İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.654.706
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Kanuni Sultan Süleyman Han, Mohaç savaşında Avusturya ve Macar müttefik ordusunu perişan ettikten sonra, Macaristan Krallığına, Osmanlılara yardımcı olan Macar asilzadelerin den Yanoş Zapolya'yı tayin ederek İstanbul'a dönmüştü. Fakat Avusturya Kralı Ferdiand, bu tayini tanımadı ve kendi adamlarından birinin, yine kendisine niyabeten Macar kralı tayin edil mesi için harekete geçti. Eğer kendi adamı kral yapılmaz ise, ordusuyla Macaristan'a girecekti. Bunun üzerine Yanoş Zapolya, Feron Laçki isimli bir elçiyi, durumu padişaha bildirmesi için İstanbul'a gönderdi. Elçi önce Veziriazam İbrahim Paşa ile görüştü. Veziriazam elçiyi pek hoş karşılamadı. Daha sonra İkinci Vezir Mustafa Paşa, elçiyi çağırarak:-Senin efendin, bizim Padişahımızın istirahat ettiği Budin köşküne oturmağa nasıl cür'et etmiştir? Padişahımızın istirahat ettiği, atının göründüğü her yer daima hükmümüz altında demektir. Sen, vergisiz olarak ve Padişahımızın kullarından biri tarafından geliyorsun. Bilmez misin ki, padişahımızın hükmü her yerdedir.
Babasının 25 Haziran 1861'de vefâtından sonra Abdülaziz Han pâdişâh olunca, veliaht oldu. Nezâketi, kibârlığı, çağına göre bilgisi ve yumuşak huyluluğu ile sevildi. Amcası Abdülaziz Hanın 1863 Mısır ve 1867 Avrupa seyâhatlerine katıldı. Bu gezilerde davranışları ile Osmanlı hânedânının asâletini temsil ederek takdir topladı. Veliaht Murâd, 30 Mayıs 1876 târihinde Sultan Abdülaziz Hanın hal' edilmesiyle Osmanlı Sultanı ilân edildi. 4 Haziran 1876'da Abdülaziz Hanın feci şekilde şehit edildiğini ve annesi Pertevniyâl Sultana çok çirkin işkenceler yapıldığını işiten Sultan Murâd Hanın üzüntüden ve bu felâket yolunun sonunu düşünmekten aklı bozuldu. Üzüntüden hastalığının artmasında doktor Capoleone'nin câhilâne ve yanlış teşhis ve tedâvisinin mühim rolü oldu. Beşinci Murâd Han bu hasta hâliyle ihtilâlcilerin kuklası hâline getirilip, Avrupa'da belirli odakların devleti ve İslâmiyeti yok etmek için hazırladıkları yıkıcı plânları tatbik edilmek istendiyse de kardeşi İkinci Abdülhamid Han bunların önüne geçti. 31 Ağustos 1876'da hal' edilen ve doksan üç gün saltanat süren Beşinci Murâd Han, Osmanlı sultanlarının en az pâdişâhlık yapanıdır.Saltanattan hal'inden sonra, âilesiyle Çırağan Sarayına yerleştirilen Beşinci Murâd Hanın hastalığı sonradan iyileşti.Vaktini okumak ve torunlarını okutmakla geçiren Murâd Han, kardeşi Sultan Abdülhamid Hanın nâzikâne hatır sormasını, dâimâ teşekkürle cevaplandırırdı. 29 Ağustos 1904 târihinde vefât eden Beşinci Murâd Han, İstanbul'da Yeni Câmideki türbeye defnedildi.
Davud aleyhisselam bir gün, Allahü tealadan Cennet arkadaşının kim olduğunu sual etti. Allahü teala da ona Yunus aleyhisselamın babası Metta'nın kendisine Cennette arkadaş olacağını bildirdi. Hazreti Davud, bunu öğrenince hemen oğlu Süleyman'la (aleyhimesselam) birlikte Metta'nın yaşadığı bölgeye gittiler.
Ebû Sa'id Harkûşi hazretleri tefsir, hadis, fıkıh ve tasavvuf âlimidir. İran'da Nişâbûr'da doğdu. Irak'a, Şam'a, Mısır'a ve Hicaz'a gitti. Oralarda zamanın âlimlerinden ilim öğrendi. Daha sonra Nişâbûr'a döndü. 407 (m. 1016) senesinde orada vefât etti. Delâil-ün-nübüvve adlı eserindeki Peygamberimize (sallallahü aleyhi ve sellem ) salât ve selâm getirmenin fazileti bâbında şöyle naklediyor:
Ebû Said Kaylavi, Allahü teâlânın sıfatlarında bilgi sâhibi, kerâmetleri görülen bir zât idi. Kaylaviye ve çevresindeki insanlar huzûruna gelip bilmediklerini sorarlar, kendisinden fetvâ alırlardı. O kadar çok gelen olurdu ki, yüksek bir kürsi yaptırmak mecbûriyetinde kaldı. Kürsi üzerinde, insanların dertlerine çâre olurdu. Nasihatleri ile pekçok kimsenin doğru yola gelmesine sebeb olurdu...
Büyük çoğunluğu, yüksek rütbeli Osmanlı devlet adamlarından meydana gelen Hacc kafilesi, Fahr-i Âlem, Resul-i Ekrem, Sallallahü aleyhi ve sellem Efendimizi ziyaret yolunda. Çölde günlerdir süren yorucu yolculuk bitmek üzere. Medine'ye yaklaştıkları bir gecede son defa mola verildi. Kafiledekiler kısa süre içinde yorgunluktan uykuya daldılar. Ancak biri var ki, günlerdir uyku görmeyen nemli gözleri ile ufuklara dalmış, iki cihan güneşi sevgili Peygamber Efendimizin hasretiyle yanmış, kavrulmuş, Yusuf Nâbi bu. O gece, Resulullah'a bu kadar yakın olmanın hazzı içerisinde yerinde duramayıp gezerken... O da ne! Devlet büyüklerinden birisi, ayağını Hücre-i Saadet istikametine doğru uzatmış uyumuyor mu?