İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.653.380
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
28 Temmuz 1808'de Alemdâr Mustafa Paşanın Selim Hanı tekrar başa geçirmek üzere saraya girdiği sırada sâbık hâkânın âsiler tarafından şehit edilmesi üzerine Sultan Mahmûd, Osmanlı tahtına çıktı.İkinci Mahmûd Han, Alemdâr Mustafa Paşayı, veziriâzam tâyin edip, Kabakçı isyânından sonra ülkede pekçok hâdise çıkaran zorbaları yola getirmekle vazifelendirdi. Kabakçı Mustafa isyânında rol oynamış bulunan âsiler cezâlandırıldı. Fesat çıkaranlar İstanbul dışında ikâmete mecbur tutuldu. İstanbul'da otorite sağlamaya çalışılırken, Rumeli ve Anadolu'nun birçok yerinde ve bilhassa Halep ve Bağdât'ta vâlilerin çıkardığı karışıklıklar devâm ediyordu. Cezâyir'in idâresini dayılar ele geçirmişti. Vehhâbiler Haremeyn'i zaptede rek, hutbelerden pâdişâhın adını kaldırmışlardı. Bu kötü gidişe, dur demek isteyen Sultan Mahmûd, Anadolu ve Rumeli vâlilerini İstanbul'a dâvet etti. Bu vâlilerin yeni Sultan'a bağlılıklarını bildirmeleri istendi. Vâliler İstanbul'a gelip, Sultan Mahmûd Hana bağlılıklarını arz ettiler ve muhtemel âsilere karşı ittifak senedi imzâladılar.
Sultan Abdülaziz ve Sultan Abdülhamid zamanlarında Sadrazamlık vazifesinde de bulunmuş olan Ahmed Vefik Paşa, Paris Büyükelçilisiyken, Müslümanları ve Osmanlıları küçük düşüren bir piyesin oynanacağını duyunca, buna diplomasi yoluyla engel olmaya çalışır. Fakat muvaffak olamaz. Oyunun sahneye konduğu gece tiyatro ya gider. İmparator III. Napolyon da bu gala gecesine davetlidir. Oyun başlamadan İmparatorun locasına gider ve oyunun durdurul ması için tekrar ricada bulunur, fakat ters bir cevapla karşılaşır.
Ahmed Vefik Paşa, oyunu durdurmak için bir şeyler yapmak lüzumunu hisseder. Perde açılır açılmaz, locadan sahneye atlar ve seyircilere:"Ben sahici Osmanlı ve Müslümanım. Düzmelerini bırakın da beni seyredin" diye haykırır. Bu şekilde seyircileri kendine çekerek oyunu oynatmaz.
Kadızâde Ahmed Emin Efendi Osmanlı âlimlerindendir. 1133 (m. 1720)'de doğdu. 1197 (m. 1783)'de de vefât etti. "Birgivi Vasıyyetnamesi"ni şerh etti. "Birgivi şerhi" ismiyle meşhûr "Ferâid-ül-Fevâid fi beyân-il-Akâid" kitabını yazdı. Bu kitabında kıyâmet alâmetleri kısmında buyuruluyor ki:
İbrâhim Zâhid-i Geylâni "Tâcüddin" İslâm âlimlerinden ve evliyânın büyüklerindendir. Babasının adı Rûşen Emir'dir. Künyesi Ebü's-Safvet, lakabı "Tâcüddin"dir. Doğum târihi bilinmeyen İbrâhim Zâhid-i Geylâni, Âzerbaycan'da bulunan Geylân nâhiyesine bağlı Siyâverû isimli köyde doğdu. 1305 (H.705) senesinde Geylân yakınlarında bulunan Lenger-i Künân denilen yerde vefât etti. Kabri oradadır.
Ahmed Aysâvi 1534 (H.941)'de Şam'da doğdu. Aslen Şam'a bağlı olan Aysâ nâhiyesindendir. Buraya nisbetle "Aysâvi" denilmiş ve bu isimle meşhûr olmuştur. Babası Aysâ'dan gelip, Şam'da yerleşmiş idi...
Aysâvi hazretleri, Şam'daki meşhûr Emeviyye Câmii'nde imâmlık, Câmi-i Muallak diye tanınan Cedid Câmii'nde ve Dımeşk'ın hâricinde bulunan Kabr-i Âtike mahallesindeki Tevriziyye Câmii'nde hatiblik yaptı. Ömeriyye, Aziziyye, Zâhiriyye, Şâmiyye, Berrâniyye gibi medreselerde ders okuttu. Emeviyye ve Sultan Süleymân Câmii'lerinde vaaz verdi. İlim öğrenmek ve öğretmek maksadıyla çeşitli yerlere seferler yaptı..
Günlerden bir gün, yıllardan bir yıl, bir padişahın ganimet malından eline çok güzel ve tarif edilmez bir kumaş geçer. Terzi başını çağırtıp o kumaşı eline verir. Terzi başı kumaşı görünce aklı başından gider. Ve sanki hasta olur. Padişaha kaftan kesmek için yaklaşıp evvela tahmin için eline arşın alır: -Sultanım, üstatlar, "bin ölç bir kes, ölçmeden kumaşa el vurmasın hiç kes (kimse) demişler", der. -Sultanım, bu kumaş kaftan olmaya el vermez, diye söyler. Dörtte bir, çeyrek daha gerekir ki, hazret-i sultana layık bir kaftan olsun. Padişah çaresiz: -Biraz dursun, der ve buna uygun parça bulunması için şehir ve vilayet aransın, diye emreder. Her ne kadar şehir baştan başa aranır ve memleket boydan boya taranırsa da ona münasip kumaş ve o beze uyar bir yoldaş bulunamaz. Padişah çaresiz kalıp bir başka terziyi davet eder: -Şu güzel kumaştan bana iyi bir elbise yapıver, diye söyler.