Allah, Sizin Için Kolaylık Diler
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.587.323
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
Osmanlı devletinde bir devre adını veren ve 50 yıldan fazla hizmet eden Sokollu Mehmet Paşa, 1505 yılında Bosna'da Vişegrad kasabasında dünyaya geldi. Kanuni Sultan Süleyman Han zamanında, çok zeki olduğu farkedilerek saraya alındı ve iyi bir eğitimden geçtikten sonra devlet hizmetine girdi. Çeşitle vazifelerde bulunduktan sonra 1565'de veziriazam oldu. Kanuni Sultan Süleyman Han'ın son seferinde bulundu ve onun vefatını askerden gizleyerek muhtemel bir bozgunu önledi. Daha sonra padişah olan II. Selim Han'a sadrazam oldu ve devlet idaresini tamamiyle eline aldı. Bir çok seferlere serdar-ı ekrem olarak katıldı ve hepsinde muzaffer oldu. 1571'de İnebahtı'da donanmanın, düşman donanmasının baskını neticesinde yakılmasından sonra, kısa bir zamanda tekrar yeni ve muazzam bir donanma inşa ettirdiler ve Kılıç Ali Paşa'ya teslim ettiler. -Cihanda Osmanlı devletinden daha büyük bir devlet yoktur, derdi.
Fâtih Sultan Mehmed Hân'ın babası Sultan II. Murad'a bir ara şiddetle para lâzım olmuş, Padişah bu parayı Çandarlı Halil Paşa'dan borç alarak temin etmişti. Padişah'ın Çandarlı'dan borç aldığını görünce Fazlullah Paşa, Sultan Murad'a şöyle bir teklifte bulunmaktan kendini alamamıştı...-Devletlû Sultânım, padişahlara hazine gerektir. Müsaade eder ve ferman buyurursanız, hazine cem'ine çalışalım... Padişah bunun üzerine;-Nasıl ve nereden hazineye gelir toplayacaksın? diye sormuş. Fazlullah Paşa da cevaben şunları söylemişti:-Bu vilâyet halkının malı ve parası çoktur. Padişahlar için arada sırada bir yolunu bulup onlardan para ve mal toplamak münasip düşer. Padişah, Paşa'nın bu teklifine son derece hayret etmiş, ona şu karşılığı vermişti: -Hay Fazlullah! Bu söz ne sözdür, bu re'y ne re'ydir! Böyle bir şeyi nasıl söyler, nasıl teklif edersin? Bilmez misin, bizim idaremizde üç helâl lokma vardır: Biri madenler, biri haraç, biri de gazâlarda alınan ganimetlerdir. Bizim askerimiz gâzi askerlerdir. Bunlara helâl lokma gerektir. Bir padişah ki askere haram lokma yedirir, o asker artık harâmi olur. Harâminin ise sebâtı olmaz. Bir küçük mukâvemetle karşılaşsa, hemen firâr eder. Bundan sonra neticenin ne olacağı ise mâlumdur...
Haleb'de dünyâya gelen Hüseyin bin Ahmed el Mûsuli hazretleri, küçük yaştan itibârenilim tahsil etti. Zamânındaki âlim ve velilerin ilim meclislerinde ve sohbetlerinde bulundu. Mûsul'a gelip orada yerleşti. Zâhiri ve bâtıni ilimlerde yüksek bir âlim ve tasavvuf yolunda olgun bir veli oldu. Bilhassa Şâfii fıkhında âlim idi. İnsanlara Allahü teâlânın emir ve yasaklarını anlattı. Onların dünyâ ve âhirette saâdet ve mutluluğa kavuşmaları için gayret etti. Pekçok kerâmetleri görüldü...
Ebü'l-Abbâs Seyyâri hazretleri büyük velilerdendir. Fıkıh ve hadis ilimlerinde büyük âlim idi. Faziletler ve kerâmetler sâhibi olup, zamânın seçkin âlimlerindendi. Ebû Bekr-i Vâsıti'nin en büyük talebesidir. Tasavvufta yetişip kemâl derecelerine ulaştı. 953 (H.342) senesinde Türkistan'da Merv şehrinde vefât etti.
Abdülaziz Efendi, Osmanlılar devrinde on altıncı yüzyılda yetişmiş âlim ve velilerdendir. Alay müftisi olarak katıldığı Kıbrıs'ın fethinde Lefkoşa'nın alınmasında büyük tesiri olmuştur. Şehre girildikten sonra vukû bulan sokak çarpışmalarında şimdiki Selimiye Câmii yakınlarında şehid düşmüştür...
Abdülaziz Efendi, vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:
Kâdı Yâkûb şöyle anlatır:
Birgün Şam'da bir mescidin kenarındaydım. Orada bir köprü vardı. Hava çok sıcaktı. Abdullah el-Yuneyni, abdest almak için dereye indi. O sırada bir nasrâni, şarap yüklü katırı ile köprüden geçiyordu. Katır bir ara ürktü ve yük yere yıkıldı. Çevrede başka kimse yoktu. Abdullah el-Yuneyni, yukarı çıkıp bana; "Yükü yüklemeye yardım et!" dedi.