Nazardan Ve Şeytanların Şerrinden Korunmak Için
Ahmed Kastalânî hazretleri fıkıh, hadîs ve kırâat âlimidir. 851 (m. 1448) senesinde Kâhire’de doğdu. 923 (m. 1517)’de aynı yerde vefât etti...
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.064.026
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ahmed Kastalânî hazretleri fıkıh, hadîs ve kırâat âlimidir. 851 (m. 1448) senesinde Kâhire’de doğdu. 923 (m. 1517)’de aynı yerde vefât etti...
Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanında, Sarayda gece gündüz nöbet tutan hassa askerleri vardı. Bu nöbetçilerin geleneksel olarak geceleyin bir seslenişleri yankılanırdı etrafta:
- Kimdir o?
- Kim var orda?..
Genç Osmanlı Sultanı Süleymân Hanın Avrupa kıtasındaki fetihleri, başta Papalık olmak üzere, Hıristiyan devletlerini telâşa düşürdü. Kendi aralarında olduğu gibi doğuda İran Safevi Devletiyle de ittifak kurdular. Macar Kralı İkinci Layoş, Alman İmparatoru Şarlken'le akrabâlık kurduktan sonra, Osmanlı hâkimiyetindeki Eflâk ve Boğdan prensliklerini de kışkırttı. Bu durum üzerine Macarlara kesin bir darbe vurmak isteyen Kânûni Sultan Süleymân Han, Rumeli'ndeki ordu kumandanı ve devlet adamlarına gönderdiği fermanda ilkbaharda Sofya'da toplanmaları nı bildirdi.Anadolu Beylerbeyi Behrâm Paşa, Bosna Sancakbeyi, Kırım Hanı Saâdet Giray ile diğer kumandan ve devlet adamlarının da sefere hazırlanmasını istedi
Emîr Hamza hazretleri Silsile-i aliyye büyüklerinden biri olan Seyyid Emîr Külâl hazretlerinin ikinci oğludur. 1475 (H.880) senesinde vefât etti. Küçük yaşta babasının sohbetlerinde bulundu. Sonra babası onu, yetişmesi için, talebelerinin meşhûrlarından olan Mevlânâ Ârif Dikgerânî'ye havâle eyledi. O da onu yıllarca çalıştırarak, ilimde ve tasavvuf hâllerinde yetiştirdi.
Muammer Mezûrî hazretleri büyük âlim ve velîlerdendir. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin talebelerinin önde gelenlerindendi. İsmi Yahyâ’dır. 1736 (H. 1146)’da doğdu. Bağdat’ta, meşhur âlimlerden din ve âlet ilimlerini öğrendi. Bilhassa fıkıh bilgilerinde çok ilerledi. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî, Hindistan’dan Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinden aldığı feyzlerle Irak’a dönünce onun ilimdeki üstünlüğünü, tasavvufdaki derecesini anlayıp, teslim oldu. 1834 (H.1250) de Bağdat’ta vefât etti.
Abdülehad Efendi bir gün, talebelerinden birisinin bir iş için Üsküdar'a gidip gelmesini istedi. Fakat o gün çok fırtınalı idi. Kayık hiç işlemiyordu. Bu yüzden talebelerden kimse, ben gidip gelirim, diyemedi. Nihâyet içlerinden biri, Abdülehad Efendinin emrini yerine getirmek için kendisinin Üsküdar'a gidip geleceğini söyledi. O zaman Abdülehad Efendi o talebesine; "Selâmetle gidip gel." diye duâ etti. O talebe Eminönü'ne geldiğinde, yüz kadar kayıkçıdan ancak birini Üsküdar'a gidip gelmeye iknâ edebildi. Kayıklarından birisini denize indirdiler. Bir ok atımı gitmeden, fırtına dindi, deniz sâkinleşti, rüzgâr uygun bir yöne doğru esmeye başladı. Yelken açıp, Üsküdar'a kısa zamanda gidip geldiler. Dönüşte talebe durumu Abdülehad Efendiye bütün tafsilâtıyla anlattı. Abdülehad Efendi talebesine çok duâ etti.