Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.548.019
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
İkinci Selim kaşlarını çattı:-Şu Kıbrısçık adasının fethi gayri elzem oluptur. Divan-ı Hümayun toplantı halindeydi. Fatih'ten sonra Padişahlar, ancak çok önem verdikleri toplantılara katılırlardı. Veziriazam Sokollu, bu meselede nedense tereddüt gösteriyordu:-Böyle küçük bir adanın zaptı, em uzun sürebilir Sultanım!.. Hem de Saltanatınıza ne ilave edebilir ki? Üstelik 40.000 duka altını vergilerini her yıl muntazaman öderler!..Padişah bu sözlere sinirlendi:-Sen ne söylersin Paşa!.. Billur kasede de olsa, bal şerbeti içindeki küçük bir sinek, sizlerin midesini bulandırmaz mı yoksa?
Kanuni Sultan Süleyman'ın üç oğlu vardı. Babaları oldukça yaşlanmış ve üstelik hasta idi. Bu sebeple, ondan sonra kimin tahta çıkacağı meselesi konuşulmaya başlanmıştı. Osmanlı adetlerine göre, en büyük oğul, babasının vefatından sonra tahta çıkardı. Fakat, Kanuni Sultan Süleyman'ın babası Yavuz Sultan Selim, bu geleneğe aykırı olarak, en küçük kardeş olduğun halde, ihtilal yaparak, zorla tahta çıkmıştı. Bu yüzden, Kanuni'nin oğulları da böyle bir endişe içine girmişlerdi. En büyük kardeş olan Selim'in, Celal bey isminde bir nedimi vardı. Bir gün ona:-Halk ve asker benim için ne düşünüyor? diye sordu.Celal bey, biraz çekingen bir tavırla:-Efendim, asker, kardeşiniz Mustafa'yı, halk da diğer kardeşiniz Bayezid'i tercih ediyor. Sizin isminiz hiçbir yerde geçmiyor, dedi. Bunun üzerine Selim:-Asker Mustafa'nın, babam Bayezid'in padişahlığını istesinler. Allahü teâlâ isterse saltanat Selim'e kalacaktır. Cevabını verdi.
İbn-i Mende hazretleri hadîs âlimidir. 383 (m. 993) senesinde İran’da İsfehân'da doğdu. 470 (m. 1077)’de vefât etti. Hadîs ilminde Hâfız derecesinde olup, ayrıca târih ilminde de âlimdi. İlim öğrenmek için çok yer gezdi. Hicaz’a Bağdad’a, Hemedan’a, Horasan’a gitti. Zamanının meşhûr âlimlerinden, bilhassa babasından ve İbrâhim bin Harşebe’den, ilim öğrendi. Naklettiği hadis-i şeriflerden bazıları:
İbn-i Vefâ hazretleri evliyânın büyüklerindendir. İsmi Ali, babasınınki Muhammed'dir. 1358 (H.759) senesinde Kâhire'de doğdu. 1404 (H.807) de Ravda'da vefât etti. Babası vefât etmeden önce, oğlu İbn-i Vefâ'yı Şemseddin Muhammed Zeylei'ye bıraktı. Bu zât, İbn-i Vefâ'yı terbiye etti. Fıkıh ilmi öğrenmelerini sağladı. İbn-i Vefâ on yedi yaşına geldiğinde, babasının yerine irşâd makâmına oturdu.
Ya'kub ibn-i Şeybe hazretleri hadis hafızıdır. 182'de (798) Basra'da doğdu. Yahya bin Main ve Ahmed bin Hanbel gibi muhaddislerden ders aldı. Tahsilini tamamladıktan sonra Bağdat'a yerleşip burada ve Sâmerrâ'da hadis okutan İbn-i Şeybe 262'de (m. 875) Bağdat'ta vefat etti. Naklettiği hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
Bir gün Yalova'dan İstanbul'a bir gemi gidiyordu. İstanbul'a yaklaştıkları sırada, şiddetli bir rüzgâr esmeye, dalgalar gittikçe büyümeye, gemiye şiddetle vurmaya başladı. Dalgaların vuruşundan tahtalar gıcırdıyordu. Gemi, koca denizde bir o tarafa, bir bu tarafa yalpalıyor, devrilecek gibi oluyordu. Yolcular ne yapacaklarını şaşırdılar. Herkes geminin bir tarafına birikince, tehlike daha da büyüdü. Kaptan, yolcuları teskin etmeye çalışıyor ve herkesin yerinde oturmasını tavsiye ediyordu. Herkes birbiriyle helâlleşiyor ve şimdiye kadar işlediği günahlarına tövbe ediyordu. Bâzıları da, kurtulmaları için adakta bulunuyordu. Yolcuların arasındaki bir genç, Fâtiha-i şerife ve İhlâs sûrelerini okuyarak, hâsıl olan sevâbı; Peygamber efendimizin, Eshâb-ı kirâmın, evliyânın, âlimlerin ve zamânın velilerinden Üftâde hazretlerinin rûh-ı şeriflerine hediye etti. Sonra da; "Yâ hazret-i Üftâde! Himmetinizi, yardımınızı istirhâm ediyorum." dedi. O anda, uzaklardan bir karaltı peydâ oldu. Yaklaştıkca, bunun bir insan olduğunu, suyun üzerinde süratle kendilerine doğru geldiğini gördüler. Onun yürüdüğü yerlerde dalgalar hemen sâkinleşiyordu. Nihâyet o zât geminin yanına geldi ve gemiyi eliyle bir mikdâr tuttuktan sonra, geminin önünden yürümeye başladı. Yürüdüğü yerlerde deniz durgunlaşıyordu. Bir müddet sonra gözden kayboldu. Kaptan, o kimsenin su üzerinde gittiği istikâmete göre, geminin dümenini ayarladı. Bir müddet sonra, selâmetle sâhile vardılar. Herkes bu hâdise karşısında şaşırıp kaldı. Sâdece o delikanlı şaşırmamıştı. Yolcular sâhile çıktıklarında, bir kimse karşılarına çıkıp onlara; "Ey yolcular! Üftâde hazretlerinin selâmı var. Sağ olduğum müddetçe, bu sırrı kimseye söylemesinler diye bana emretti." dedi.