Müminin Sözünü Reddetmek Hiç Uygun Değildir
Seyyid Ali bin Şihâb hazretleri büyük velîlerdendir. Büyük âlim İmâm-ı Şa'rânî hazretlerinin dedesidir. 1486 (H.891) senesinde Mısır’da vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.292.053
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Seyyid Ali bin Şihâb hazretleri büyük velîlerdendir. Büyük âlim İmâm-ı Şa'rânî hazretlerinin dedesidir. 1486 (H.891) senesinde Mısır’da vefât etti.
Beşir Ağa, küçük yaştan itibâren Yapraksız Ali Ağa'nın yanında sarayda yetişti. 1707 senesinde saray hazinedârı oldu. Sultan Üçüncü Ahmed'in şehzâdeliği sırasında müsâhibi, danışmanı idi. Sonraları dârüsseâde ağası Süleymân Ağa ile berâber 1713'de Kıbrıs'a gönderil di. Kıbrıs'dan Mısır'a ve oradan da Hicaz'a gönderilerek şeyhül-haremeyn vazifesi verildi. Bu vazifesi sırasında Mekke-i mükerremede bulunan ve evliyânın büyüklerinden olan Ahmed-i Yekdest hazretlerinin derslerine ve sohbetlerine katıldı. Ondan pek çok feyz alıp tasavvufda yükseldi. Duâlarına mazhar oldu. 1717 senesinde İstanbul'a çağrılarak dârüsseâde ağalığına tâyin edildi. Bundan sonra Sultan Üçüncü Ahmed Hanın pâdişâhlığının son ve Sultan Birinci Mahmûd Hanın pâdişâhlığının ilk devirlerinde olmak üzere ölümüne kadar tam otuz sene dârüsseâde ağalığı yaptı.
Genç Osmanlı Sultanı Süleymân Hanın Avrupa kıtasındaki fetihleri, başta Papalık olmak üzere, Hıristiyan devletlerini telâşa düşürdü. Kendi aralarında olduğu gibi doğuda İran Safevi Devletiyle de ittifak kurdular. Macar Kralı İkinci Layoş, Alman İmparatoru Şarlken'le akrabâlık kurduktan sonra, Osmanlı hâkimiyetindeki Eflâk ve Boğdan prensliklerini de kışkırttı. Bu durum üzerine Macarlara kesin bir darbe vurmak isteyen Kânûni Sultan Süleymân Han, Rumeli'ndeki ordu kumandanı ve devlet adamlarına gönderdiği fermanda ilkbaharda Sofya'da toplanmaları nı bildirdi.Anadolu Beylerbeyi Behrâm Paşa, Bosna Sancakbeyi, Kırım Hanı Saâdet Giray ile diğer kumandan ve devlet adamlarının da sefere hazırlanmasını istedi
Fahrülislâm Kaffâl Şâşî hazretleri Şafiî mezhebi fıkıh âlimidir. 429 (m. 1037) senesinde Diyarbekir’e bağlı Meyâfarkîn’de (Silvan’da) doğdu. Burada ilk tahsilinden sonra ilim öğrenmek için Tus’a ve Bağdad’a gitti. Meşhur âlimlerden ilim tahsil edip icazet aldıktan sonra Nizamiye Medresesi’ne müderris olarak tayin edildi. 507 (m. 1113)’de orada vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Muhammed ibn-i Fûrek hazretleri Eş'ari kelam âlimidir. 330 (m. 941)'de İran'da İsfahan'da doğdu. İlim tahsili için Bağdat'a, sonra Basra'ya gitti. Burada İmam-ı Eş'ari hazretlerinin talebelerinden Ebü'l-Hasan Bâhili'den kelâm dersleri aldı. Sonra Sultan Mahmud Gaznevi'nin daveti üzerine Gazne'ye gitti. 406 (m. 1015)'de Nişâbur'da vefat etti. Buyurdu ki:
Hazreti Ali (radıyallahü anh) zırhını kaybetmişti. Onu çok aradı, fakat bulamadı. Bir gün Kûfe'ye gelmişti. Zırhını bir Yahudinin elinde gördü. Yahudi'ye;
-Bu zırh benimdir. Onu ne sattım, ne de kimseye verdim. Sende nasıl oluyor? diye sordu.
Yahudi de;
-Hayır bu, benim zırhım, diye cevap verdi. O zaman Hazreti Ali;
-Gel kadıya gidelim, buyurdu.
İbrahim aleyhisselamı ateşe attıkları zaman bütün melekler, vahşi hayvanlar ve kuşlar ağlaştılar ve etrafında toplanıp, İbrahim aleyhisselama bir yardım yapabilmenin çaresini aradılar. Bunların arasında zayıf bir bülbül vardı. "Madem elimden birşey gelmiyor, öyleyse ben de İbrahim aleyhisselam ile beraber yanayım" diye kendini ateşe atacağı sırada Hak teâlâ, Cebrail aleyhisselama emredip buyurdu ki: