Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.602.992
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
Bir Kurban Bayramı arefesinde, Şâir Fitnat Hanım kurbanlık almak için Bayezid Meydanında dolaşıyormuş. Şâir Haşmet de oradaymış. Abdest-namazla pek alâkası olmayan bu şâir, fırsat buldukça Fitnat Hanım'a takılır, onun iğneli sözlerine muhatap olurmuş. Fitnat Hanım'a orada ne aradığını sormuş, o da kurbanlık koç alacağını söylemiş. Şâir Haşmet: "Bu bayram kulunuzu kurban etseniz olmaz mı?" diye yine takılmış. Fitnat Hanım da sözünü esirgemeden cevap vermiş: "Olmaz, bu bayram boynuzsuz bir koç kurban edeceğim
Seydi Ahmed, eşsiz bir cengaver, içi dışı bir, sözünü sakınmaz biriydi. Sultan İbrahim Han'ın huzurunda cirit oyununda işi sertiğe döküp, Padişahın sevdiği kişilerden birini öldürüp birini de hastanelik edince gazab-ı şâhâneye uğradı. Birkaç gün saklanıp, padişahın hayatını bağışlaması üzerine ortaya çıktı. İbrahim Han, bu lafını sakınmaz, ele avuca sığmaz kahramanı Budin'e, Siyavuş Paşa nın yanına "Çaşnigirbaşı" payesiyle gönderdi. O da onu Şamatorna sancağına tayin etti. Dağ istan'dan olan Seydi, burada Avrupa'yı titreten akıncılara kumanda edecekti. Bu ise tam ona göre bir işti. Kısa zamanda akıl almaz bir hırs ve şiddetle çok geniş bir ülkeyi baştan başa harap etti.
Hâce İbrâhim; Silsile-i aliyye denilen büyük âlim ve velilerin on ikincisi olan Ali Râmiteni hazretlerinin ikinci oğludur. Buhârâ'da Râmiten kasabasında doğup büyüdü. 1382 (H.784) senesinde Harezm'de vefât etti.
Hâce İbrâhim de babası gibi pekçok talebe yetiştirdi. Vefatında kısa bir zaman önce yaptığı sohbette buyurdu ki:
Hamidi Çelebi rahmetullahi aleyh, Onikinci Osmanlı Şeyhülislâmı olup Ispartalıdır. Bursa'da ve İstanbul'da müderrislik yaptı. 1542'de Kanuni Sultan Süleyman tarafından Şeyhülislâmlığa tayin edildi. Üç ay kadar bu görevde kaldıktan sonra hastalığı sebebiyle ayrılmak zorunda kaldı. Bundan sonraki hayatını Bursa'da geçiren Hamidi Çelebi, 1548'de orada vefat etti. Bir dersinde, "Ehl-i Beytin üstünlüğü" hakkında buyurdu ki:
Ebû Bekr bin İyâş, sâlih, faziletli ve çok ibâdet eden bir zâttı. Fıkıh ilminde de geniş bilgiye sâhipti. Elli sene yumuşak yatakta yatmamıştı. Kur'ân-ı kerimi çok okurdu.
Bişr bin Hâris hazretleri anlatır:
-Ebû Bekr bin İyâş'ın şöyle dediğini duydum: "Ey sağımda ve solumda bulunan Kirâmen kâtibin melekleri, benim için, Allahü teâlâya duâ ediniz. Çünkü siz, Allahü teâlâya benden daha çok ve daha iyi itâat ediyorsunuz, emirlerine uyuyorsunuz..."
Nureddin Cerrahi, çocukluğundan beri anasına karşı büyük bir sevgiyle doluymuş. Hem ne türlü, âdeta aşka benzer bir sevgiymiş bu! Büyüyüp geliştiği zaman Nureddin Cerrahi'yi anası irşad etmiş. Nureddin Cerrahi, doğumundan dört yüz yıl evvel müjdelendiği gibi, İbrahim Düssuki'nin sırrını taşıyan olgun, dolgun bir insan olarak âlem halkı içinde parladıktan bir süre sonra, anasının huzuruna vararak - Bana izin verde hacca gideyim. Şeriatın bana farz kıldığı görevimi yapayım" demiş. Annesi bu isteği yerinde görmüş, genç Nureddin de hazırlıklara başlamış. Lazım olan parayı tedarik ettikten sonra bir gün anacığına veda ederek, evden hacca götürecek olan kervanın sahibine giderken yolda iki gözü iki çeşme sel sel ağlayan bir adam görmüş.