Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.604.883
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
Osmanlı Sultânı Üçüncü Murâd Hân ile Üftâde, bir gün sohbet ediyorlardı. Bir ara Üftâde, görünüşte lüzûmsuz bir takım el kol hareketleri yapmaya başladı. Mübârek yüzünün rengi, hâlden hâle giriyordu.Sonra eliyle bir yer sıvarmış gibi yaptı. Pâdişâh, âniden yapılan bu hareketlere önce bir mânâ veremedi. Sonra Üftâde'nin elinin siyahlaştığını görünce; "Efendi hazretleri! Niçin böyle hareketler yapmaya başladınız! Elinizin siyahlaşmasına sebep nedir?" diye sordu. O da; "Sultânım! Tebeanızdan bir balıkçı tayfası Karadeniz'in sularında balık tutuyordu. Tekneleri su alacak şekilde delindi. Bizden yardım istedikleri için biz de imdâdlarına yetişerek, teknelerini tâmir ettik. Bu sebeple elimiz karardı. Elhamdülillah müslümanların boğulmaktan kurtulmasına vesile olduk." buyurdu.
Yıldırım Bayezid Han, Rumeli'de sefere çıkmıştır. O yıl Edirne'de konaklar. Ailesi Bursa' dadır. Bâyezid'in Hundi Fatıma adında hâya ve takva sahibi bir kerimesi vardır. Bu kızcağız bir gece rüyasında Efendimiz'i görür. Ondan Muhammed Buhari ile evlenmesi istenir. Ama kız cağız edebinden kimseye bir şey söyleyemez. Ertesi gün Server-i Kainat yine rüyasını şereflendirir ve "Eğer" buyururlar, "Ahirette şefaatime kavuşmak istiyorsan dinle beni!"
Hundi Fatıma Sultan'ın talibi çoktur. Adı büyük paşalarla, namlı beyler sıradadır. Görünüşte Emir Sultan gibi fakir ve garip biri onlarla aşık atamaz. Ancak Hundi Sultan kararlıdır. Bedeli ne olursa olsun Emir Sultan'la evlenecektir. Ama sırrını kimselere açamaz. Hem Emir Sultan'ın Efendimizin emrinden haberi var mıdır acaba? Çok geçmez. Bir gün Emir Sultan dünür yollar saraya. Valide sultan dudak büker. Açıktan açığa "olmaz!" demez; ama öyle demeye getirir: "Söyleyin ona" der, "kırk deve yükü altın getirsin, alsın kızımı!" Emir Sultan sakindir, "Öyleyse!" der, "göndersin develeri!"
İbnü'l-Esir hazretleri meşhur siyer âlimidir. Asıl adı İzzeddin Ali Cezeri'dir. 555 [m. 1160] de Kuzey Irak'taki Cezire-i İbni Ömer'de doğdu, 630 [m. 1232] da Mûsul'da vefât etti. (Üsüd-ül-gâbe) kitâbı, beş cild olup, 7500 Sahâbinin hâl tercemesini bildirmekdedir. Bu kitabında buyuruyor ki:
Ebü'l Mecd Hakim Senâi hazretleri büyük velilerdendir. İsmi Mecdûd bin Âdem, künyesi Ebü'l-Mecd Hakim Senâi'dir. 1071 (H.464) senesi Gazne'de doğdu. Başka târihlerde doğduğunu söyleyenler de vardır. 1140 (H.535) senesi Gazne'de vefât etti. Kabri ziyâret mahallidir.
Hakim Senâi, memleketi olan Gazne'de, iyi bir tahsil gördü. Zamânının âlimlerinden okuyup üstün bir dereceye yükseldi. Şâirlik kâbiliyeti sebebiyle çeşitli dillerde şiirler söyledi. Bir ara sultanın hizmetinde bulundu. Şöhreti kısa zamanda her yere yayıldı. Birçok yerler dolaştı. Neticede Gazne'den Horasan'a geldiğinde evliyânın büyüklerinden Yûsuf-ı Hemedâni hazretlerinin sohbetlerine katılıp talebesi olmakla şereflendi. Mânevi olgunluklara ve velilik makamlarına kavuştu.
Celâleddin Hindi, büyük velilerdendir. İsmi, Muhammed olup babasının adı Mahmûd'dur. Aslen Kâzrûn şehrinden olduğu için, "Kâzrûni", Hindistan'da Pâni-püt şehrinde yerleştiği için "Pâni-püti", hazret-i Osmân'ın soyundan olduğu için "Osmâni" nisbesiyle bilinir... Kendisine, "Celâleddin", "Kebir-ül-evliyâ", "Kutb-i Rabbâni" lakabları da verildi. Hindistan'da "Celâl Pâni-püti" diye tanındı. Dergahında yüzlerce talebe yetiştirdi ve 1363 (H. 765) senesinde 175 yaşında iken vefat etti. Pâni-püt'te defnedildi. Mezarının üstüne büyük bir türbe yapıldı...
Geçmiş ümmetlerde gurbete çalışmaya giden üç arkadaş, bir ara yoğun bir yağmura mâruz kalınca yol kenarındaki bir mağaraya sığınırlar. Ne var ki, karşı dağdan, düşen yıldırım sebebiyle kopup yuvarlanan bir taş gelir, içinde bulundukları mağaranın kapısına sıkışıp kalır.
İçeride bulunan üç arkadaş korkup düşünmeye başlarlar. Nasıl çıkacaklar kapanmış olan mağaradan? Biri der ki: Bu belâdan kurtulmamızın bir çâresi olabilir. O da, Rabbimizin rızâsı için yapmış olduğumuz iyilikler. Gelin bunları şefaatçı yapıp buradan kurtulmayı Rabbimizden dileyelim.