İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.653.920
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Sultan IV. Murad Han, kendi zamanındaki Şeyhlere çok hürmet gösterir ve onlara yardım ederdi. Mesela, Yenikapı Mevlevihânesi şeyhi Doğâni Ahmed Dede'ye hürmet etmiştir. Onu sık sık saraya davet etmek suretiyle kendisinden Mesnevi sohbeti dinlemiş ve semâ yapmalarına müsaade etmiştir. Galata Mevlevihânesi şeyhi Âdem Dede de, yine IV. Murad'ın saraya davet edip Mesnevi sohbetlerini dinlediği ve semâ yaptırdığı mevlevilerdendir.Antalya Mevlevihânesi postnişini Zincirkıran Muhammed Çelebi İstanbul'a geldiğinde IV. Murad'ın ihsanlarına nail olmuştur. Daha sonra Beşiktaş Mevlevihânesi postnişini olacak olan Çengi Yusuf Dede, IV. Murad döneminde "Gılmânân-ı Hâssa"ya alınmış mevlevilerdendir.
Niyâzi-i Mısri, devamlı ibâdet ve tâatla meşgûl olduğu sırada, bir gece rüyâsında Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerini gördü. Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni hazretleri büyük bir taht üzerinde oturmaktaydı. Etrâfına talebeleri toplanmıştı. Niyâzi-i Mısri, kendisini onların arasın da görünce, hayâsından dışarı çıkmaya yol ve fırsat aradığı bir sırada, Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni hazretleri, onu yanına çağırıp, bir kese altın hediye verdi ve; "Senin nasibin diyâr-ı Rûm'dadır. Mısır'da değildir." buyurdu. Ertesi gün Niyâzi-i Mısri bu rüyâsını hocasına anlatın ca, hocası hemen ona hilâfet verdi ve duâ etti. Bunun neticesinde Niyâzi-i Mısri 1646 sene sinde Mısır'dan ayrılarak İstanbul'a gitti. İstanbul'da Sultanahmed Câmii civârında Sokullu Mehmed Paşa dergâhında ikâmet edip, uzun süre riyâzette kaldı. Kaldığı odada çok gözyaşı döktü. Halil Paşa, Niyâzi-i Mısri hazretlerinin kaldığı odanın döşemelerini yenilemek için teşebbüste bulunduğu zaman, Niyâzi-i Mısri hazretlerini rüyâsında gördü. Rüyâda "Gözlerimin yaşı ile yıkanmış olan tahtaları muhâfaza ediniz." diye emretmesi üzerine, tahtalarını muhâfaza etmek sûretiyle odayı tâmir etti.
Ali bin Makbûl hazretleri evliyânın büyüklerindendir. 1024 (m. 1615)'de Mısır'da doğdu. 1095 (m. 1684)'de Mekke-i mükerremede vefât etti. Sohbetlerinde buyurdu ki:
İbrâhim Zâhid-i Geylâni, önce Sâ'di-i Şirâzi'nin talebelerindendi. Bir gün bu talebesine; "Evlâdım! Bizim yanımızdaki terbiyen tamam olmuştur. Bundan sonraki yetişmen ve yükselmen ise, Seyyid Cemâleddin'e havâle edilmiştir. Geylân'a git. Cemâleddin'in hizmetinde bulun" dedi. İbrâhim Zâhid de, Geylân'a gidip, Cemâleddin hazretlerine talebe oldu ve yüksek olgunluklara, üstün makamlara ulaştı...
Yazıcızâde Muhammed Efendi, meşhûr "Muhammediyye" adlı eserin müellifidir. Gelibolu'yu mekân tutup, 1451 (H.855) senesinde orada vefât etti. Mezarı Gelibolu'nun biraz dışında, İstanbul yolu üzerindedir...
Yazıcızâde Muhammed Efendi, Muhammediyye adlı eserinde şöyle anlatır:
Geçmiş ümmetlerde gurbete çalışmaya giden üç arkadaş, bir ara yoğun bir yağmura mâruz kalınca yol kenarındaki bir mağaraya sığınırlar. Ne var ki, karşı dağdan, düşen yıldırım sebebiyle kopup yuvarlanan bir taş gelir, içinde bulundukları mağaranın kapısına sıkışıp kalır.
İçeride bulunan üç arkadaş korkup düşünmeye başlarlar. Nasıl çıkacaklar kapanmış olan mağaradan? Biri der ki: Bu belâdan kurtulmamızın bir çâresi olabilir. O da, Rabbimizin rızâsı için yapmış olduğumuz iyilikler. Gelin bunları şefaatçı yapıp buradan kurtulmayı Rabbimizden dileyelim.