Cimrilik, Sizden Önceki Ümmetleri Helak Etmiştir
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.544.145
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Süleyman Hân'ın, Gâzi Bâli Bey'e yazdığı mektup şöyledir:"Her iyiliğin kaynağı adâlettir... Âdil olmayan kişinin elinden çıkan iş, kötü iştir... Peygamber efendimiz "Bir günün adaleti, yetmiş yıllık ibâdetten üstündür." buyurmuştur. Öyle insanlar var ki, ellerinde fırsat yok iken, salih, âbit ve zâhit görünürler. Ellerine fırsat geçince Nemrut kesilirler...Hizmetinde kullandığın adamların dış hâllerine aldanma! Mala muhabbet göstereni, devlet hizmetinde kullanma! Zira o adamlar ki, Allahın bana emânet ettiği halkı ezerler... Kıyâmet günü sorumlu benim!..Ey Gâzi Bâli Bey! Mansıbın geliri masrafıma yetmez diye gam çekme! Ne dilediğin varsa benden iste! Sana emânet ettiğim askerlerimin ve tebâmın; ihtiyarlarını baba, gençlerini evlât, çocuklarını da kardeş bil... Bilhassa fukaraya şefkât ve muhabbetle ihsan kapılarını aç!.."
Trabzon'da başlayan devlet idâreciliğinde, pehlivan yapılı vücûdu, devrin silâhlarını kullanmadaki mahâreti, Müslümanlara hayranlık ve rahatlık, düşmanlara korku ve dehşet verdi. İdâreciliğini Trabzon dışına da taşırarak, Osmanlı Devleti aleyhine propaganda yapan âsileri tâkip ettirdi. Trabzonluları rahat bırakmayan Gürcüler üzerine üç sefer yaptı. 1508 Kütayis Seferinde Kars, Erzurum, Artvin illeriyle on beş mahalli fethederek Osmanlı toprak larına kattı. Buralarda yaşayan Gürcülerin hepsi Müslüman oldu. Diğer taraftan Şah İsmâil in Doğu Anadolu'da artan ve Akdeniz sâhilleriyle İç Anadolu içlerine ve Rumeli'ye kadar varan propagandasına karşı, gâyet şiddetli tedbirler aldı. Şah İsmâil'in gâyesi ve propagandasının neticesini iyi tespit ettiğinden, daha köklü tedbirler alınması gerektiğini teşhis etti. Vâlilik selâhiyetiyle bütün ülkede, Şâh İsmail'in faaliyetlerinin önüne geçilemeyeceğini bildiğinden, şehzâdeler meselesinden faydalanarak, Osmanlı tahtına namzed oldu. Babası İkinci Bâyezid Han hayatta olmasına rağmen, Şehzâde Ahmed ve Korkud Osmanlı Sultanı olmak için faaliyetlerde bulunduğundan, Şehzâde Selim de harekete geçti. Uzun mücâdelelerden sonra, 24 Nisan 1512 târihinde, Osmanlı Sultanı olup, babası İkinci Bâyezid Hanı yılda iki milyon akçe tahsisatla Dimetoka'ya, büyük hürmet göstererek maiyetiyle berâber yolcu etti. Babası 26 Mayıs 1512 târihinde yolda vefât edince, cenâzesini İstanbul'a getirtti. Bâyezid Câmii yanına türbe yaptırıp, buraya defnettirdi.
Geredeli Abdülganî Efendi Osmanlı âlimlerinden ve Nakşibendî şeyhlerindendir. Aslen Bolu'nun Gerede kasabasındandır. İstanbul’da devrin meşhur âlimlerinden ders alarak yetişti. Bursa ve İstanbul'da yüksek dereceli medreselerde ders verdi. İstanbul, Mısır ve Şam kâdılıkları yaptı. Bir süre Anadolu kazaskerliğini yürüttü. 1586 yılında Mısır'dan dönerken Bursa'da rahatsızlanıp vefât etti. Çok kitap yazdı. Hâşiye alâ Tefsîr-i Beydâvî isimli eserinde şöyle nakleder:
Zeynüddin İbn-ül-Verdi hazretleri Şafii mezhebi fıkıh âlimlerindendir. 749 (m. 1348)'de Haleb'de vefât etti. "El-Behcet-ül-verdiyye" adlı eserinde "Ruhlar" bahsinde buyuruyor ki:
Yûsuf bin Muhammed el-Fasi hazretleri evliyanın büyüklerindendir. 937 (m. 1530)'da Endülüs'te (İspanya) Mâleka (Malaga) yakınlarında Kasrülkebir'de (Alcazarquivir) doğdu. Burada Kur'an-ı kerim, fıkıh ve nahiv okudu. Şâziliyye şeyhi Abdurrahman Meczûb'a intisap etti. İcazet alarak Fas'a gitti ve burada bir dergâh kurarak çok talebe yetiştirdi. 1013 (m. 1604)'te Fas'ta vefat etti.
Büyük çoğunluğu, yüksek rütbeli Osmanlı devlet adamlarından meydana gelen Hacc kafilesi, Fahr-i Âlem, Resul-i Ekrem, Sallallahü aleyhi ve sellem Efendimizi ziyaret yolunda. Çölde günlerdir süren yorucu yolculuk bitmek üzere. Medine'ye yaklaştıkları bir gecede son defa mola verildi. Kafiledekiler kısa süre içinde yorgunluktan uykuya daldılar. Ancak biri var ki, günlerdir uyku görmeyen nemli gözleri ile ufuklara dalmış, iki cihan güneşi sevgili Peygamber Efendimizin hasretiyle yanmış, kavrulmuş, Yusuf Nâbi bu. O gece, Resulullah'a bu kadar yakın olmanın hazzı içerisinde yerinde duramayıp gezerken... O da ne! Devlet büyüklerinden birisi, ayağını Hücre-i Saadet istikametine doğru uzatmış uyumuyor mu?