İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.650.910
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Yavuz Sultan Selim Han, iki yıl süren, mühim muharebelere sahne olan, büyük zafer ve kazançlar elde edilen Suriye ve Mısır seferinden dönüşte ikindi vakti Üsküdar'a gelmiştir. Bütün beylere paşalara emir verdi ki, gece oluncaya kadar Üsküdar'da kalınacak, karşıya karanlık basınca geçilecekti. Bazı devlet ricâli gündüzden geçilmesini daha uygun bulduklarını, geceyi beklemenin niçin gerekli görüldüğünü sordular. Padişah da; "Bütün dünyada yankı uyandıran büyük bir zafer, şan ve şerefle dönüyoruz. Gündüzün İstanbul'a geçtiğimiz takdirde halk büyük bir karşılama yapacak, tezâhürâtta bulunacaktır. Bu da nefsimize bir gurûr getirebilir. Bundan Allâhü Teâlâ'ya sığınırım. Buna meydan vermemek için pâyitahta gece geçeceğiz." cevâbını verdi.
Genç Osmanlı Sultanı Süleymân Hanın Avrupa kıtasındaki fetihleri, başta Papalık olmak üzere, Hıristiyan devletlerini telâşa düşürdü. Kendi aralarında olduğu gibi doğuda İran Safevi Devletiyle de ittifak kurdular. Macar Kralı İkinci Layoş, Alman İmparatoru Şarlken'le akrabâlık kurduktan sonra, Osmanlı hâkimiyetindeki Eflâk ve Boğdan prensliklerini de kışkırttı. Bu durum üzerine Macarlara kesin bir darbe vurmak isteyen Kânûni Sultan Süleymân Han, Rumeli'ndeki ordu kumandanı ve devlet adamlarına gönderdiği fermanda ilkbaharda Sofya'da toplanmaları nı bildirdi.Anadolu Beylerbeyi Behrâm Paşa, Bosna Sancakbeyi, Kırım Hanı Saâdet Giray ile diğer kumandan ve devlet adamlarının da sefere hazırlanmasını istedi
Yıl, 1911... Ramazan Bayramı'nın 3. günü... Libya sahillerine çıkan Müstevli İtalyan askerleri, bulabildikleri herkesi öldürdüler. Teslim olanlara da acımadılar... Trablus'ta kurdukları Divanı Harp'te, grup grup getirilen esirlerin yargılanmaları 3'er dakika sürerdi. Karar hemen binanın arkasında duvarın önünde infaz edilirdi...
Bir gün elleri kelepçeli; bir yaşlı, bir orta yaşlı, bir de delikanlı, çöl kıyafeti içinde üç kişi mahkemenin önüne çıkarılır. Başkan Albay Carlo Torelli, bu zavallıları yargılamak için tercümana der ki:
- Sor bakalım, bunlar kimlerdir?
Abdullah ibn-i Mübarek Hazretleri Te-be-i tâbiinin büyüklerindendir. 736 (H.118) yılında Merv'de doğdu. 797 (H.181) senesi bir gazâ dönüşü, Bağdâd yakınlarındaki Hit adlı yerde vefât etti. Türk asıllıdır...
Bedreddin ibn-i Cemâa hazretleri Şafii mezhebi fıkıh âlimlerinin büyüklerindendir. 639 (m. 1241)'de Suriye'de Hama'da doğdu. 733 (m. 1333)'de Kâhire'de vefât etti. Keşf-ül-me'âni isimli eserinde buyuruyor ki:
Akşemseddin hazretleri, Fâtih Sultan Mehmed Hân hazretlerinin hocasıdır. Soyu, Hz. Ebû Bekir'e dayanır. Kendisini ilim tahsiline adamış, Hacı Bayrâm-ı Veli'den icâzet almıştır.Bir gün Hacı Bayrâm-ı Veli hazretlerine sordular: " Sana kırk yıldan beri hizmet eden nice dervişlerin var; onlara icâzet vermedin de, az bir zamanda Akşemseddin'e nasıl icâzet verdin?Hacı Bayrâm-ı Veli hazretleri onlara şu cevabı verdi:" O, benden ne gördü ve ne işitti ise inandı, kabul etti; hikmetini sonra kendisi buldu. Diğerleri ise hemen hikmetini sorarlar. Aradaki fark budur.