Moğol Askerlerini Şam'dan Uzaklaştıran Mübarek Zat
Ebü'l-Hasan Harîrî hazretleri büyük velîlerdendir. 1247 (H. 645) senesinde Şam'da vefât etti. Şeyh Ebû Ali Mağribî'nin sohbetlerinde bulunarak, kemâle geldi. Çok kerametleri görüldü.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.240.034
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebü'l-Hasan Harîrî hazretleri büyük velîlerdendir. 1247 (H. 645) senesinde Şam'da vefât etti. Şeyh Ebû Ali Mağribî'nin sohbetlerinde bulunarak, kemâle geldi. Çok kerametleri görüldü.
Sultan II. Murad Han vefatından önce bir gün gezmeye çıkmıştı. Bir köprü aşında bir dervişe rastladı. Selam verdi. Derviş yaklaşıp:"Hey padişahım! Tövbeye niyetlen, çünkü vâden yakındır!" dedi. Padişah, dervişe teşekkür edip dualarda bulundu. Kendisine ölümü hatırlatanı çok sever, Allahü Teâlânın rızası için yapılan nasihatleri can kulağı ile dinlerdi. Yanında bulunan İshak Beye dervişi sordu. Emir Sultan'ın müridlerinden olduğunu söyledi. Emir Sultan'ın adını duyan padişah da: "Bunda bir hikmet var" dedi ve tevbe-i nasuh etti. yanındaki bey ve paşalara dönüp:"Yarın mahşer gününde şahit olun. İşte bütün günahlarıma tevbe ediyorum" dedi.
Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'u almadan evvel Cenevizlilerle iyi ilişkileri geliştirmişti. İstanbul'a giren Osmanlılar, Ceneviz kolonisi olan Galata'yı da işgal etti. Bu durum karşısında Cenevizliler Osmanlı lara cephe aldı ve ilişkilerini kesti.Akdeniz ve Karadeniz ticaret yolları Venedik ve Cenevizlilerin kontrolleri altında bulunuyordu. Bundan endişe eden Fatih, Cenevizli lerin elinde bulunan Amasra üzerine sefere çıktı. Ayrıca 150 gemiden kurulu bir donanma hazırlayıp, Mahmud Paşa'ya:-Kurduğum bu donanma ile Karadeniz sahilini takibedeceksin! Emrini verdi.Mahmud Paşa Karadeniz'e açılırken, Fatih'te ordusuyla İzmit- Sapanca-Akyazı üzerinde sefere çıktı. Seferin nereye ve kim üzerine olduğunu herkes merak ediyordu. Ordu kadılarından biri:-Haşmetlû Sultanım, sefer nereye ola ki? Diye sordu.Fatih Sultan Mehmed bu soruya şu tarihi cevabı verdi:-Bana bak efendi! Zihnimden geçenleri şu gördüğün sakalımın bir teli sezecek olsa, bütün sakalımı keserdim!
Abdülvehhab Sâbûni hazretleri evliyanın meşhurlarındandır. İran'da Hemedan'da doğdu. Burada bir Nakşibendi şeyhinin oğlu idi. Sabunculuk yaparak geçimini temin ederdi. Sünni olduğu için, Safevi Şahı l. Tahmasb'ın Hemedan'i işgal etmesi üzerine önce Şam'a, oradan da Mısır'a gitti. Daha sonra Medine'ye gitti ve 954 (m. 1547)'de orada vefat etti. Sevâkıbü'l-Menâkib isimli eserinde evliyanın menkıbelerini anlatmaktadır. Bu kitabında şöyle yazmaktadır:
Hüsâmeddin Ahsikesi "rahmetullahi aleyh" Mâverâünnehir'de yaşamış olan Hanefi fıkıh âlimlerindendir. 644 (m. 1246)'da vefat etti. Fıkıh usulüne dair Gâyetü't-tahkik isimli muhtasar eseriyle tanınmıştır. Bu eserinde buyuruluyor ki:
Celâlüddîn Nasrullah Tüsterî hazretleri Hanbelî fıkıh âlimidir. Tüster asıllı olup 733 (m. 1333)’de Bağdat’ta doğdu. Şam’da ve Kahire’de meşhur âlimlerden fıkıh ilmi tasil etti. Kahire’de Berkuk Medresesi’nde Hanbelî fıkhı müderrisliğine getirildi. İbn-i Hacer Askalânî, ondan çok istifade ettiğini söylerdi. 812 (m. 1409)’da Kahire’de vefat etti. “Enîsü’l-garîb ve celîsü’l-edîb” isimli eserinde şöyle buyuruyor:
Herkesin birbirini tanıdığı küçük bir kasabada, bir ayyaş yaşıyordu. Bütün gününü, gecelerinin çoğunu kasabanın meyhanesinde geçiriyordu. Evini, işini, çoluk-çocuğunu çoktan unutmuştu. Bu yüzden herkes kendisinden nefret ediyordu. Kimse kendisiyle ne doğru dürüst konuşuyor, ne de selam alıp veriyordu. Bu haldeyken günün birinde vakti saati doldu ve öldü. Kendisine yaşarken duyulan hoşnutsuzluk ölümünden sonra bile sürdürüldü. O kadar ki, namazını kılacak kimse çıkmadı. Cenazesi ortada kaldı. Adamın karısı, kocasının ölüsünü bir küfeye koyup sırtına yüklendi ve gömmesi için o çevrede yaşayan ve iyilik severliği ile tanınan bir çobana götürdü. Çoban bir çukur açıp adamı gömdü. Ardından herkes "Cehennemi boylamıştır" diye dünüşünüyordu.