Hüseyin Hilmi Işık

(Rahmetullahi Aleyh)

Türkiye Gazetesi

e-Gazete (Bugün)

Türkiye Gazetesi

Bizim Sayfa (Bugün)

Toplam Ziyaretçi

17.385.148

Huzur Pınarı

Caliyet-ül Ekdar

Dinimiz İslam

Silsile-i Aliyye Büyükleri

Zekât Vermek Için Nisaba Malik Olmak Lazımdır

Necmeddin Tarsûsî Hanefî fıkıh âlimleridnendir. 721 (m. 1321) Tarsus’ta doğdu. Şam’da Arapça, fıkıh ve fıkıh usulü tahsil etti; babası İmâdüddin Tarsûsî’den fıkıh okudu. Şibliyye Medresesinde müderrislik, Hanefî kadılkudâtlığı yaptı. 758 (m. 1357) senesinde Şam’da vefat etti. Çok eser yazdı. En meşhuru olan Münyetü'l-müftî haşiyesinde şöyle buyuruyor:

Vehbi Tülek

Vehbi Tülek

1001 Osmanlı Hikayesi

Tüm Yazılar

Bir Kaşik Tuz

Sultan III. Mehmed zamanında, Rumeli'de Yenice kasabasında mübarek bir zat vardı. İhtiyacı olan ona koşar, sıkıntısı olanın derdini o giderirdi. Fakat kendisi bir sürü derde mübtela idi ama halinden hiç şikayetçi değildi. Birgün dergahın bahçesindeki havuzun kenarında otururken bir talebesi gelerek, başına gelen bir musibetten uzun uzun şikayet eder. O zat, o talebesinden bir bardak su, bir miktar tuz ve bir çorba kaşığı getirmesini ister. İstedikleri getirilince, bir kaşık tuzu bir bardak suya atıp karıştırır ve talebesine, bunu içmesini söyler. Tuzlu sudan bir yudum içen talebe hemen yüzünü buruşturur ve "Efendim, su çok tuzlu, içemiyeceğim" der. Sonra o zat yine kaşığı tuzla doldurur ve bu sefer havuza atarak karıştırır ve talebesine, havuzdaki sudan içmesini söyler. Talebe havuzdan kana kana içer. "Nasıl, su tuzlu mu" diye sorduğunda talebe "Hayır efendim, gayet tatlı geldi" cevabını verir. O zaman o mübarek zat şu ibretli nasihatı verir: "Oğlum, bir kaşık tuz, her zaman aynı acılıktadır. Fakat bunu bir bardak suda içmek, insana zahmet verdiği halde, bir havuz suda içince hiç hissedilmiyor. Çünkü havuzun genişliği içinde kayboluyor. İşte, göğsü bir bardak kadar dar insan, kendisine gelen bir kaşık tuz kadar dert ve belaların acısına tahammül edemez. Fakat göğsü havuz kadar geniş insan ise, kendisine isabet eden, bir kaşık değil, bir kazan tuz kadar belaları tatlılıkla karşılar, o dert ve belalar onun geniş göğsü içinde kaybolur gider de kimsenin haberi olmaz."

Vehbi Tülek

Kolumu Kesiver Kumandanim

Vehbi Tülek

92 - Bunlar Bizi Allah Rizasi İçin Ziyarete Gelirler

Vehbi Tülek

At Binenin, Kılıç Kuşananın Şah'ım!

Vehbi Tülek

Osmanlı Devleti'nde, yabancı devletlere gönderilecek elçilere çok dikkat edilirdi. Devlet-i Aliyye'nin itibarını gözetecek Serdengeçtiler aranırdı. 1736'da İran Şahı Tahmasb'a da bir elçi göndermek icabetti. İmrahor Mustafa Paşa münasip görüldü. Şah tarafından kabul edilen Mustafa Paşa, görevini yerine getirdi. Sonra, âdeti olduğu için Şah biraz eğlenmek, biraz da denemek kastıyle dedi ki: -İmrahor Paşa!.. Benim bir derdim var. Acaba sen halledebilir misin?-Hayırdır İnşâallah.-Bir atım var. Fakat, çok haşarı. Üstüne bineni yere fırlatır. Şuna bin de fikrini söyle!Mustafa Paşa, sükût etti. Biraz sonra iki seyis, iki tarafından yakalamış atı getirdiler. Önüne geleni kapar, ardında kalanı teper bir hayvandı. Şah sinsi sinsi güler, at yerleri eşeler, seyisler korkuyla bekleşirlerdi. Bütün İran devlet büyükleri meraktaydı. Mustafa Paşa, gayret kemerini kuşanıp, seyislere işaret etti. Azgın hayvanı, apıl apıl getirdiler. Bir adım kala: "Bismillah..." deyip üstüne sıçradı. Sonra da seyislere: "Bırakın!" diye bağırdı. Beygir bütün marifetlerini gösterdi. Sıçradı, çifte attı, şâha kalktı. Fakat, İmrahor Paşa'yı sırtından atamadı. Sonunda kuzu gibi uslanıverdi. Osmanlı elçisi, İran Şâhı'nın önüne geldi. Attan aşağı sıçradı. Gemleri uzatırken dedi ki:"At binenin, kılıç kuşananın Şah'ım!"

