Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.544.568
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Osmanlı'nın şanını, sadece harp meydanlarında değil, diğer sahalarda da yücelten lerden biri de cihan pehlivanı Filiz Nurullah idi. Avrupalıların "fevkalbeşer" insanüstü dedikleri bu koca adam, daima geçim sıkıntısı çekiyordu. Çünkü çıktığı minderlerde hiçbir güreşçi onu mağlup edemiyor, bu yüzden kimse de onunla güreşmek istemiyordu. Güreş yapamayın ca da parasız kalıyordu.1894'de Koca Yusuf ile birlikte gittikleri Paris'te önüne gelen bütün güreşçileri en çok on dakika içinde yenerek büyük bir nam kazandı. Bu yüzden güreş organizatörleri onu başka güreşlere sokmadılar.İvan adında bir Rus güreş organizatörü, onu Rusya'ya götürdüğü takdirde ilgi toplayıp büyük paralar kazanacağını düşündü ve İstanbul'a geldi. Filiz Nurulah'ı buldu ve ona Rusya'da güreşler yapmasını teklif etti. Ayrıca, hiçbir Türk güreşçisinin Rusya'ya gitmeyeceğini zannederek, onu teşvik için dedi ki:
1854 senesi kış aylarında Silistre kalesini muhasara eden Ruslar, bir avuç Osmanlı askeri karşısında zor durumlara düşmüşlerdi. Ağır kış şartlarında erzakları tükenmiş, çoğu açlık ve soğuktan kırılıyordu. Zabitlerine:-Açız!... ekmek, ekmek... diye bağırdıklarında, zabitler:-İşte kale... zaptedin, orada karnınızı doyurun... diye cevap veriyorlardı. Nihayet aç kalan Rus askerleri Osmanlı siperlerine yanaşarak:-Ekmek... diye cılız ve sararmış ellerini uzatıyorlardı. Osmanlı askeri de asil ruhlarını isbat etmek için süngülerinin ucuna ekmek takıp Rus siperlerine uzatıyorlar ve kanlarına susamış olan Rusların aç karınlarını doyuruyorlardı.Bu iyiliklerine Rusların verdiği cevap ise şu oldu: şehri zaptedemiyeceklerini anlayınca yağlı paçavraları ateşe verip, şehre fırlatarak yangınlar çıkardılar. Bu yangınlar bir felaket halini aldı. Tam bu sırada gelen bir derviş:-Ey Müslümanlar korkmayın!... Moskof Kadir gecesi kaçacak, Müslümanlar muzaffer olacaktır, diyerek askerin maneviyatını arttırdı.Hakikaten ertesi gün Kadir gecesiydi ve Ruslar bütün ağırlıklarını alarak, Silistre muhasarasını bir müddet için bırakıp, mağlup bir vaziyette gittiler. Silistre müdafileri de kale burçlarından ezanlar okuyarak zafer şenlikleri yaptılar.
Abdurrahmân Câmi hazretleri büyük velilerden olup "Mevlânâ" nisbetiyle meşhûr oldu. Anadolu'da Molla Câmi diye tanınmaktadır. 1414 (H.817) de İran'ın Câm kasabasında doğdu. Beş yaşında Muhammed Pârisâ hazretlerinin huzûruna götürülüp, teveccühe kavuştu. Semerkand'da Hâce Ali Semerkandi'nin, Şihâbüddin'in ve Mevlânâ Cüneyd-i Usûli'nin derslerine devâm etti. Bu sırada Herat'ta, meşhûr astronomi âlimi Ali Kuşçu ile görüştü. Herat'ta Sâdüddin-i Kaşgâri hazretlerinin sohbetlerine devam ederek tasavvufta yüksek derecelere ulaştı. Onun halifesi, vekili oldu. 1492 (H.898) senesinde vefât etti.
İbn-i Hallâl hazretleri, Şâfii mezhebi fıkıh, tefsir ve kırâat âlimlerindendir. 773 (m. 1371) senesinde doğdu. 836 (m. 1433) senesinde Cizre'de vefât etti. Vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:
Büyük âlim Mahmûd Kefevi hazretleri, bir gece rüyâ ile mânâ âleminde Resûlullah efendimizin huzûr-ı şeriflerine girdi. Mecliste hazret-i Ebû Bekir, hazret-i Ömer, hazret-i Osman ve hazret-i Ali ile Eshâb-ı kirâmdan bâzıları da hazır bulunuyorlardı. Edebe riâyet ederek onlara selâm verdi. Her zaman kıldığı namazın tâdil-i erkânını efendimize arz etmek için önlerinde kıbleye karşı namaza başladı. Hazret-i Ali, Mahmûd Kefevi'nin bu davranışına karşı çıkıp "böyle yüksek bir meclise katılmayıp, nâfile namaz kılmak edebi terk etmek değil midir?" diye dokunaklı söz söyledi.
Şeytan hizmetçi kılığına girmiş ve yirmi sene Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri'nin yanına gidip gelmişti. Bir türlü gönlüne vesvese vermeye, ona istediklerini yaptırmaya muvaffak olamamıştı. Birgün:
- Ey Üstad! Yoksa siz benim kim olduğumu biliyor musunuz? dedi.
Hazreti Cüneyd:
- Sen lanetli İblissin. İlk geldiğin andan beri seni tanıyorum, buyurdu.
Şeytan:
- Ey Sultanü'l Muhakkikin! Sizin kadar yüksek dereceye ulaşan başka bir büyük zat tanımıyorum. Yirmi senedir size hiçbir isteğimi yaptırmaya muvaffak olamadım, dedi.
- Defol mel'un! Şimdi de beni kendini beğenme hastalığına düşürerek mahvetmek mi istiyorsun! Yirmi senede yapamadığını yirmi saniyede mi yapacaksın? Yıkıl karşımdan! diye bağırdı.