Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.544.566
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
İstanbul devamlı bir su problemi içerisindedir. Bu problemin çaresi asırlar önce Kanuni zamanında, Mimar Sinan'ın günlerinde konuşulmuş ve en büyük çare Sinan'la bulunmuştur. İstanbul'un o günkü nüfusu çoğalınca Kanuni Sultan Süleyman, Sinan'ı çağırır, der ki: "Mimarbaşı, halkımız su ihtiyacı içinde. Bir at yükü suya çok miktar akçe ödüyorlar. Acaba halkımızın bu su ihtiyacını karşılamak için birşeyler düşünmez misiniz?"Mimarbaşı der ki:"Sultanım siz müsaade buyurun, ben İstanbul'un çevresini bir dolaşayım, dışarıda mevcut sulan İstanbul'a getirmenin mümkün olup olmadığını bir inceleyeyim ve ondan sonra size bir cevap veririm."
Fatih, hocası Molla Gürani Hazretlerini çok severdi. Onu bir şekilde mükafatlandırmak istiyordu. Bir gün ona:
"Hocam, çoktandır düşündüğüm bir şeyi size açayım. Ben sizi Vezir ve Sadrazam yapmak istiyorum, ne dersiniz?" dedi. Genç padişah, hocasının bu teklif karşısında minnet ve şükranla dolacağını ve bunu memnuniyetle kabul edeceğini tahmin ediyordu. Fakat Molla Gürani:"Hayır, münasip değildir. Bir kere, ben iyi veya kötü bir ilim adamıyım. Ama siyasette muvaffak olup olamayacağım belli değildir. Hırs yüzünden, yapamayacağım bir işe kalkışırsam devlete zarar veririm. Lakin daha mühim sebep de şudur; emriniz altında bu kadar kıymetli devlet adamları vardır. Onların hepsi, bir gün çalışmalarının mükafatlarını görme emelindedirler. Onlar siyaset basamaklarını tecrübeyle aşıp birer birer yükselirlerken benim gibi dışarıdan biri bu mevkiye gelirse, şevk ve cesaretleri kırılır. En iyisi, ben kendi işimi yapayım, siz de o makama onlar arasından ehil olan birisini getiririniz.
Ebû İshâk el-Fezâri hazretleri, İslâm âlimlerinin büyüklerindendir. Kûfe'de doğdu. Şam'a geldi ve orada hadis ilmini öğrendi. İmâm-ı Evzâi'nin sohbetlerine devam etti. Beyrut ve civarında bulundu. Sonra Bağdâd'a gitti...
Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlân, Mekke'nin müftisi ve reis-ül-ulemâsı ve Şâfi'i şeyh-ul-hutebâsı idi. 1231 [m. 1816] de Mekke'de tevellüd, 1304 [m. 1886] senesinde Medine'de vefât etti. Birçok eseri olup (Hulâsa-tül-kelâm fi beyân-i umerâ-i beled-il-harâm), (Firredd-i alel-vehhâbiyye-ti-etbâ-ı mezheb-i İbni Teymiyye) ve (Ed-Dürer-üs-seniyye firredd-i alel-vehhâbiyye) kitâblarında Vehhâbilerin, yanlış yolda olduklarını âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle göstermekdedir. "Hülâsat-ül-kelâm"da, şöyle demektedir:
Abdullah bin Muhammed el-Osmâni, Mısır'da yaşayan evliyanın büyüklerindendir. Hazret-i Osman'ın soyundan geldiği söylenir. Bu sebeple kendisine "Osmâni" nisbesi verilmiştir. Doğum tarihi hakkında bir bilgi yoktur. Kahire'de yaşamış ve orada vefat etmiştir.
Bu mübarek zat, haramlardan son derece sakınırdı. Bu sebeple Kahire'deki el-Hakim Camii'nde itikaf ederdi. Abdullah bin Muhammed el-Osmâni, hikmetli sözleriyle ve nasihatleriyle meşhurdur. İşte size o güzel sözlerden bir demet:
Timur Han'dan sonra yerine geçen oğullarından Şahruh, babası gibi alimlerle oturup kalkmaktan zevk alırdı. Şahruh'un çevresindeki ulemadan biri de Nimetullah Efendi idi. Aynı zamanda evliyadan olan Nimetullah Efendi'nin dilinden düşürmediği bir söz vardı: "Allah haramdan kaçanı korur" (Yani kişi haramdan kaçarsa Allah ona haram yedirmez, nasip etmez, demek istiyordu.) Bu sözü sık sık tekrar eder, bununla biraz da hükümdar ve adamlarını uyarmak amacı güderdi. Şahruh da bunun her zaman mümkün olmayacağını, insanın bazen bilmeden de harama el uzatabileceğini ileri sürerdi. Şahruh bir gün sarayında özellikle Nimetullah Efendi'yi ağırlamak üzere bir ziyafet düzenledi.