Allah, Sizin Için Kolaylık Diler
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.587.812
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
Osmanlı Devleti zamanında serhat diyarlarına "genç adamlar memleketi" denirdi. Çünkü serhat gazileri düşmanla durmadan mücadele eder, memleket sınırlarını her türlü tehlike ve saldırıdan uzak bulundurmak için daima can alıp can verirlerdi. Bu yüzden de ihtiyarlık denilen derde uğramadan genç yaşta şehitlik mertebesine ererlerdi. Onların bu fedakarlık ve yiğitlilik barajı sayesinde Osmanlı vatandaşları mesut ve rahat yaşarlardı.Serhatler daimi savaş bölgesiydi. Bu yüzden serhat kaleleri her zaman efsanevi menkıbelere şahit olurdu. Bunlar bazen düşman eline geçer ve bir süre öyle kalır, sonra yine Osmanlılar tarafından zapt olunurlardı. Düşman eline geçen kaleler için elçilerle görüşülürken "Kralınızda emanet olan Padişah kalesi" tabiri kullanılır ve bu suretle onun er geç geri alınacağı anlatılmak istenirdi.
Sakız adasının düşman eline geçmesi, Osmanlı devleti ileri gelenleri arasında büyük bir teessüre sebep oldu. Padişah II. Ahmet Han, adanın düştüğünü haber alınca çok üzüldü:-Yâ Rabbi, ben ne günah işledim de bunu bana reva gördün? Diye ağlamıştı. Ayrıca sefer için Belgrad'da bulunan Veziriazam Sürmeli Ali Paşa'ya:-"Madem ki Sakız düşman elindedir, bütün Macaristan'ı fethetsen makbulüm değildir." Diye haber göndererek, derhal Sakız üzerine sefere çıkılmasını emretti. Ordu hemen İstanbul'a hareket etti. İstanbul'a geldiği zaman da:-"Ordu ahvali derunum yaktı. Teshiri muradımdır. Paşalarla görüşüp ne yapmak lazım ise bildir. Bu kış Sakız adası istirdad edilmezse, bütün gemi kaptanlarını katlederim." Diye kesin emirler verdi.
Şemseddîn Muhammed Şîrâzî hazretleri Şafiî mezhebi fıkıh, hadis ve tefsir âlimlerindendir. 549 (m. 1154) yılında doğdu. Şam’da daha birçok âlimden hadîs ve Şafiî mezhebi fıkıh bilgilerini tahsil edip, icâzet aldı. Şam kadılığına tayin edildi. Vefâtına kadar kadılık yaptı. 635 (m. 1237) yılında Şam’da vefât etti. Buyurdu ki:
Abdullah Makdisi hazretleri Hanbeli fıkıh ve hadis âlimidir. 646 (m. 1248)'de Kudüs'te doğdu. Burada birçok âlimden ilim öğrendi. Kahire'de müderrislikten sonra Eşrefiyye Medresesi'nin rektörlüğüne tayin edildi. 732 (m. 1331)de vefat etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Sofu Baba, Van evliyâsındandır. İsmi Mustafa Efendidir. Sofu Baba adıyla meşhûr oldu. Van eşrâfından Abdullah Tüfekçibaşızâde'nin torunu olup babasının adı Abdurrahmân Efendidir. On dokuzuncu yüzyılın son yarısında Van'da yaşadı. Seyyid Fehim-i Arvâsi hazretleri her sene Van'a gelir, Şâbâniye Mahallesindeki câmide halka vaaz eder, ilim ve edep öğretirdi. Vaazlarına devâm edenler arasında Mustafa Efendi de vardı.
Zünnun-i Mısri'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir :
Bir gün elbiselerimi yıkamak için Nil nehrinin kenarına gitmiştim. Nehrin kenarında dururken, bir de baktım ki, görülmemiş şekilde büyük bir akrep bana doğru geliyor. Çok korkmuştum. Beni onun şerrinden koruması için Cenab-ı Hak'ka sığındım. Akrep nehre geldiğinde, sudan büyük bir kurbağa çıkıp akrebe doğru geldi. Akrep kurbağanın sırtına binip suyun üzerinde yüzüp gittiler.