Sâlihlerle Sohbet, Ebedî Saâdetin Anahtarıdır
Câfer-i Huldî hazretleri meşhur âlim ve velîlerdendir. 867 (H.253) senesinde Bağdât'ta doğdu. 959 (H.348) senesinde aynı yerde vefât etti. Cüneyd-i Bağdâdî'nin talebelerinin en büyüklerindendir.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.504.561
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Câfer-i Huldî hazretleri meşhur âlim ve velîlerdendir. 867 (H.253) senesinde Bağdât'ta doğdu. 959 (H.348) senesinde aynı yerde vefât etti. Cüneyd-i Bağdâdî'nin talebelerinin en büyüklerindendir.
Bayezid Han, İstanbul'da yaptırdığı caminin açılışında hazır bulundu. Zenbilli Ali Efendinin kardeşi, meşhur âlim ve vâiz Muhyiddin Mehmed Çelebi'ye vaaz ettirdi. Padişah, camide ilk namaz kıldıracak olan kimsenin, büluğ çağından bugüne, bir defa ikindi namazının sünnetini terk etmemiş bir kimse olmasını arz ediyordu. Cemaate ilan edilince kimse çıkmadı. Padişah mecbur kalıp; "Elhamdülillah, müddet-i ömrümüzde hiçbir ikindi vaktinin sünnetini kaçırmadık" diyerek bizzat imamete geçti. Yine Bayezid Camiinin açılışında Hacı Bayram-ı Velinin yoluna mensup ilim, edeb ve vekar sahibi olan Baba Yusuf Sivrihisari, namazdan sonra kürsüye çıkıp öyle tesirli bir vaaz yaptı ki, Padişah ve camide bulunan cemaat ağlamaya başladılar. Ağlamalarıyla cami inledi. Caminin açılışını seyretmek için gelip dışarıda bekleyen Hristiyanlardan üçü, bu hal den çok etkilenerek derhal camiye girip Baba Yusuf Sivirhisari'nin huzurunda Müslüman oldular. Bu hadiseyi gören Sultan II. Bayezid Han, yaptırdığı caminin ilk açılışında böyle bir hadisenin vuku bulmasından dolayı çok sevinip memnun oldu. Müslüman olan 3 Hristiyana pek çok mal ve para hediye etti.
Kanuni Sultan Süleyman'ın üç oğlu vardı. Babaları oldukça yaşlanmış ve üstelik hasta idi. Bu sebeple, ondan sonra kimin tahta çıkacağı meselesi konuşulmaya başlanmıştı. Osmanlı adetlerine göre, en büyük oğul, babasının vefatından sonra tahta çıkardı. Fakat, Kanuni Sultan Süleyman'ın babası Yavuz Sultan Selim, bu geleneğe aykırı olarak, en küçük kardeş olduğun halde, ihtilal yaparak, zorla tahta çıkmıştı. Bu yüzden, Kanuni'nin oğulları da böyle bir endişe içine girmişlerdi. En büyük kardeş olan Selim'in, Celal bey isminde bir nedimi vardı. Bir gün ona:-Halk ve asker benim için ne düşünüyor? diye sordu.Celal bey, biraz çekingen bir tavırla:-Efendim, asker, kardeşiniz Mustafa'yı, halk da diğer kardeşiniz Bayezid'i tercih ediyor. Sizin isminiz hiçbir yerde geçmiyor, dedi. Bunun üzerine Selim:-Asker Mustafa'nın, babam Bayezid'in padişahlığını istesinler. Allahü teâlâ isterse saltanat Selim'e kalacaktır. Cevabını verdi.
Ebû Amr-ı Hafs hazretleri, Hanefî mezhebi imamlarındandır. 117 (m. 735) târihinde doğdu. 198 (m. 809)’da Kûfe’de vefât etti. İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe hazretlerinin talebesi olup, ondan fıkıh ilmi tahsil etti. Halife Hârûn Reşîd zamanında Bağdâd’ın bir mahallesinde iki sene kadılık yaptı. Daha sonra bu vazîfeden Kûfe kadılığına verildi. Onüç sene Kûfe’de kadılık yaptı. Muhammed bin Hamîd’in verdiği habere göre kadı olması şöyle olmuştur:
Seyyid Ahmed Hamevi rahmetullahi aleyh, Hanefi mezhebi fıkıh âlimi ve "Uyûn-ül-besâir" ismindeki meşhûr fıkıh kitabının sahibidir. 1098 (m. 1686) senesinde vefât etti. "Uyûn-ül-besâir"de buyuruyor ki:
Ebû Meryem Gatafânî hazretleri tâbiînin tasavvuf ve hadis âlimlerindendir. Resûlullah efendimiz “sallallahü aleyhi ve selem” hayatta iken doğdu, fakat onu göremediği için "muhadramûn"dan oldu. Hazret-i Ali, Ebû Mûsâ el-Eş'arî, Abdullah bin Mes'ûd, Huzeyfe bin Yemân “radıyallahü anhüm” gibi sahâbîlerden ilim tahsil etti. 101’de (m. 719) Kûfe’de vefat etti. Hikmetli sözleri vardır. Buyurdu ki:
Musa Aleyhisselâmın ümmeti:
- Ya Musa! Rabbimizi yemeğe davet ediyoruz. Buyursun bir gün misafirimiz olsun. Nemiz varsa ikram etmeye hazırız, dediklerinde Musa Aleyhisselâm, onları azarladı. «Nasıl olur, Allahü teala (haşa) yemekten, içmekten ve mekândan münezzehtir» diyerek bir daha böyle bir şeyi akıllarından bile geçirmemelerini tenbihledi. Fakat Musa Kelimullah Turu Sina'ya çıkıp, bazı münasaatta bulunmak istediğinde, Allah tarafından şöyle nida olundu:
- «Ya Musa neden kullarımın davetini bana getirip söylemiyorsun?»
Musa Aleyhisselâm: «Ya Rabbi, böyle daveti size gelip söylemekten haya ederim. Nasıl olur, Zatı Ulûhiyetiniz onların söylediklerinden beridir» dedi.
Allahü teala: «Söyle kullarıma, onların davetine Cuma akşamı geleceğim» buyurdu.