Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.548.179
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Süleyman Nazif Bağdat Valisi'dir. Bir gün III. Ordu Kumandanı Hafız İsmail Hakkı Paşa'dan bir telgraf alır. Telgrafı okuyunca birden rengi atar. Şaşkınlığından kolları iki yana yığılır kalır. Etrafındakiler telaşlanıp çok kötü bir haber olduğunu sanırlar. O sırada Nazif gayet alaycı bir şekilde mırıldanır:-Acayip, böyle emir olur mu?Telgrafta şu cümleler yazılıdır: "Onbin okka şeker ile bin okka çayın yirmidört saat içinde tedarik edilerek sevki..."Süleyman Nazif hemen bir kağıt ve hokka ister. Bir cümle de o yazar ve telgrafı getiren zata uzatır:-Götür bunu hemen Paşa'ya tellesinler.Cevabi telgrafta şunlar yazılıdır: "Çin İmparatoruna yazmış olduğunuz telgrafın yanlışlıkla vilayetimize gelmiş olduğu ma'ruzdur
Bir gün Sultan İkinci Murâd Hân, Edirne'de abdest tâzelemek üzere çıktığı zaman ayağı kayıp düştü. O sırada nûr yüzlü bir kimse peydâ oldu. Sultânı elinden tutup, o tehlikeli hâlden kurtardı ve âniden kayboldu. Sonra Pâdişâh, kendini tehlikeden kurtaran o zâtla görüşmek istedi. Edirne'nin bütün sâlih kimselerini huzûruna dâvet etti. Ancak, dâvet ettiği kimseler arasında aradığı zât yoktu. Nihâyet bütün Edirne halkını bir yere toplatıp, birer birer gözden geçirdikten sonra, aralarında, elinden tutup kurtaran Şücâeddin Karamâni'yi buldu. Ona hürmet edip, iltifât ve ihsânlarda bulundu. Debbaglar Mahallesinde ona bir mescid ve bir dergâh yaptırdı. Talebelerine Murâdiye evkâfından maaş bağlatıp, ihsânlarda bulundu.
Üsküdarlı Nasûhi Efendi Osmanlı âlim ve evliyâsının büyüklerindendir. 1648 (H.1058) senesinde İstanbul'da, Üsküdar'da doğdu. 1718 (H.1130) senesinde İstanbul'da vefât etti. Zamânının usulüne göre ilim tahsil etti. Sonra Halvetiyye yolunun şeyhlerinden olan Karabaş Ali Efendinin hizmetine girdi. İcâzet verilerek talebe yetiştirmekle vazifelendirildi. Çok kerametleri görüldü...
Müeyyedzâde Abdürrahim Çelebi Osmanlı âlim ve evliyâsının büyüklerindendir. 1537 (H.944) senesinde İstanbul'da vefât etti. Dini ilimleri ve zamanının fen bilgilerini iyice öğrendi. Sonra tasavvuf yoluna girdi. Büyük veli İskilipli Şeyh Muhyiddin Efendinin hizmetinde bulundu.
Şeyh Sinân Efendi Osmanlı velilerindendir. Şimdi Yunanistan'da bulunan Fere'de doğdu. Küçük yaştan itibâren ilim tahsiline başladı. Tasavvuf yoluna girmek için Bursa'ya giderek Şeyh Abdüllatif Kudsi ile karşılaştı. Ancak aynı gün Şeyh Abdüllatif hazretleri de ağır bir şekilde hastalandı. Şeyh Sinân, samimi bir kalple, on dört gün Şeyh Abdüllatif'e hizmet eyledi. Bu hizmetinin bereketine, yüksek mânevi hallere ve makamlara kavuştu. İcâzetnâme verilerek memleketine gönderildi ve talebe yetiştirdi. 1485 (H.890) senesinde orada vefât etti. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Mesnevi'de şöyle bir hikaye nakledilir:Musa aleyhisselam yolda bir çoban gördü. Çoban şöyle dua ediyordu:"Ey kerem sahibi Allah! Nerdesin ki sana kul, kurban olayım! Çarığını dikeyim, saçını tarayayım! Elbiseni yıkayayım, bitlerini kırayım. Ulu Allah, sana süt ikram edeyim. Elini öpeyim, ayağını ovayım." O çoban bu çeşit saçma sapan şeyler söyleyip duruyordu. Musa aleyhisselam;
"Kiminle konuşuyorsun?" diye sordu. Çoban;
"Bizi Yaradanla, bu yeri, göğü yaradanla," diye cevap verince, Musa a leyhisselam dedi ki: