Sana Ne Ile Geleyim Yâ Resûlallah?
Şeyhülislâm Berdeî hazretleri Kânûnî Sultan Süleymân Han zamânında Isparta Eğirdir'de yaşamış Osmanlı velîlerindendir. Bâzı menkıbeleri şöyle nakledilmiştir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.454.387
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Şeyhülislâm Berdeî hazretleri Kânûnî Sultan Süleymân Han zamânında Isparta Eğirdir'de yaşamış Osmanlı velîlerindendir. Bâzı menkıbeleri şöyle nakledilmiştir:
Hasan Fehmi Paşa, bir aralık hususi bir vazife ile Londra'ya gitmişti. İngiliz ricalinden biri ile vuku bulan hususi mülâkatında İngiliz: "Osmanlı devletinin dahili ahvalinin vahametinden bahisle bu gidişle bir müddet sonra işlerin fenaya varacağını" söyledi. Paşa müdafaada bulundu ise de İngiliz diplomatı: "Türkiye, Rusya politikasını takip ettikçe kendi binasının temellerini kendi elleriyle kazıp yıkmış olacaktır. Rusyanın maksadı ise artık bütün cihana malumdur" tehdidini savurdu. Hasan Fehmi Paşa: "O halde biz atimizden (geleceğimizden) emin olabiliriz. Çünkü Rusya'nın emeli olsa olsa Karadenize yayılmak, İstanbulu almaktır. Siz İngilizler buna razı olabilir misiniz?" diye sordu. Bunun üzerine İngiliz: -İşte, dünyada yalnız bu mümkün değil! dedi.
Bir gece Nûreddinzâde Muslihuddin Efendi, fener hazırlatıp saraya gitti. Saraya varınca, kapıda bulunan görevliler içeri aldılar. Kanuni Sultan Süleyman Han'a durumu arzedilince, kendisini kabûl etti. Pâdişâhla uzun müddet sohbet ettikten sonra şu rüyâsını anlattı: "Bu gece Resûlullah efendimizi rüyâmda gördüm. Emir buyurdu ki: "Süleymân'a bizden selâm söyle; İslâmın düşmanlarıyla farz olan cihâdı niçin terk etti? Benim şefâatimden ümit bekler ve rızâmı almak isterse, İslâm askerini hazır bulundurup, İslâm düşmanlarını ihtar etmekten uzak durmasın!" Bunun üzerine Pâdişâh yerinden saygı ile kalkıp, şevkle ve gözleri yaşararak nimete şükür ettikten sonra; "Efendim, şimdi Peygamberlerin Sultânı bu tâkatsız ve güçsüz kölesine ismiyle zikr edip emir buyuruyorlar. Bu emre boyun eğmemiz gerekmez mi? Buna binlerce hamd olsun" deyip, gazâya gitmek üzere niyet etti. Ertesi gün Zigetvar seferine gitmek üzere hazırlıklar yapıldı. Ordu, İslâmın düşmanlarıyla cihâd etmek üzere yola çıktı.Kânûni Sultan Süleymân bu sefere katılıp, orada vefât etti. Şehid olmak sûretiyle Resûlullah efendimizin muhabbetine lâyık oldu. Kânûni'nin Zigetvar seferine, Nûreddinzâde Muslihuddin Efendi de katılmıştı. Sultan Selim'in İstanbul'da tahta çıkıp Belgrat'ta orduyu ve babası Kânûni'nin cenâzesini karşılamasından sonra, cenâze, Muslihuddin Efendi ve yanındaki dört yüz kişiye teslim edilip İstanbul'a gönderildi
Zeynel'âbidin ibn-i Nüceym hazretleri Hanefi mezhebi fıkıh âlimidir. 926 (m. 1519)'de doğdu. 970 (m. 1562)'de Mısır'da vefât etti. "Kebâir ve segâir" adlı risalesinden bazı bölümler:
Şeyh Abdülhay Celvetî hazretleri evliyanın büyüklerindendir. Edirne'de doğdu. Babası Celvetiyye tarîkatı şeyhlerinden Saçlı İbrâhim Efendi'dir. Abdülhay Efendi, babasının yanında yetişti. Celvetiyye tarîkatını da öğrenerek babasından hilâfet aldı. Edirne Selîmiye Câmii vâizliğine ve tekke şeyhliği, İstanbul'da Eminönü Yeni Câmi vâizliği, Aziz Mahmûd Hüdâî Tekkesi şeyhliği yaptı. 1705’te (H.1117) İstanbul'da vefât etti. Bir sohbetinde şunları anlattı:
Mecdüddin Ahmed bin Ömer hazretleri hadis âlimidir. 507 (m. 1113)'de Semerkand'da doğdu. Pekçok âlimden fıkıh ve hadis-i şerif öğrendi. 552 (m. 1157)'de vefât etti. Naklettiği bir hadis-i şerif:
İbrahim aleyhisselamı ateşe attıkları zaman bütün melekler, vahşi hayvanlar ve kuşlar ağlaştılar ve etrafında toplanıp, İbrahim aleyhisselama bir yardım yapabilmenin çaresini aradılar. Bunların arasında zayıf bir bülbül vardı. "Madem elimden birşey gelmiyor, öyleyse ben de İbrahim aleyhisselam ile beraber yanayım" diye kendini ateşe atacağı sırada Hak teâlâ, Cebrail aleyhisselama emredip buyurdu ki: