Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.602.469
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
Yıldırım Bayezid Han'ın en sevdiği oğlu Ertuğrul, Sivas'da vali olarak bulunuyordu. Timur Han bütün İran'ı ele geçirip bir kasırga gibi Doğu Anadolu'ya girdi. Osmanlı Devletinin o zamanki en uzak noktası Sivas idi. Timur, hızla Sivas'ı kuşattı ve teslim olmasını istedi. Fakat şehrin kumandanı olan Ertuğrul bunu reddedince şiddetli bir kuşatma başladı. İçeriden elde ettiği adamları, şehrin kapılarını gizlice Timur askerine açınca, Sivas Timur'un eline geçti. Ertuğrul ise bir avuç askeriyle çarpışa çarpışa şehid oldu. Bu haber Yıldırım'a ulaşınca acılar içinde kaldı. Bir yandan Ertuğrul gibi bir oğul, diğer yandan Sivas gibi bir kalenin kaybı onu çok sarstı. Bu yüzden efkar dağıtmak için arasıra Uludağ sırtlarına doğru gezintiye çıkıyordu. Yine birgün yanında veziri olduğu halde dağ eteklerine çıkmıştı. Biraz sonra, koyunlarını otlağa salmış, sırtını bir ağaca yaslamış bir çobanın, kavalıyla içli havalar çaldığını duydular ve oraya yöneldiler. Bir müddet gözyaşları içinde onu dinledikten sonra Yıldırım Bayezid Han:"Çal çoban çal...Keyif de senin, rahat da senin. Kaybettiğin neyin var ki. Sivas gibi kalen mi gitti, Ertuğrul gibi oğlun mu öldü? Çal çoban çal..."
Zurnazen Mustafa Paşa, sadece 4 saat süren Başvekilliği ile, Osmanlı tarihinde "görev süresi kısalığı" rekorunun sahibi. Buna rağmen o dört saat içinde Mührü Hümayunu birkaç tayin kararnamesinin üstüne bastı. (1656)Ama aslında onunkinden de kısa olanı var. Bırakın icraata girişmeyi, koltuğuna bile oturmaya fırsat bırakmayan, nerdeyse göz açıp kapayıncaya kadar sürmüş bir sadrazamlık.
Demirtaş Mehmed Efendi, Dede Ömer Ruşeni hazretlerinin baş halifelerinden olup Kütahyalıdır. Tahsil yapmak üzere Mısır'a gittiği zaman Ruşeni halifelerinden Hasan Ayntabi'nin sohbetleriyle müşerref olduktan sonra Tebriz'de Ruşeni hazretlerine giderek icazet alıp Mısır'a döndü ve Kahire'de 935 (m. 1528)'de vefat etti. "Cem'u'l-Esrâr ve Keşfü'l Estar" isimli bir eseri vardır. Burada buyuruyor ki:
Ebü'l-Kâsım Dehhâk hazretleri tâbiinin büyüklerinden olup meşhûr tefsir âlimidir. Aslen Kûfeli olup, Medine'ye giderek Eshâb-ı kirâmdan Abdullah ibni Abbâs "radıyallahü anh" hazretlerinin sohbetlerinde yetişti. Ondan tefsir, hadis gibi birçok ilimleri öğrendi. Çok hadis-i şerif rivâyet etti. İlim tahsilini tamamladıktan sonra Belh'e yerleşerek talebe yetiştirdi. 720 (H.102) senesinde Belh'de vefât etti.
Yûsuf bin Hüseyin şöyle anlatır: "Mısır'a Zünnûn-i Mısri'nin yanına gittikten sonra, Rey şehrine dönüyordum. Bağdâd'a vardım. Dayım Abdullah bin Hâzır orada idi. Hacca gidecekmiş, yanına gittim:
-Nereden geldin? diye sordu:
-Mısır'dan gelip, Rey'e gidiyorum. Bir nasihat etmenizi isterim, dedim.
Buyurdu ki:
-Kabûl etmezsin!
-Ederim. dedim.