İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.653.643
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Osmanlı Devletinin yaşadığı en büyük felaketlerden biri de 1828-29 Rus savaşıdır. Fakat bu savaşta Silistre kalesi, destanlaşan bir müdafaa yaparak Rus ordularını burada durdurdu. Kırk bin kişilik bir Rus ordusu, 26 Nisan günü, o zaman Osmanlı toprağı olan Boğdan, (Doğu Romanya) topraklarına girdiler. Kısa zamanda Bütün Romanya'yı ele geçiren Ruslar, 28 Temmuz'da, Tuna kıyısındaki Silistre kalesini kuşattılar. Kaleyi savunan çok az sayıdaki Nizam-ı Cedid askeri, üst üste yaptığı baskınlarla Rus ordusu na büyük zayiat verdiriyordu. Düşmanın açtığı yoğun top ateşiyle surlar delik deşik oluyor, fakat buralara mevzilenen askerlerimiz, top atışları kesilince karşı hücuma geçiyor, koca Rus tümenlerine saldıran ufacık taburlar, tarihe geçecek destanlar yazıyorlardı. Nihayet 40.000 kişilik koca Rus ordusu, herbiri aslan kesilmiş ve şehid olmak arzusu ile düşmana saldıran neferlerin savaştığı birkaç alaydan ibaret Osmanlı birliklerine fazla iç dayanamadı ve Kasım'da kuşatmayı kaldırarak geri çekilmek zorunda kaldı.
Sultan II. Murad Han devrinde Osmanlı harb teknolojisinde muazzam bir ilerleme kayd edildi. Osmanlı mühendis ve ustaları, artık hiçbir memlekette rastlanamayacak çapta ve güçte toplar yapabiliyorlardı. İstanbul kuşatmasından önce Edirne'de dökülen 60 kadar top, 14 batarya halinde surların karşısına dizildi. Ancak bunlar bir süre sonra kaldırıldı. Yerlerine "Şâhi" denilen daha büyükleri konuldu.Söz konusu büyük toplardan birini, Bizans'dan ayrılarak Osmanlı hizmetine giren Urban isimli Macar dökmüştü. Sıradan bir dökümcü ustasıydı Urban. Ne topların balistik ve mukavemet hesaplarından, ne de barut ölçülerinden haberi vardı. Sadece çizilen plana göre döküm işlemini gerçekleştirmişti. Osmanlı ülkesinde, bu işi yapan pek çok usta vardı.
Abdurrahman ibn-i Ebi Leylâ hazretleri hadis, fıkıh ve kıraat âlimi olup tâbiindendir. 18 (m. 639)'da Medine'de doğdu. Babası Ebû Leylâ Resûlullah Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birçok gazaya katılmıştı. İbn-i Ebi Leylâ 83 (m. 702)'de vefat etti. "El-Firdevs" adlı eserinde şöyle buyurdu:
Kaygusuz İbrâhim Efendi, Osmanlıların son zamanlarında yetişen evliyâdandır. Kâdiriyye yolunun büyüklerindendir. Bolu'da doğdu. 1289 (m. 1872) senesinde İstanbul'da vefât etti. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Birinci Cihan Harbi seneleri. Yokluk dizboyu. Rize. Anzer, halkın kendi tabiri ile Ancer. Dünyaca balı ile meşhur olan Ancer. Binlerce poleni ve şifayı içinde barındıran balıyla meşhur Ancer. Kış. Yaylacılık yapan Ancerlilerin bir kısmı aşağıya Rize'ye şehre inmemiş, kışlamışlar. Yazdan yığdıkları otlarıyla, mallarını kışdan çıkarıp, bahara eriştirmenin çabası içindeler. Evet hepsinin mal tabir ettiği koyunları, sığırları var, tektük birkaç tanesinin de kara kovanı var. Şifa niyetine ilaç niyetine küçük bir kavanozu dolduracak kadar balları olurdu çoğunun. O da kış bitmeden tükenir giderdi. Meryem. Lezgilerin kızı Meryem. Yeni gelin, beyini cepheye göndermiş. O da o kış yayla da kışlamış. Sabaha kadar kar yağmıştır. Tam kürekle yolu açayım deyip, kapıya yönelmekte iken, kapısı çalınır. Kapıyı açar. İhtiyar bir adam selam verir ve: -Kızım, ben Aşağı Ancerdenim, gelinim aş eriyor, canı bal çekti, Allah rızası için, bir iki kaşık bal verirmisin?