Sâlihlerle Sohbet, Ebedî Saâdetin Anahtarıdır
Câfer-i Huldî hazretleri meşhur âlim ve velîlerdendir. 867 (H.253) senesinde Bağdât'ta doğdu. 959 (H.348) senesinde aynı yerde vefât etti. Cüneyd-i Bağdâdî'nin talebelerinin en büyüklerindendir.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.504.784
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Câfer-i Huldî hazretleri meşhur âlim ve velîlerdendir. 867 (H.253) senesinde Bağdât'ta doğdu. 959 (H.348) senesinde aynı yerde vefât etti. Cüneyd-i Bağdâdî'nin talebelerinin en büyüklerindendir.
Sultan Abdülaziz Han devri şeyhülislâmlarından Turşucuzâde Ahmed Muhtar Efendi, bir gün makâmındayken Vâlide Sultan'ın kahvecibaşısı gelmiş. Vâlide Sultan'ın, Aksaray'da yapılan câmie âit vakıflardan doğan dâvânın çok uzadığından üzüldüğünü hatırlatmış. Şeyhülislâm'ın cevâbı ise söyle olmuştu: "Hükme te'sirim olmaz. Şer-i şerif ne hükmederse, öyle olur". Kahvecibaşı çıkıp gidince etrafındakilere dönüp şöyle demisti: "Ben Vâlide Sultan'ın değil, hukûkun şeyhülislâmıyım. Ne zaman ki hak ve hukûka müdâhale edilmek istenirse, aklıma, vaktiyle Ayasofya Medresesi'nde derse çıktığım zaman papuçlarımı koltuğuma aldığım gelir. Hak hukuk bekçiligi zor iştir. Belki makama vefa getirmez amma kalbe şifa verir. Bu sebeple pabuç koltukta olacak, makâmı bırakacak amma hakka dil uzattırmayacaksın!".
Kara Çebeş ve Menküb'ün fethinde sahte ricat taktiğinin uygulandığı görülmektedir. Kara Çebeş fethinde Orhan Gazi, kaleye bir konak mesafede askeri üç bölüğe ayırdı. Kendi komutasındaki bir bölüğü hisarın önüne yerleştirdi. Gece olunca diğer bir bölük hisarın arkasında mevzi aldı. Üçüncü bölük ise bir dere içine girdi. Kuşatma harekâtı başladıktan bir kaç gün sonra Osmanlı birlikleri geri çekilme görüntüsü veren geri harekâta başladılar. Bizanslılar, Türklerin kaçtıkları zannına kapıldıkları gibi, kale önünde yakaladıkları bir Türk askerinden de düşmanlarının kaçtığı şeklinde yanlış istihbarat aldılar. Bunun üzerine kaleden çıktılar ve pusuya düştüler. Bu suretle Kara Çebeş'in fethi mümkün oldu36. 1475-76 tarihinde Kırım'da bulunan Menkub şehri Ahmed Paşa tarafından muhasara edilmişti. Kalenin savaş yoluyla alınamayacağını gören Ahmed Paşa, burada bir miktar asker bırakarak geri çekildi. Bir kaç gün sonra buradaki askerler de çekildiler ve pusuya yattılar. Muhasara öncesinde kaleye dışarıdan bir çok insan girmişti ve uzun süren muhasarada erzak vs. sıkıntısı başlamıştı. Osmanlı askerinin geri çekildiğini görünce hemen hisardan dışarı çıkmaya başladılar. Bunun üzerine harekete geçen Osmanlı askerleri hücuma geçerek hisarın kapısını ele geçirdiler ve şehri fethettiler
Abdülkâdir Feyyûmi hazretleri Mısır'da yetişen Şafii mezhebi âlimlerinin büyüklerindendir. Yukarı Mısır'da Feyyum'da doğdu. Birçok âlimden ders okudu. Dini ilimlerde ve zamanın fen bilgilerinde söz sahibi oldu. 1022 (m. 1613) senesinde Mısır'da vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Cüneyd Kâyinî hazretleri hadîs, tasavvuf ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimidir. 462 (m. 1069) yılında Nişâbûr’da Kâyin köyünde doğdu. Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Ebü’l-Kâsım birçok kimseden ilim öğrendi. İsfehân, Nişâbûr, Merv ve Herat’a gitti. Herat’a yerleşerek talebe yetiştirdi. 547 (m. 1152) yılında Herat’ta vefât, etti.
Yahyâ Îdili hazretleri Kuzey Afrika'da yetişen evliyânın büyüklerindendir. Hicri dokuzuncu asırda yaşadığı bilinmektedir. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Osmanlı evliyalarından olan bu zat, Çanakkale'de yaşamıştır. Devrin Osmanlı sultanı Dördüncü Mehmed Han rüyâsında Ahmed Câhidi hazretlerini gördü. Bunun üzerine derhâl Kilidü'l-Bahr'e gelerek onu ziyâret etti. Sohbeti ile şereflenerek duâsına mazhar oldu. Ahmed Efendi, Sultanın hiç bir maddi ikramını kabûl etmedi. Dördüncü Mehmed Han bunun üzerine Ahmed Câhidi hazretlerine "Sultan" ünvânını verdi. Bundan sonra Evliyâ Sultan ve Ahmed Câhidi Sultan diye de anıldı.1659 (H.1070)'da vefât eden Ahmed Câhidi Kilidü'l-Bahr'de zevcesi Kerime Hâtun'un medfun bulunduğu türbeye defnedildi. Kendisinden 17 yıl önce vefât eden oğlu Âdem Efendinin kabri ise türbenin dışında güney taraftadır. Câhidi Sultan, vefâtının üzerinden üç asırdan fazla bir zaman geçmesine rağmen hâlâ gönüllerde yaşamakta kabri ziyâret olunarak mânevi istifâdelere kavuşulmaktadır.