Arkadaşında Kusur Aramayı Bırak, Sen Zarar Görürsün!
Ebû Nasr bin Ziyâd hazretleri Tâbiînin büyük velîlerdendir 712 (H.94) senesinde Basra'da vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.162.846
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Nasr bin Ziyâd hazretleri Tâbiînin büyük velîlerdendir 712 (H.94) senesinde Basra'da vefât etti.
Meşhur 15. asır Osmanlı tarihçisi Neşri merhûmun Tevârih-i Âl-i Osmân'ından kısmen sâdeleştirerek:"Bu Osmanoğulları doğru bir soydu: Nâ-meşrû hareket etmezlerdi. Âlimlerin 'yasakdır' dediklerinden kaçınırlardı. Osman ve Orhan Bey zamanındaki âlimler, tezvirlik ve fesatlardan âri idiler. Vaktâ ki Kara Rüstem Karaman'dan geldi, hile ve bid'at hâdis ola-başladı. Kadılar da azdı. İlimleriyle amel etmeyerek rüşvet almaya başladılar. Suç baştan aşınca, Bâyezid Han kadıları teftiş ettirdi; her birinde bir türlü fesat buldu ve karar verdi. Ne kadar kadı varsa, hepsini Yenişehir'de bir eve doldurdu. Etrafına odun yığdırarak bu zâlim kadıların hepsi yansın diye ateşe vermeyi buyurdu.
Kanuni Sultan Süleyman Han'ın 1543'de fethettiği Estergon Kalesi, 1595'de tekrar Avusturyalıların eline geçmişti. Sultan I. Ahmed Han, tahta çıkışının ilk yıllarında, Osmanlı Devletinin ileri karakolu olan bu çok önemli kalenin tekrar fethi için, Sadrazam Lala Mehmed Paşa'yı vazifelendirdi. 21 Mayıs 1605'de Davut Paşa sahrasından hareket eden Ordu-yu Hümayun, 29 Ağustos günü kaleyi kuşattı. Sadrazam ve Serdar-ı Ekrem Lala Mehmed Paşa, bir harp divanı topladı.İlk sözü kendisi aldı:-Padişah Efendimizin Emr-i Hümayununu unutmayalım. "Ya Estergon'a girersiniz, ya Cennete" buyurmuşlardı. İmdi, tedbir ne ola?Buraları iyi tanıyan, Bosna Beylerbeyi Hüsrev Paşa:-Devletlû Vezirim...dedi, bu kal'ayı düşürmek için yardım yollarını kesmek gerektir. Bunun için etrafındaki kal'aların fethi şarttır.
Sünbül Sinân Efendi, bülûğ çağına kadar Isparta'nın Borlu kasabasında ilim tahsil etti. Oradan İstanbul'a geldi. Fâtih Sultan Mehmed Hân ve Sultan İkinci Bâyezid Hân devrinin meşhûr âlim ve velilerinden olan Efdalzâde Hamidüddin Efendi'den ders aldı. Ayrıca "Çelebi Halife" ismi ile şöhret bulan Muhammed Cemâleddin Efendinin de derslerine katıldı. Çelebi Halife onu sık sık odasına çağırır, baş başa sohbetlerde bulunurdu. Sünbül Sinân'a bol bol teveccüh eder, kalbinde bulunan feyzleri, onun kalbine akıtırdı...
Ebû Avâne Nişâbûri hazretleri hadis ve Şafii fıkıh âlimidir. 230 (m. 844)'de doğdu. 316 (m. 928)'de İran'da, İsferâin'de vefât etti. Rivâyet ettiği bir hadis-i şerif şöyledir:
Sadrü’l-İslâm Muhammed Pezdevî hazretleri Hanefî fıkıh âlimidir. 421 (m. 1030)’da Türkistan’da Nesef yakınındaki Pezde şehrinde doğdu. Şemsüleimme Hulvânî gibi meşhur âlimlerin derslerinde yetişti. Semerkant kadılkudatlığına getirildi 493 (m. 1100)’da Buhara’da vefat etti. “Usûlü’d-dîn” isimli fıkıh kitabında buyuruyor ki:
Abdülehad Efendi bir gün, talebelerinden birisinin bir iş için Üsküdar'a gidip gelmesini istedi. Fakat o gün çok fırtınalı idi. Kayık hiç işlemiyordu. Bu yüzden talebelerden kimse, ben gidip gelirim, diyemedi. Nihâyet içlerinden biri, Abdülehad Efendinin emrini yerine getirmek için kendisinin Üsküdar'a gidip geleceğini söyledi. O zaman Abdülehad Efendi o talebesine; "Selâmetle gidip gel." diye duâ etti. O talebe Eminönü'ne geldiğinde, yüz kadar kayıkçıdan ancak birini Üsküdar'a gidip gelmeye iknâ edebildi. Kayıklarından birisini denize indirdiler. Bir ok atımı gitmeden, fırtına dindi, deniz sâkinleşti, rüzgâr uygun bir yöne doğru esmeye başladı. Yelken açıp, Üsküdar'a kısa zamanda gidip geldiler. Dönüşte talebe durumu Abdülehad Efendiye bütün tafsilâtıyla anlattı. Abdülehad Efendi talebesine çok duâ etti.