Sâlihlerle Sohbet, Ebedî Saâdetin Anahtarıdır
Câfer-i Huldî hazretleri meşhur âlim ve velîlerdendir. 867 (H.253) senesinde Bağdât'ta doğdu. 959 (H.348) senesinde aynı yerde vefât etti. Cüneyd-i Bağdâdî'nin talebelerinin en büyüklerindendir.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.504.525
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Câfer-i Huldî hazretleri meşhur âlim ve velîlerdendir. 867 (H.253) senesinde Bağdât'ta doğdu. 959 (H.348) senesinde aynı yerde vefât etti. Cüneyd-i Bağdâdî'nin talebelerinin en büyüklerindendir.
Süleymâniye Câmii, Mimar Sinan'ın kalfalık (Selimiye ustalık) eseridir. Câmi ile bir külliye hâlinde olan bu eser Kanuni Sultan Süleyman Hân zamanında 1550' de başlanarak 1556'da bitirildi.Avlusu ile birlikte dikdörtgen şeklindeki câminin harem kısmı, 68x63 m dir. 26,50 m kutrunda ve 53 m yükseklikte olan düz pandantifli kubbe, dört kalın kemer üzerinde oturmak ta ve kâidesinde yuvarlak kemerli 32 pencere bulunmaktadır. Câmi 138 pencereden ışık alır. Akustik ve havalandırma düzeni bir mimâri şâheseridir. Mimar Sinan, Süleymâniye Câmii'ni yaptığı sırada birtakım kimseler; "Câmi içinde nargile fokurdatır durur" diye, kendisini Kanuni Sultan Süleyman Hân'a şikâyet ederler. Kanuni, âni bir baskın yapar. Hakikaten Mimar Sinan'ı nargile fokurdatırken bulur. Fena hâlde canı sıkılır. Sert bir sesle "Bre bu ne hâldir?" diye çıkışır. Mimar Sinan gâyet soğukkanlı "Pâdişahım, bu nargileyi burada bulundurmamın sebebi, fokurtusu içindir. Dikkat ederseniz, Tömbekisi (tütünü) yoktur. Fokurduyan suyun sesi bana câmide okunacak Kur'ân-ı kerim seslerinin her tarafa yayılmasını sağlamak için lüzumlu tedbirleri almama yardım etmektedir." diye cevap verir. Mimar Sinan bu tedbiriyle, bugün ancak modern tiyatro binalarında görülebilen akustik tertibatı, yâni ses yankılanması ayarını, 16. asırda yapmış oluyordu.
Osmanlı devlet adamlarından Rüstem Paşa vezir olmayı arzu edip bunun için uğraşırdı. Fakat bâzı kimselerin aleyhinde çalışması sebebiyle Teke sancağına tâyin edilip, merkezden uzaklaştırıldı. Teke'ye vazifeli olarak gidince Isparta'ya da uğradı. Orada zamânın meşhur velisi, büyük mürşid Şeyh Burhâneddin hazretlerinin şöhretini duydu. Bu zâtı tanımak ve sohbetinde bulunmak için Eğridir'e ziyâretine gitti. Sohbetinde bulunup duâsını aldı. Şeyh hazretleri kendisine iltifat gösterdi. Bu tanışmadan sonra dergâhına sık sık gidip sohbetinde bulunurdu. Yine bir gece dergâha misâfir olmuştu. Bu ziyâretinde Rüstem Paşaya vezir olacağını iki defâ müjdeledi. Rüstem Paşa çok arzu ettiği vezirlik için ümit kesilmişken böyle bir müjdeye çok sevindi. O zâtın duâsını ve himmetini aldıktan sonra günden güne devlet kademelerinde yükselmeye başladı. Sonunda vaziriâzam oldu. Burhâneddin hazretlerinin verdiği müjde gerçekleşince ona muhabbeti ve bağlılığı iyice arttı.
Tophânelizade Mahmûd Efendi Elliüçüncü Osmanlı Şeyhülislâmıdır. Sultan İkinci Mustafa Hân'ın imamlığını yaptığı için, "İmâm-ı Şehriyâri" diye meşhûr olmuştur. İstanbul'da doğdu. 1130 (m. 1717)'de aynı yerde vefât etti. Bir fetvasında namaz hakkında buyurdu ki:
Necmeddin İmâd hazretleri, on ikinci ve on üçüncü asırlarda Anadolu'da yaşayan velilerdendir. 1224 (H.621) senesinde vefât etmiştir. Kabri Kayseri'nin Kalenderhâne Serçeoğlu Mahallesinde ve Hüseyin Bey Hamamı karşısındadır...
Necmeddin İmâd hazretleri vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:
Muhammed Bâkır hazretleri 676 (H.57) senesinde Medine-i münevverede doğdu. 731 (H.113) senesinde aynı yerde vefât etti. Cennetü'l-Baki Kabristanında babasının yanına defnedildi.
Bu mübarek zat, Peygamber efendimizin Eshâb-ı kirâmını görenlerin zamanında yetişen en büyük velilerdendir. Hazret-i Câbir ve hazret-i Enes bin Mâlik ile görüşüp onlardan ve Tâbiinden olan büyük zâtlardan ilim öğrenip hadis-i şerif rivâyet eden Muhammed Bâkır hazretleri Medine'nin büyük fıkıh âlimlerinden oldu. Zamânında bütün dünyâdaki evliyânın feyz kaynağı oldu. Evliyâlık yolunda olanlara feyzler onun vâsıtasıyla geldi. İmâmlığı on dokuz sene sürdü.
Abdülaziz Debbağ hazretleri'ninbir grup talebesi bir yere gitmek için yola çıktılar. Yanlarında eşkıyâ saldırısına karşı koyacak hiç bir şey yoktu. Geceyi tenha ve korkunç bir yerde geçirdiklerinden, içlerinden iki kişi uyumadı. Bunlar yakınlarında bir arslanın dolaştığını fark ettiler. Biri diğerine;
-Kimseyi uyandırma sonra paniğe kapılabilirler, dedi.
Sabah olunca yakınlarında ölü bir tavşana rastladılar ve yollarına devam ettiler. İşlerini görüp geri dönerken konakladıkları yerde, bir kişi uyumayıp arkadaşlarını bekledi. Hocaları Abdülaziz Debbağ'ın huzuruna geldiklerinde uyumayan talebe;
-Efendim! Müsâde ederseniz biraz uyumak istiyorum. Çünkü dün gece hiç uyumadım,dedi.