Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.545.101
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Preveze zaferinden üç yıl geçmişti. Alman İmparatoru Şarlken, Cezayir'i Osmanlı devletinden ayırmak için harekete geçti. Maksadı Kuzey Afrika'dan Osmanlıları çıkarmak ve buraları Hristiyanlaştırmak idi. Bu maksatla 516 gemiden müteşekkil muazzam bir donanma hazır ladı. Andrea Doria kumandasındaki bu donanmada 35.000 asker, 400 Malta şövalyesi bulunuyordu. İmparatorun bizzat katılacağı bu sefer de kendisine en büyük İspanyol, İtalyan ve Alman asilzadeleri de refakat ediyorlardı. Şarlken'in zafer alayını seyretmek için, İspanyol, İtalyan ve Alman düşes, markiz ve kontesleri de gelmişlerdi. Avrupa yüksek sosyetesinin en kibar hanımları ve genç kızları bu zafer alayın da İmparatorun yanında bulunmak fırsatını kaçırmak istemiyorlardı.
Çelebi Sultan Mehmed, Osmanlı İmparatorluğunun ikinci kurucusudur. Çünkü Ankara savaşında mağlup olan Osmanlı devleti dağılma tehlikesi geçirmişti.İşte bu sıralarda, Osmanlı devletini en çok uğraştıran, Karamanoğulları olmuştu. Çelebi Mehmed 1413 yılında tahta çıktı. Dost düşman bütün hükümdarlar tebrik ettiler. Gelen elçilere:-Biz de sulh içinde yaşamak isteriz. Velakin her devlet aynı şekilde davranmalıdır. Bu söylediklerimi, krallarınıza hükümdarlarınıza bildiresiniz, dedi.Fakat az zaman sonra Karaman üzerine sefer yapmağa mecbur kaldı. Çünkü adaşı Karamanoğlu Mehmet Bey, fırsattan istifade Bursa kalesini kuşatmıştı.
Kutbüddîn Hânsevî hazretleri Sultân-ül-meşâyıh Hâce Nizâmüddîn-i Evliyâ'nın talebelerindendir. Hindistan’da Hânsî şehrinde doğdu. Bedâyun'a giderek Nizâmüddîn-i Evliyâ'nın sohbetlerinde kemâle geldi. Hocasından hilâfet aldıktan sonra insanlara doğru yolu anlatmak üzere memleketine döndü. 1359 (H.760) senesinde Hindistan’da Hânsî şehrinde vefât etti. Bir sohbetinde şunları anlattı:
Ebû Hureyre hazretlerinin asıl adı Abdürrahmândır. Hicretin 7. senesinde Hayber'de Müslüman oldu. Gençliğinde fakirlik ve sıkıntı içinde yaşamıştır. Yemen'deki Devs kabilesinin ileri gelenlerinden ve meşhûr şâir olan Tufeyl bin Amr vâsıtasıyla iman ettiğinde 30 yaşını geçmişti...
Ebû Hureyre hazretleri, Eshâb-ı kirâm arasında en çok hadis-i şerif bilen ve rivâyet edenlerdendir. İsmi Abdurrahman bin Sahr'dır. Künyesi Ebû Hureyre'dir. Bu künyenin verilişini kendisi şöyle anlatır:
Raûfî Ahmed Efendi İstanbul'da yetişen evliyânın büyüklerinden ve seyyiddir. 1653 (H.1063) senesinde İstanbul'da doğdu. Asrının büyük âlimlerinden aklî ve naklî ilimleri öğrendi. İlim tahsîlini tamamladıktan sonra müderrisliğine tâyin edildi. Sonra bir dergâhın şeyhi olan Ali Efendi ile karşılaşıp, ona talebe oldu. İcazet aldıktan sonra, talebe yetiştirmeye başladı. Sultan Üçüncü Osman kendisini sık sık ziyâret edip duâsını alırdı. 1757 (H.1171) senesinde Üsküdar'da vefât etti. Sohbetlerinde büyüklerden nakille buyururdu ki:
Zamânın sultânı Melik Zâhir Mücirüddin, bir defâsında Abdullah el-Acemi hazretlerinin köyüne gitmişti. Abdullah el-Acemi bahçelerde bekçilik yapıyordu. Melik onu bir bahçe içinde görüp:
"Ey Genç! Bize tatlı bir nar getir." deyince, bulunduğu bahçedeki bir nar ağacından nar koparıp götürdü. Melik kesip tadına baktı ve; "Bu nar ekşi sen nasıl bekçisin narın ekşisini tatlısını ayırd edemiyorsun?" dedi.
Abdullah el-Acemi kendisine âid olmayan meyvelerden hiç yemediği için, ekşisini tatlısını bilmiyordu. Melik'in sözleri üzerine hem üzüldü hem de mahcûb oldu. Gidip bir ağacın altında namaza durdu ve iki rekat namaz kılıp şöyle duâ etti: "Yâ Rabbi bana hangi narın tatlı olduğunu bildir, gidip Melik'e vereyim..."