Cimrilik, Sizden Önceki Ümmetleri Helak Etmiştir
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.543.632
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Haliç'teki ilk köprünün Sultan II. Mahmud tarafından yaptırıldığını biliyoruz. Fakat bundan yüzyıllarca önce Fatih, İstanbul kuşatması sırasında Haliç üzerine geçici bir köprü inşa ettirmişti. 22 Nisan 1453 sabahı Osmanlı gemilerini Haliç'te gören Bizanslılar, ertesi sabah daha büyük ve inanılması güç bir sürprizle karşılaştılar. Kumbarahane ile Defterdar arası, deniz üzerine kuruluverilen bir köprü ile birleştirilmişti. Bu köprü üzerinde Osmanlı askeri gidip geliyor, karşı sahilden toplar geçiriliyordu. Bizanslı tarihçi Kritobulos'un verdiği bilgilere göre, binden fazla fıçı, sandal ve duba, birbirlerine kalaslar ve demir çengellerle bağlanmıştı. En üstü de döşeme tahtalarıyla kaplan mıştı. 700 metre uzunluğundaki bu köprü üzerinde 5 asker yanyana yürüyebiliyor, toplar rahat lıkla çekilebiliyordu. Çok geçmeden her iki tarafa yerleştirilen toplarla Bizans surlarının en zayıf noktaları ateş altına alınıyordu. Bizans İmparatoru hemen o gün tekrar daha fazla vergi vermek ve daha başka şartlarla barış teklif ettiyse de Fatih'i İstanbul'u almak niyetinden vazgeçiremedi. Bu sefer İmparator, verdiği emirle köprüyü yaktırmak istedi. Fakat bu maksatla surlardan dışarı çıkan 150 Bizanslı asker köprü üzerinde can verdi.Bizans Prensi Dukas, Fatih Sultan Mehmed'in yaptırdığı köprüyle, gelmiş geçmiş bütün cihangirleri geride bıraktığını söyler ve "Böyle bir harikayı kim gördü, kim işitti" sözleriyle takdirlerini bildirmişti.
Muhammed Emin Erbili hazretleri, İslâm memleketlerinin kâfirlerin eline düşmemesi için çok duâ ederdi. Mısır'da bulunduğu sırada sevdiklerinden birini ziyârete gitti. Fakat bu sırada üzüntülüydü. Ziyâretine gittiği kimse üzüntüsünün sebebini sordu. Muhammed Emin Efendi buyurdu ki: "Edirne'nin küffâr eline düştüğü haberi sana ulaşmadı mı?" O kimse dedi ki: "Efendim ne yapalım elimizden ne gelir?" Muhammed Emin Efendi; "Allahü teâlâya duâ edelim ve bu musibetin İslâm memleketinden uzaklaşması için yalvaralım." buyurdu. Talebelerinin toplanmasını emretti. Allahü teâlânın ism-i şerifini çok andıktan sonra hep birlikte bu musibetin gitmesi için duâ ettiler. Muhammed Emin Erbili hazretleri bir ara gözden kayboldu. Kısa bir müddet sonra sevinerek meclise geldi ve; "Allahü teâlâ burada bulunanların duâsını kabûl buyurdu. Edirne şehrini müslümanlara tekrar ihsân edecek." dedi. Söylediği gibi oldu. Bir müddet sonra Edirne'nin kurtulduğu haberi duyuldu.
Mehmed Zeynel'âbidin Efendi doksan dokuzuncu Osmanlı şeyhülislâmıdır. 1163 (m. 1750) senesinde İstanbul'da doğdu. Babasından ve zamanının âlimlerinden ilim öğrendi ve diploma alıp müderris oldu. Daha sonra kadılık, "Nakib-ül-eşrâflık" ve nihayet şeyhülislâmlık makamına yükseltildi. 1239 (m. 1823) senesinde İstanbul'da vefât etti. Şöyle nakleder:
Firavun'un hanımı olan Âsiye Hâtun kocasından gizli olarak iman etmiş ve bu imanını saklıyordu. Ancak, Firavun sonunda durumu öğrenince, ona işkence edilmesini emretmiş, çeşit çeşit işkencelerden geçirildikten sonra Firavun ona "İmanından dön" diye teklif etmiş, fakat Âsiye Hâtun dönmemişti. Bunun üzerine Firavun bir tomar kazık getirtmiş, bunlarla Âsiye Hâtun'un vücudunun çeşitli yerlerine vurmuşlar sonra da Firavun ona bir daha "dininden dön" diye teklif etmiş, Âsiye Hâtun ona şöyle cevap vermişti:
Abdülvâhid bin Zeyd, meşhûr hadis, fıkıh âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. Tebe-i tâbiinden olup, Basra'da yaşamıştır. Künyesi "Ebû Beşr el-Basri"dir. Doğum ve vefât târihleri kesin olarak bilinmemektedir. 793 (H. 177) veya 802 (H. 186)'de, bir rivayete göre de 805 (H. 189) senesinde vefât etmiştir.
Abdülvâhid bin Zeyd hazretleri, Tâbiin devrinde meşhûr hadis ve fıkıh âlimleri olan, Ebû İshâk, A'meş, Hasan-ı Basri, Âsım'ül-Ahval, Sâlih bin Han, Amr bin Meymûn, Ebû İshak Şeybâni gibi âlimlerin sohbetlerinde bulundu. Onlardan hadis ve fıkıh öğrenerek bu ilimlerde söz sâhibi oldu. Tebe-i tâbiin devrinde Basra'da yetişen meşhûr hadis ve fıkıh âlimlerinin ileri gelenleri arasında yer aldı.
Birisinin bir koçu vardı, boynuna ip bağlamış, tuttuğu ucundan çekerek götürüyordu otlaktan. Hırsız hissettirmeden yaklaştı arkadan, ipi kesti, koçla uzaklaştı oradan. Adam olanlardan habersiz devam ederken yoluna, gayrı ihtiyari döndü baktı arkasına...-Aman Allah'ım!.. Koçum... koçum yoktur, kaybolmuş.. Ne yapacağım ben şimdi?.. Diye dövünmeye, sağa, sola koşarak aramaya başladı. Nafile!.. Yoktu hiç bir yerlerde.. Bitap düşene kadar, bakmadığı yer kalmadı. Ümidi kesti, artık bulamayacağına iyice kanaat getirmişti ki, kuyu başında kendisi gibi dövünen bir adam gördü.