İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.652.602
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
İzdin (Zeytin) Voyvodası Ali Ağanın oğlu olan İbrâhim Paşa, Nevşehir'de dünyâya geldi. İş bulmak için İstanbul'a gelmiş ve Eski Saray masraf kâtibi Mustafa Efendinin delâletiyle (tavsiyesiyle) 1689'da sarayın helvacı ocağına, daha sonra eski saray baltacıları ocağına kaydolmuştur. İbrâhim Efendi hizmetleri ile yükselip Dârüssaâde ağasının yazıcı halifesi olarak Pâdişâhın bulunduğu Edirne'ye gitti. Şehzâde Ahmed'in pâdişâh olmasından sonra 1703'te Dârüssaâde ağası yazıcılığına tâyin edildi. Bu vazifedeyken pâdişâhın itimât ve teveccühünü kazandı. Ancak Sadrâzam olan Çorlulu Ali Paşa onu Edirne'ye gönderdi.1715'te Mora Seferine çıkanVeziriâzam ŞehidAli Paşa, İbrâhim Efendiyi mevkûfâtçı lıkla berâberinde götürdü. Buranın alınmasından sonra da tahrir (kâtiplik) işi ile vazifelendi rildi.
Çolak Hasan yeniçeri olmak istiyordu. Acemi ocağına başvurdu. Fakat Ağa , onu ocağa kabul etmedi. Hasan'ın boynu büküldü. Sonra çolak elini gizlemek için bedenine yaklaştırdı ve kendi kendine;"Artık hiçbir zaman savaşa katılmayacağım, yeniçeri olamayacağım" diyerek evine gitti. Çolak eline aka baka ağlamaya başladı. Devrin büyük âlimlerinden Hoca Sadeddin Efendi, sarayın bahçesinde gezintiye çıkmıştı. Hasan'ın ağlama sesini duydu ve sesin geldiği tarafa yürüdü. Hasan'a niçin ağladığını sordu. Hasan, çolak elini arkasına saklayarak gözyaşlarını gizlemeye çalışıyordu. Sadeddin Efendi ona; "Derdini söyle de bir çaresini bulmaya çalışalım" dedi. Hasan;"Çaresini bulamazsınız" deyince, Hoca;"Sen yine de söyle" dedi.
Büyük veli Ebû Türab Nahşebi hazretleri, bizzat kendisi, şahit olduğu ibretlik bir hadiseyi şöyle anlatır: Bir gün caddede yürüyordum. Birtakım erkeklerin, bir kadınla münakaşa ettiklerini gördüm. Kadın beni görünce dedi ki:
-Ey Ebâ Türab! Fasık bir oğlum var. Dün gece şarap içmek istedi. Akşamdan sonra, Allahü teâlâ ona bir hastalık gönderdi. Şimdi yatıyor. Ancak oğlumu mahalleden atmak istiyorlar. Ne olur bize yardım edin!
Sadreddîn-i Konevî hazretleri evliyanın büyüklerinden ve kelâm âlimlerindendir. 671 (m. 1272) senesinde vefat etti. Kabri Konya’da kendi adı ile anılan caminin bahçesindedir.
Muallim Naci, 1850 yılında İstanbul'da doğdu. Son devir Osmanlı müelliflerindendir. Asıl adı Ömer'dir. Babasının ölümü üzerine dayısının yanına Varna'ya gitti. Orada medrese öğrenimi gördü. Varna Rüştiyesi'nde öğretmenlik yaptı. Sait Paşa'nın özel kâtibi olarak Rumeli ve Anadolu'nun birçok kentini dolaştı. İstanbul'a geldi. Memuriyetten istifa etti. Tercüman-ı Hakikat gazetesinde edebiyat sayfasını yönetmeye başladı. Başka gazetelerde çalıştı. Galatasaray Lisesi ve Mekteb-i Hukuk'ta edebiyat öğretmeni olarak çalıştı...
Ma'rûf-ı Kerhi Hazretlerinin bir dayısı şehrin vâlisi idi. Vâli, bir gün şehrin kenar mahallelerini dolaşıyordu. Ma'rûf'u bir kenarda oturmuş ekmek yerken gördü. Önünde de bir köpek vardı. Bir lokma kendi yiyor, bir lokma da köpeğin ağzına veriyordu.
Dayısı,
- Köpekle birlikte yemeğe utanmıyor musun dedi.