Memleketin Manevi Destekçileri Onlardır
Sadreddîn-i Konevî hazretleri evliyanın büyüklerinden ve kelâm âlimlerindendir. 671 (m. 1272) senesinde vefat etti. Kabri Konya’da kendi adı ile anılan caminin bahçesindedir.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.321.736
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Sadreddîn-i Konevî hazretleri evliyanın büyüklerinden ve kelâm âlimlerindendir. 671 (m. 1272) senesinde vefat etti. Kabri Konya’da kendi adı ile anılan caminin bahçesindedir.
Sultan II Abdülhamid Han, Serasker Müşir Rauf Paşa'yı seraskerlik vazifesi uhdesinde kalmak üzere, yaveri ekremilik ve fevkalade büyük elçilik payeleriyle hem Rusya 'da bazı görüşmelerde bulunmak ve hem de Gazi Osman Paşa'yı alıp İstanbul'a getirmek üzere Petersburg'a göndermiştir.Yapılan görüşmeler neticesinde Gazi Osman Paşa 'nın İstanbul'a dönmesine müsaade olunmuştur. Yolculuk esnasında mihmandarlık vazifesinde bulunmak üzere meşhur General Nemikof, Gazi Osman Paşa nın maiyetine verilmiş ve ayrıca Rus Çarı tarafından Paşa'ya, kahramanlığını takdir manasında, çifte nişan takılmıştır.Gazi osman Paşa nın gelmekte olduğunu haber alan İstanbul halkı sahile dökülerek tüm geceyi ayaküzerinde sabaha kadar geçirmeye razu omuş ve büyük bir Çoşku ile kendisini beklemeye koyulmuştur.
Şeyh Alâüddin, tasavvuf yoluna girişini şöyle anlatır: "Sultan İkinci Bâyezid Hânın ordusunda bir nefer idim. Ordu, bir zaman küffâr üzerine sefer etti. Dönüşte yolda şiddetli bir soğuk ve yağmur başladı. Bu esnâda ben civar bir köyde misâfir olmak istedim. Köylüler beni kabûl etmediler. Gece karanlığında yola koyuldum. Yağmur, gökten bardaktan dökülürcesine yağıyordu. Her taraftan seller akıyordu. Vâdi, deniz gibi oldu. Ben, Allahü teâlâya tevekkül ederek ilerledim. Yol üzerinde bir nehirle karşılaştım. Akan sellerle nehir daha da kabarmış, köprüyü de örtmüştü. Sulara girip, önümdeki tehlikeden gâfil olarak, gece karanlığında ilerledim. Sular, atımın ayaklarını örtmeye başlamıştı. O esnâda beni boğulma korkusu kapladı. Geri dönmek istedim. Yolu bulamadım. Ölümle burun buruna geldim. Ölümü düşünerek, tövbe ve istigfâra başladım.
Sâbit bin Eslem el-Benâni hazretleri Tâbiinin büyüklerindendir. Hadis ilminde sika, emin, güvenilir ve itimâd edilir bir âlimdir. Basra'nın en büyük âlim ve râvilerindendir. Nasihatleri meşhurdur. Buyurdu ki:
Tâcülârifin Muhammed Bekri hazretleri evliyânın meşhurlarındandır. 1493 (H.899) yılında Kahire'de doğdu. Ebû Bekr-i Sıddık'ın "radıyallahü anh" neslindendir. Küçük yaşta ilim tahsiline başlayarak fıkıh ve diğer ilimleri öğrendikten sonra Tasavvuf yolunu, Radıyyüddin Gazzi, Âmiri ve Abdülkâdir Deştûti'den öğrendi. 1545 (H.952) senesinde Kahire'de vefât etti. Birçok kıymetli eserler yazdı. Eserlerinden Ikd-ul-Cevâhir-ul-Behiyye: Resûlullah efendimize salevât-ı şerife okumaya dâirdir. Bu kitabında şöyle nakleder:
Ebû Mes'ûd Muâfâ bin İmrân hazretleri hadis hafızıdır. 120 (m. 738)'de Musul'da doğdu. İlk tahsilinden sonra Kûfe ve Bağdad'a gidrek İmam-ı Azam Ebû Hanife, İmam-ı Mâlik bin Enes ve Süfyân-ı Sevri'nin derslerine devam etti, kendisinden Abdullah bin Mübarek, Bişr-i Hâfi gibi zatlar istifade ettiler. Muâfâ bin İmrân 185 (m. 801)'de Musul'da vefat etti. Şöyle nakletmiştir:
Akşemseddin hazretleri, Fâtih Sultan Mehmed Hân hazretlerinin hocasıdır. Soyu, Hz. Ebû Bekir'e dayanır. Kendisini ilim tahsiline adamış, Hacı Bayrâm-ı Veli'den icâzet almıştır.Bir gün Hacı Bayrâm-ı Veli hazretlerine sordular: " Sana kırk yıldan beri hizmet eden nice dervişlerin var; onlara icâzet vermedin de, az bir zamanda Akşemseddin'e nasıl icâzet verdin?Hacı Bayrâm-ı Veli hazretleri onlara şu cevabı verdi:" O, benden ne gördü ve ne işitti ise inandı, kabul etti; hikmetini sonra kendisi buldu. Diğerleri ise hemen hikmetini sorarlar. Aradaki fark budur.