Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.566.470
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Rus çarlarından Birinci Petro(1682-1725), İsveç kralının Lehistan'da harp etmesinden faydalanarak, 1702 yılında ilk defâ Fin Körfezine çıkarak Petersburg (Leningrad) şehrinin bulun duğu kıyıyı, zaptetti. 1703'te bu kıyıda Deli Petro'nun adı ile Petersburg diye anılan şehir kurulmaya başlandı. Lehistan Seferini bitirdikten sonra, Rusya'ya harp ilân eden İsveç Kralı Demir baş lakaplı XII. Şarl (1697-1718), 1709'da Poltava Muhârebesinde yenilince, ric'at yolu kesil miş olduğundan maiyetiyle berâber Osmanlı topraklarına en yakın olan Bender Kalesine sığındı. XII. Şarl'ı tâkip eden Çar Petro'nun ordusu da Osmanlı sınırını geçerek tahribâtta bulundu.Gerek bu tecâvüze karşılık vermek, gerekse İsveç Kralının Bender Kalesinden İstanbul'a gönderdiği yardım dileyen mektupları ve Rusya'nın emellerine set çekmek için Sultan Ahmed Han, Rusya'ya sefer açtırdı. Veziriâzam Baltacı Mehmed Paşa, sefere Serdâr-ı ekrem (Başkumandan) tâyin edildi. Yüz bin kişilik Osmanlı ordusu, 9 Nisan 1711'de sefere çıktı. Osmanlı donanması da üç yüz altmış gemiyle Karadeniz'e açılarak, Azak Denizindeki Rus donanmasını imhâ ve Azak Kalesini zaptetmek vazifesiyle denizden sefere katıldı. Osmanlı ordusu, Prut adındaki Kıpçak boyunun adını taşıyan Prut Nehri kıyısında Rus ordusuyla karşılaştı. Çar Deli Petro kumandasındaki Rus ordusunun mevcudu altmış bin kadardı.
26 Şubat 1618 günü babasının yerine tahta geçen amcası birinci Mustafa'nın rahat sızlığı yüzünden tahtı bırakmaya mecbur olması üzerine Osmanlı sultânı oldu.İkinci Osman'ın tahta çıkışının ilk aylarında İran ile barış antlaşması imzâlanarak harbe son verildi. 1620 yazında Halil Paşa kumandasındaki Osmanlı donanması İyonya Denizini kuzeye doğru geçerek Otranto Boğazında Adriyatik'e geldi. Dıraz üssünde iki İtalya gemisini ele geçirdi. Daha sonra batıdan doğuya doğru Adriyatik Denizine geçerek Manfredonia Körfezine girdi ve İtalya'ya asker çıkardı. Kısa sürede Manfredonia liman ve şehrini fethetti. Halil Paşa bu zaferini Pâdişâha ve husûsi bir mektupla da şeyhi Üsküdarlı Aziz Mahmûd Hüdâi hazretlerine bildirdi ve çok hayır duâ aldı.Bu sırada Boğdan Voyvodası Gratiani Osmanlıya karşı cephe almıştı. İhâneti üzerine azledilen Gratiani Lehistan'a sığındı ve büyük destek gördü. Bu devletten aldığı 50-60 bin kişilik bir kuvvetle Osmanlı topraklarına saldırdı. Ancak Özi Beylerbeyi İskender Paşa, süratle harekete geçip bu kuvvetleri Turla Nehrini geçerken imhâ etti. Düşman ordusundan 120 top ile arabalar dolusu zahire ganimet olarak alındı.
Ebû Süleymân Nevfelî hazretleri evliyanın meşhurlarından ve Malikî fıkıh ve hadis âlimlerindendir. 288’de (m. 901) Tunus’ta Kayrevan’da doğdu. Burada meşhur âlimlerden fıkıh ve hadis tahsil etti. Mekke'ye giderek büyük velî Ebû Ali Rodbârî’nin sohbetlerinden istifade etti. 334’te (m. 945) Vâdilmâlih’te vefat etti. Bir sohbetinde buyurdu ki:
İmâm-ı Fahreddin-i Râzi hazretleri meşhur tefsir âlimlerindendir. İsmi Muhammed bin Ömer'dir. 1149 (H.544) senesinde İran'da bulunan Rey şehrinde doğdu. Önce, büyük bir âlim olan babası Ziyâüddin Ömer'den ders aldı. Babası Muhyissünne Muhammed Begavi'nin talebelerinden idi. Fıkıh ilmini Kemâl Simnâni'den öğrendi. 1209 (H.606) senesinde Herat'ta vefât etti.
Fahreddin-i Râzi, vefâtına yakın, talebelerinden İbrâhim bin Ebû Bekr İsfehâni'ye şu nasihatte bulundu:
Mesnevi'de şöyle bir hikaye nakledilir:Musa aleyhisselam yolda bir çoban gördü. Çoban şöyle dua ediyordu:"Ey kerem sahibi Allah! Nerdesin ki sana kul, kurban olayım! Çarığını dikeyim, saçını tarayayım! Elbiseni yıkayayım, bitlerini kırayım. Ulu Allah, sana süt ikram edeyim. Elini öpeyim, ayağını ovayım." O çoban bu çeşit saçma sapan şeyler söyleyip duruyordu. Musa aleyhisselam;
"Kiminle konuşuyorsun?" diye sordu. Çoban;
"Bizi Yaradanla, bu yeri, göğü yaradanla," diye cevap verince, Musa a leyhisselam dedi ki: