Muhammed Pârisâ hazretlerinin huzûruna götürülüp, teveccühe kavuştu... Kısa zamanda aklî ve naklî ilimleri öğrendi. Hattâ, Herat’ta meşhûr beş âlimden birisi oldu. O öyle bir zat idi ki, sohbetinde bulunanlar, gam ve kederlerini unuturlar, neşe ve ferahlık duyarlardı. Sultanlara, vezirlere, vâlilere ve devlet büyüklerine yazdığı mektuplarda; onlara dâimâ iyiliği, hayrı, adâleti, halka şefkatle muâmeleyi tavsiye ederdi.
Hindistan’da Timûroğulları devletinin kurucusu olan Bâbûr Şah, Molla Câmî hakkında; “Onun övülmeye ihtiyâcı yoktur. Ancak adını anmak, bizim için kurtuluş vesîlesidir” derdi.

Devamını oku...

Van’dan doğan güneş Abdülhakîm Arvâsî

Yolumuzu Aydınlatanlar

Pazar, 26 Kasım 2006

Büyük âlim, Mürşid-i kâmil Abdülhakîm Arvâsî hazretleri, İmâm-ı Ali Rızâ bin Mûsâ Kâzım soyundan olup seyyiddir. Hazret-i Ali’ye kadar bütün babaları âlim ve velî idi. Birinci Dünya Savaşı başında Van’da Ermenilerin başlattığı katliamlar üzerine buradan hicret ederek, meşakkatli yolculuklardan sonra İstanbul’a geldi. Burada Süleymaniye Medresesi Tasavvuf Müderrisliği (Ordinaryüs Profesörlüğü) vazifesine tayin edildi. Daha sonra çeşitli camilerde vazifelendirildi.

Devamını oku...

İbrâhim bin Edhem hazretlerinin oğlu

Yolumuzu Aydınlatanlar

Cumartesi, 25 Kasım 2006

İbrahim’in babası Edhem, Belh diyarının hükümdarıydı. Kendisi Şehzâde olup, her türlü imkâna sâhip, her istediğini yer, her istediğini giyer, her emri hemen yapılırdı. Fakat bir gün Allah aşkı ile yandı tövbekâr oldu. Evini barkını terk etti. Memleketi Belh’ten ayrıldığında geride süt emen bir oğlu kalmıştı. Çocuk büyüdü. Zengin oldu ve bir gün vâlidesine;
-Anneciğim, ben gidip, babamı bulmaya çalışacağım ve hizmetinde bulunacağım, dedi.

Devamını oku...

Hazreti Ahrem ve Resûlullahın develeri

Yolumuzu Aydınlatanlar

Cuma, 24 Kasım 2006

Peygamber efendimizin develerini Medîne’de otlağa götürme vazifesini bir çobanla birlikte Peygamberimizin hizmetçisi Rebâh üzerine almıştı. Hazreti Seleme etrafın düşman kabîlelerle dolu olduğu bir zamanda, develerin hücuma uğrayabileceğini düşünerek Rebâh’la birlikte gitti. Gâbe Dağının yokuşuna vardığı zaman Abdurrahman bin Avf’ın hizmetçisine rastladılar. Hizmetçi çok heyecanlı idi. Hazreti Seleme ona sordu:
- Allah iyiliğini versin, ne oldu sana böyle?
- Peygamber efendimizin develerini götürdüler.
- Kim götürdü?
- Gatafan ve Fezârî kabîleleri.

Devamını oku...

Bir kıraat üstadı ve talebesi

Yolumuzu Aydınlatanlar

Perşembe, 23 Kasım 2006

Bir kıraat üstadının, bir gecede Kur’an-ı kerimi hatmeden çok genç bir talebesi varmış. Sabahlara kadar uykusuz kalan bu delikanlının benzi soluk, hastalıklı gibi olmuş. Bunu fark eden yakınları, hocasına gidip durumu bildirmişler. Bunun üzerine hocası gence sormuş:
-Oğlum, haber aldım ki, sen bir gecede Kur’anı hatmediyormuşsun. Bütün gece zarfında Kur’an okurken beni önünde farz et ve namazda bana Kur’an okuyormuş gibi yap, fakat beni hiç hâtırından çıkarma, demiş.
Genç talebe “peki” demiş ve sabah olunca aralarında şu konuşma geçmiş:

Devamını oku...