Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.544.876
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Tekirdağ'da Hacı Osman Efendi isimli hayırsever bir tüccar, bunun Hasan isminde bir de oğulluğu vardı. Ancak Hasan, ele avuca sığmaz, pek haşarı bir çocuktu. Biraz büyüyünce mahalledeki bütün çocukları dövmeye ve onları emri altına almaya başladı. Kimse ona karşı gelemiyor ve sözünden çıkamıyorlardı. Çıkmak isteyen adamakıllı dayak yiyor, kafası gözü şişiyordu.Bütün mahalleli ondan şikayetçiydi. Osman Ağaya durumu söylediler. O da Hasan'ı çağırdı, azarladı. Lakin hiç biri para etmiyor, çocuk bildiğinden şaşmıyordu. Osman Ağa, oğulluğuna pek düşkün olan hanımının hatırına daha fazla ses çıkarmadı. Ne var ki, Hasan büyüdükçe şirretliği artıyor, yalnız mahallenin değil, bütün kasabanın delikanlılarını hakimi yeti altına almaya çalışıyordu. Kendisine boyun eğenler yakayı kurtarıyor, eğmek istemeyenler ise belayı buluyordu. Hasan artık onları dövmekle kalmıyor, onlara silah da çekiyordu. Her silahı büyük bir ustalıkla kullanır olmuştu.
Sultan II. Bayezid, Yavuz ve Kanuni zamanlarında Şeyhülislamlık yapan ve 1526 se nesinde vefat eden, Zenbilli lakabıyla meşhur olan Alâüddin Ali Cemâli Efendi, aslen Kara manlıdır. Efdalzâde Hamidüddin Molla'nın vefatından sonra 1503'te Şeyhülislam oldu ve yir miüç sene aralıksız bu makamda kaldı. Bilassa Yavuz gibi çok sert bir padişaha karşı çekin meden doğru olanları söylemesi ile hem padişahın, hem de halkın sevgisni kazandı.
Şeyh Celâl Tânîserî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Hindistan’da Tânîser’de yaşadı. 989 (m. 1581) senesinde vefât etti. Şeyh Abdülkuddûs hazretlerinin en başta gelen talebelerinden ve büyük halîfelerindendi. Tasavvufta yetişip, üstün hâlleri kendisini öyle kaplamıştı ki, çok kerre sekr (tasavvuf sarhoşluğu) hâlinde olurdu. Namaz vakitlerinde, talebeleri ayılması için uğraşırlar “Hak, Hak” diyerek yanında Allahü teâlânın ismini yüksek sesle söyleyerek ayıltırlardı.
İbrâhim Nehâi, Tâbiinden, yâni Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) Eshâbını gören büyüklerdendir. Kûfe'de yetişen en büyük fıkıh ve hadis âlimlerindendir. İsmi, İbrâhim bin Yezid'dir. 668 (H.47)'de Kûfe'de doğdu, 715 (H. 96) senesinde orada vefât etti. Eshâb-ı kirâmdan hazret-i Âişe, Ebû Sa'id-i Hudri ve daha birçok sahabeyle görüşüp, hadis-i şerif rivâyet etti. Bu mübarek zat, İmâm-ı A'zâm Ebû Hanife hazretlerinin fıkıh ilmini almış olduğu hocalar silsilesindendir. Hadis ilminde, bilhasa fıkıh ilminde müctehid derecesine yükseldi.
Dün bir nebze bahsettiğimiz gibi, Tokat'ta 972 (m. 1564) senesinde başlayan tâûn (veba) salgını, gün geçtikçe daha da artıyordu. Bunun üzerine şehir halkı; "Abdülmecid Şirvâni hazretlerinden duâ isteyelim. İnşâallahü teâlâ salgın onun hayır duâları ile durur" dediler...
Şehrin ileri gelenleri gidip, durumu Mevlânâ Abdülmecid'e arz ettiler. Bunun üzerine Mevlânâ Abdülmecid şöyle duâ buyurdu: "İlâhi! Bu musibet bulutunu, kerem ve ihsân rüzgârınla def eyle." O ânda Allahü teâlânın izni ile tâûn salgını durdu. O günden sonra, otuz sene Tokat şehrine tâûn hastalığı isâbet etmedi...
Padişahlardan birine değerli bir gül fidanı hediye edilir. O da bunu bahçıvanına verip bahçeye dikmesini, gül açılınca da kendisine haber vermesini ister. Aylar sonra nihayet gül açılır. Fakat gayet iri ve son derece güzel bir gül. Bah çıvan onu hayranlıkla seyrederken, bir bülbül gelip gül fidanına konar ve başlar ötmeye. Bahçıvan önce onu kıvmak ister, fakat bülbülün yanık yanık ötüşü onu etkilemiştir. Sonunda bahçıvan, padişahı çağırmak için yerinden kalkınca, bülbül ürker ve gülü paramparça eder. Buna çok üzülen bahçıvan, korkarak padişaha durumu haber verir. Fakat padişah:-Üzülme, der, bu dünya etme bulma dünmyası, ona da kalmaz.Bahçıvan padişahın bu sözü ile rahatlamıştır. Bir zaman sonra bahçıvan, biryılanın o bülbülü yuttuğunu görür ve padişaha gelerek:-Keramet gösterdiin efendimiz, dünya o bülbüle de kalmadı.-Merak etme, o yılana da kalmaz.