Müminin Sözünü Reddetmek Hiç Uygun Değildir
Seyyid Ali bin Şihâb hazretleri büyük velîlerdendir. Büyük âlim İmâm-ı Şa'rânî hazretlerinin dedesidir. 1486 (H.891) senesinde Mısır’da vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.292.596
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Seyyid Ali bin Şihâb hazretleri büyük velîlerdendir. Büyük âlim İmâm-ı Şa'rânî hazretlerinin dedesidir. 1486 (H.891) senesinde Mısır’da vefât etti.
Bütün Osmanlı Padişahları çok dindardılar. İkinci Murad'da dedeleri gibi âlimlere pek saygılı idi. En kıymetli hocalardan ders almıştı. Çocukluğundan beri onlarla beraberdi. Onların her dediğini can kulağıyla dinler ve yapardı. Bu yüzden büyüyünce büyük bir padişah olmuştu. Kendisini ziyadesiyle seven tebaası, O'na Koca Murad demekten hoşlanırdı.
Orhan Gazi 33 yaşında Osmanlı devletinin başına geçti. Tahta çıkar çıkmaz baba dostlarını davet etti. onlarla dertleşecek, nasihat ve dualarını alacaktı. Hepsi bir araya geldiler. Padişah en yaşlısına sordu:-Akça Kocam, seni epeydir göremeyiz, nerelerdesin?-Ferman buyur, Orhan'ım...-Baba dostlarına ferman işler mi Koca Ağam?.. İrşad ve nasihat isteriz. Bilirsin, biz de atalarımız gibi derviş gazileriz.
İmam Ebul-Vakt hazretleri, Hicri 457'de doğdu. Zamanındaki çok sayıda büyük muhaddislerden hadis dersi aldı. Hadis rivayetini çok severdi...
İmâm-ı Rabbâni hazretleri asırlar sonra onun hakkında ve onun gibiler için buyuruyor ki:
"Ebul-Vakt'in vakitleri değişmez. Halleri değişmez. Vakit onlara değil, onlar vakte hâkimdirler. Onlar zamanla değil, zaman onlarla bereketlenmiştir..."
Bu mübarek zat, bir sene hacca niyet etti. Hazırlıklarını tamamladı ancak ömrü vefâ etmedi ve o sene vefat etti.
Ali bin Ebû Talha hazretleri Tebe-i tâbiinin meşhur tefsir ve hadis âlimlerindendir. Aslen Cizreli olup Suriye'nin Humus şehrine yerleşti ve 143 (m. 760)'da vefat etti. "Sahifetü Ali bin Ebi Talha" diye bilinen "Tefsir sahifesi" ile tanınmıştır. Bu kitabında, "Sabır" hususunda şunları yazmaktadır:
Mehmed Emin Tokâdi hazretleri İstanbul evliyâsının en büyüklerindendir. 1075 (m. 1664)'de Tokat'ta doğdu. İlim tahsiline memleketinde başlayıp, sonra İstanbul'a geldi. Şeyhülislâm Mirzâzâde Mehmed Efendiden ders alıp, ilim öğrendi. Sonra Mekke'ye giderek Îmâm-ı Rabbani hazretlerinin oğlu Muhammed Ma'sûm Fârûki hazretlerinin halifesi Ahmed Yekdest Cüryâni'ye intisab etti ve icazet alarak İstanbul'a döndü. 1158 (m. 1745)'de İstanbul'da vefât etti. Zeyrek Yokuşu civarındadır. Kendisini vesile ederek, kabri başında yapılan duâ müstecâbdır, makbûldür. Bu mübarek zat, bir sohbetinde buyurdu ki:
Bir hükümdarın pek çok cariyeleri vardı. İçlerinde pek güzel dilberler bulunmasına rağmen, siyah bir cariyeye daha fazla alaka ve sevgi gösterirdi. Diğerlerinin bunu çekemediğini fark eden padişah, bir gün kendilerine üzeri mücevheratla süsülü birer kristal bardak vermişti. Manevi değeri yanında maddi kıymeti de pek yüksek olan bu bardakları ellerinde tutan cariyeler, hayranlıkla bakarlarken padişah:
- Herkes elindeki bardağı yere vurup kırsın, demişti. Güzel cariyeler hediyelerini sinelerine bastırarak:
- Efendimizin bu kadar değerli bir hediyesini nasıl kırabiliriz! dediler. Siyah cariye ise padişahın emrini, hiç tereddüt etmeden ve vakit kaybetmeden der'akab yerine getirdi. Barfdak yere çarpılmış ve param parça olmuştu. Padişah siyah cariyeye hitaben: - Diğer cariyelerim bu kadar kıymetli bardağı kıramadıkları halde sen neden kırdın? dedi. Siyah cariyenin verdiği cevap ise çok takdire şayandı:
- Bana efendimin kalbi lazım, kadehin ne kıymeti olabilir. Yeterk ki onun kalbi kırılmasın!
Hükümdar, bu cevabın içerisinde diğerlerine gereken dersi vermiş bulunuyordu. Yüzü güze fakat özü çirkin bir kadın, kocasının kalbini kırmaya devam ettikçe, kalbte açtığı yaraya güzellik olamaz