Sâlihlerle Sohbet, Ebedî Saâdetin Anahtarıdır
Câfer-i Huldî hazretleri meşhur âlim ve velîlerdendir. 867 (H.253) senesinde Bağdât'ta doğdu. 959 (H.348) senesinde aynı yerde vefât etti. Cüneyd-i Bağdâdî'nin talebelerinin en büyüklerindendir.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.504.981
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Câfer-i Huldî hazretleri meşhur âlim ve velîlerdendir. 867 (H.253) senesinde Bağdât'ta doğdu. 959 (H.348) senesinde aynı yerde vefât etti. Cüneyd-i Bağdâdî'nin talebelerinin en büyüklerindendir.
İran Şahı, Sultan IV. Murad Han'a bir çok hediyeler göndermişti. Bunlar arasında bir de yay bulunuyordu. Dünyada bir benzeri olmayan bu yay, son derece sertti ve ancak kuvvetli bir pehlivan bunu gerebilirdi. Padişah bu yayı ellerine alıp incelediler. Hediyeleri getiren İran elçisi sinsi sinsi gülüyordu:-Pek serttir efendim!..dedi.Fakat Murad Han'ın bakışlarını farkedince susmayı tercih etti. Yoksa kellesinden olacağını anladı. Padişah, çok kuvvetliydi. Fakat kendisi yayı kurmayı denemeden önce, başkalarını denemek istedi ve :-Bu yayı kim germek diler?...diye sordular. Kimsenin cevap vermesini beklemeden:-Sen gel!..diye nöbetçilerden birini çağırdı.
Zariflerden bir devletlûnün maiyyetinde çalışanlar, "Bizim müdür Bey'e bu akşam habersiz iftara gidelim" diye yola koyulmuşlar. İftara beş dakika kala da kapıya dayanmışlar. Müdür Bey, evdeki hazırlıksızlığı düşünerek, biraz mahcup, "Buyurun!" demiş. Sonra telaşla mutfağa geçip hanımına durumu anlatmış. Kadın bir an düşünmüş ve çareyi bulmuş:" Efendim, sen hiç üzülme. Top patlayınca iftâriyeliklerle orucunuzu açın. Sonra "Bizde âdet yemekten önce akşam namazını kılmaktır" deyip öne geç. İlk rek'atte zamm-ı sûre olarak "Yâ sin" sûresini oku. İkinci rek'atte de "Fetih" sûresini... O sırada ben çorbayı ve pilavı pişirmiş, salatayı hazırlamış olurum. Namazdan sonra da âfiyetle yersiniz. Kadının bu buluşu karşısında her halde müsâfirler, hiç habersiz gittikleri evde, herkese yetecek kadar yemek bulduklarına şaşıp kalmışlardır!..Tabii akşam namazının neden bu kadar uzadığının da farkına vararak...
Sadreddin Hayâvi hazretleri, Azerbaycan'da yaşamış olan evliyânın büyüklerindendir. Şeyh İzzeddin Türkmâni hazretlerinden icâzet alıp Hayâve'de ilim ve edeb öğretmeye başladı. 1455 (H.860) târihinde Şirvan kasabalarından Kebûd'da vefât etti.
Sadreddin Hayâvi hazretleri, vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:
Seyyid Nimetullah Geylânî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin soyundandır. 1564 (H.972) senesinde Hindistan’da doğdu. 1605 senesinde Mekke-i mükerremeye gitti. Şeyh Ebû Bekr bin Sâlim Ba’levî’den tasavvuf yolunu öğrendi. 1636 (H.1046) senesinde Mekke-i mükerremede vefât etti. Çok kerametleri görüldü.
Bündâr bin Hüseyin Şirâzi hazretleri, evliyânın büyüklerindendir. İran'ın Şiraz şehrindendir. Usûl ve akâid ilminde de âlim idi. Ebû Bekr Şibli'nin sohbetlerinde bulunmuştur. Hakâik (hakikatler), tasavvufi incelikler ilmi üzerinde çok meşhûr sözleri vardır. 964 (H.353) senesinde Errecan'da vefât etti. Cenâzesini Ebû Zerâ-i Taberi yıkadı...
Fakih Îsâ bin Muhammed şöyle anlatır:
Uzak bir diyârda idim. Abdullah el-Ayderûs'u açıkça bulunduğum yerde görmeyi temenni etmiştim. Mescide gittim. Oraya bir dilenci ve yanında birisi gelip benden bir şey istedi. Bir şey vermedim. Oradan ayrılıp başka yere gittim. O dilenci ve yanındaki kişi benim arkamdan geldi. Sonra yine yanıma yaklaşarak benden bir şeyler istedi. Yine yüz vermedim. Bunun üzerine o dilenci ve yanındaki ayrılıp gitti. Bir müddet sonra ben, Abdullah el-Ayderûs'un bulunduğu yere döndüm. Şeyh Abdullah'ın yanına giderek; "Ben sizi gittiğim yerde alenen görmeyi temenni ettim. Lâkin bu isteğim hâsıl olmadı." dedim. Bunun üzerine Ebû Muhammed el-Ayderûs ; "Sana aleni görünmem hâsıl oldu. Falan gün duhâ vaktinde sen falan mescidde idin. Senin yanına bir dilenci geldi. Yanında birisi de vardı. Senden bir şeyler istediler. Onlara bir şey vermedin. Sonra kalkıp bir yere gittin. Onlar da seni tâkib etti ve yine bir şeyler istediler. Yine yüz vermedin. İşte o dilencinin yanındaki ben idim. Ben, senin yanına o kılıkla gelmiştim." dedi. Ben; "Efendim! Sizin dedikleriniz doğrudur. Fakat o size fazla benzemiyordu." deyince, Şeyh Abdullah da; "Eğer ben bu hâlimle senin yanına gelse idim, sen beni tanır ve insanlara haber verirdin." buyurdu.