Doğum

Vehbi Tülek

21 - Sokollu Mehmet Paşa'nin Şehadeti

Vehbi Tülek

Saltanat Tahtina Oturacaktir

Vehbi Tülek

Ne Oldum Dememeli

Vehbi Tülek

80 - Murad-i Hüdavendigarin Duasi

Vehbi Tülek

Akçakoca Kalesi

Vehbi Tülek

Bir Yalanla İki Kelleyi Kurtardin

Vehbi Tülek

Yolumuzu Aydınlatanlar

TÜM YAZILAR

Edep Timsali Kâtip İsmâil Enarânî

Büyük veli İsmâil Enarâni, ilim tahsiline Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdi hazretlerinin yanında başladı. İleri gelen hizmetçilerinden oldu. Vefât edinceye kadar Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdi'nin hizmetlerine devâm etti. Ayrıca yazısı da güzel olduğundan, hocası Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdi'nin eserlerini ve gerekli yazılarını yazardı. Mevlânâ Hâlid onu çok sever ve kendisinden "Kardeşimiz Şeyh İsmâil" diye bahsederdi...

Vehbi Tülek

Vehbi Tülek

Dertlilerin Sığınağı Bennân El Hammâl

Vehbi Tülek

Bennân-ı Hammâl hazretleri, Mısır'da yaşamış olan velilerdendir. Ebu İmran-ı Kebir'in talebesidir. Cüneyd-i Bağdâdi ile sohbetleri oldu. İbrahim Havvas ile görüşürdü. Ebü'l-Hüseyn Nuri'nin hocasıdır. Birkaç defa yürüyerek hacca gitti. Kerametleri bütün Mısır'a yayıldı. Birçok kimse onun duasını almak ve derdine deva aramak için ona koştular. Bilhassa hastalar, onun mübarek nefesinden şifa bulurlardı.

Hicazda Kabir Yıkanlar!..

Vehbi Tülek

Türkistan Evliyâsından Hakîm Süleymân Atâ

Vehbi Tülek

Hakim Atâ, Türkistan evliyâsının büyüklerindendir. Asıl adı Süleymân'dır. Yerleştiği yere nisbetle "Bağırgâni" de denilmektedir. Yazmış olduğu manzumelerde kendisi Süleymân, Kul-Süleymân, Süleymân Bağırgâni, Hakim, Hakim Süleymân, Hakim Hâce ve Hakim Hâce Süleymân isimlerini kullanmıştır. Hoca Ahmed Yesevi'nin talebesi olup, aynı zamanda onun üçüncü ve Türkler arasında en tanınmış halifesidir. Doğum târihi bilinmemektedir. 1186 (H.582) senesinde vefât etti.

Şeyh Sinan Efendi

Vehbi Tülek

Elem Dikeni Batmadıkça, Murat Gülü Açılmaz!

Vehbi Tülek

Şerefüddîn Yahyâ Acîsî

Vehbi Tülek

Radıyüddîn El-gaznevî

Vehbi Tülek

Allah’ın Takdirine Bağlanan Cennetliktir

Vehbi Tülek

Korkusuz Cengâver Mecze'e Ibn-i Sevr

Vehbi Tülek

Dini Hikayeler

TÜM YAZILAR
Abdullah El-acemî

Abdullah El-acemî

Zamânın sultânı Melik Zâhir Mücirüddin, bir defâsında Abdullah el-Acemi hazretlerinin köyüne gitmişti. Abdullah el-Acemi bahçelerde bekçilik yapıyordu. Melik onu bir bahçe içinde görüp:

"Ey Genç! Bize tatlı bir nar getir." deyince, bulunduğu bahçedeki bir nar ağacından nar koparıp götürdü. Melik kesip tadına baktı ve; "Bu nar ekşi sen nasıl bekçisin narın ekşisini tatlısını ayırd edemiyorsun?" dedi.

Abdullah el-Acemi kendisine âid olmayan meyvelerden hiç yemediği için, ekşisini tatlısını bilmiyordu. Melik'in sözleri üzerine hem üzüldü hem de mahcûb oldu. Gidip bir ağacın altında namaza durdu ve iki rekat namaz kılıp şöyle duâ etti: "Yâ Rabbi bana hangi narın tatlı olduğunu bildir, gidip Melik'e vereyim..."

Vehbi Tülek

Vehbi Tülek

Ayyaşin Sonu

Vehbi Tülek

Padişah Ve At

Vehbi Tülek

Abdullah-i EnsÂrî

9 Evi Dolaşan Kelle

A'meş Ve Hanımı

Abdullah-i EnsÂrî

Evliyalar Ölmez İmiş

Abdullah Bin MübÂrek

Namazini Ben Kildirayim

Vehbi Tülek

Sarik Ve Sakal

Vehbi Tülek

Yirmi Saniyede

Vehbi Tülek

Değişen Sizin Kalbiniz

Vehbi Tülek

Veliye Rastlamak İstiyorsan

Vehbi Tülek

Arkadaşlarımı Korumak Için

Vehbi Tülek