Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.605.817
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
Yıldırım Bayezid zamanında alına Selanik, Ankara savaşı sırasında Venedikliler tarafından bir hile ile ele geçirilmişti. Sultan II. Murad, padişah olduğunda, önce pürüzlü işleri halletmekle uğraştığından bu meseleye eğilememişti. Nihayet Rumeli işlerine ağırlık verme imkanını buldu ve 1426 senesinde Ayasluğ'a geldi. Burada Midilli, Sakız ve Rodos şövalye leriyle, daha önceden devam eden anlaşmaları yeniledi. Buraya gelen Venedik elçilerini ise kabul etmeyerek geri çevirdi. Daha sonra Edirne'ye dönen padişaha Venedikliler yeni ibr elçi heyeti göndererek anlaşma yapmak istediler. Bunun üzerine Sultan II. Murad onlara şu karşılığı verdi:
"Selanik babamdan kalma mülkümdür. Büyük babam Bayezid, pazusunun kuvvetiyle Rumlardan almıştır. Siz ise İtalya'dan gelmiş Latinlersiniz. Buralara sokulmanızın sebebi nedir? Ya arzunuzla oradan çekilirsiniz, yoksa hemen geliyorum!"Bunun üzerine Venedikliler Selanik kalesini hemen boşaltarak Osmanlı askerine teslim ettiler.Yeğen Mehmed Paşa, Sultan Birinci Mahmûd Hânın vezir-i âzamı idi. Bir defasında sefer için İstanbul'dan hareket etmeden önce, Aksaray civârında oturmakta olan kızının evini Mehmed Emin Tokâdi hazretlerine tahsis edip, oraya dâvet etti. Mehmed Emin Tokâdi de kabûl edip, orayı teşrif etti. Burada ikâmet ettiği sırada Yeğen Mehmed Paşa sık sık ziyâretine gidip, sohbetinde bulunurdu. Huzûruna girerken pâdişâhın huzûruna girer gibi edeb ve hürmet gösterirdi. Mehmed Emin Efendi, ona latife yollu takılırdı. Fakat o dâimâ edeb ve hürmetle huzûrunda dururdu. Yeğen Mehmed Paşa, çıkacağı Avusturya seferi ile ilgili yaptığı hazırlıkları anlatıp duâ istedi. Mehmed Emin Efendi de, gözyaşı dökerek zafere kavuşması için duâ etti.
Muhammed bin Ali el-Vâsıti hazretleri Şafii mezhebi fıkıh âlimlerinden olup İbn-i Ebissakri diye tanınır. 409 (m.1018)'de doğdu. 498 (m.1105)'de Irak'ta Vâsıt'ta vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Abdullah-ı Ensâri, evliyânın meşhûrlarından ve Hanbeli mezhebinin büyük fıkıh âlimlerindendir. İsmi Abdullah bin Muhammed bin Ali el-Ensâri el-Hirevi'dir. Künyesi Ebû İsmâil olup nesebi; İstanbul'da medfun bulunan ve Eshâb-ı kirâmın meşhûrlarından olan Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb-i Ensâri'ye dayanır. Bu sebeple "Ensâri" nisbesiyle tanınmıştır. 1005 (H.396)'te Herat'ta doğdu. 1088 (H.481) senesinde Herat'ta vefât etti. Türbesi çok ziyâret edilen yerlerden biridir...
Kerimüddin Bâbâ Ebdâl, Hindistan'ın büyük velilerindendir. Doğum târihi belli değildir. 1640 (H.1050) senesinde vefât etti. İmâm-ı Rabbâni hazretlerinin önde gelen talebelerindendi. Çok kerametleri görüldü. Yaşadığı beldede insanları İmâm-ı Rabbâni hazretlerinin yoluna davet etti...
Vaktiyle, yol üzerinde bulunan bir dergahın dervişleri, yoldan geçen herkesi misafir kabul ediyordu. Burada hiç konuşulmuyordu. Dervişler anlatmak istediklerini kalben ifade ediyorlardı. Bir gün dergahın kapısına bir yolcu geldi. Yolcu kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada, misafir geldiğini dervişler firaset yoluyla anlıyorlardı, o yüzden kapıda tokmak yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki derviş, kapıda duran yolcuya baktı. Bir selamlaşmadan sonra söz'süz konuşmaları başladı. Gelen yolcu, dergahta kalmak istiyordu. Derviş içeri girdi, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yolcuya uzattı. Bu, yeni bir misafiri kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti. Yolcu dergahın bahçesine girdi, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı. Derviş kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.