Allah, Sizin Için Kolaylık Diler
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.587.229
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
Düyûn-u Umûmiye Başkâtibi Hasan Şevki Efendi o akşam, dairesindeki işlerini geç saatte ancak bitirebilmiş, neyse ki Yakacık'taki yazlığına gitmek için en son trene yetişebilmişti. Kartal istasyonuna geldiğin de etrafta kimsecikler kalmamıştı. Yatsı ezanları okunuyordu. Yakacık'a gitmek için bu saatte nereden fayton bulacaktı? Yaya gitmek en az iki saat sürerdi. Biraz ilerde zaptiye karakolu vardı. Oraya gidip vaziyeti anlattı. Hemen etraftaki kahvehane leri araştırdılar ve biraz sonra, bir ayağı topal, genç bir arabacı geldi. Hasan Şevki Efendi hemen faytona atladı ve Yakacık'a doğru yola çıktılar. Adam, gecenin bu vaktinde önüne çıkan zoraki işten pek memnun olmamışa benziyordu. Hırsını atlardan alırcasına insafsızca kamçılıyordu. Derken bir yokuşun başında atlar durdu. Daha yarım saatlik yol vardı. Şevki Efendi arabacıya yaklaştı ve:-Bırak dinlensinler, sonra hiç yürümezler... diye bağırdı.
Çanakkale Harbi'nin dehşetli günlerinden birinde, Tayyar Paşamız; ordunun içinde sesi güzel ne kadar asker varsa, sabah namazından önce hep birden ezan okumaları emrini verir. Emri alan onlarca asker, şafak kızıllığı ile birlikte, davudi sadalarıyla o lahuti nağmeleri Çanakkale'nin kanla karışık soğuk sularına kadar dinletirler.Çok geçmeden düşman mevzilerinden taşa sarılmış kağıtla bir mesaj gelir. Açıp bakarlar, Farsça yazılmış bir not:"Bizler Hindistanlı Müslüman askerleriz. İngilizler bize, Almanlar'a karşı Osmanlı'nın yanında savaşacağımızı söylediler. Fakat biraz önce bir ezan sesi duyduk, siz kimsiniz?"Mehmetçiğin kanı donar adeta... Tarih, kandırılmışlığın böylesine pek az şahit olmuştur. Hemen cevap verilir:"Burası Osmanlı payitahtının kapısı... Bizler de asâkir-i Osmani'yiz...."Evet, aynı Allah'a inanan ve aynı kıbleye yönelen nice din kardeşimiz. İngilizler tarafından işte böyle kandırılmış, dünyanın öbür ucundan karşımıza getirilerek kardeşi kardeşe kırdırmak için kullanılmaya çalışılmıştı.
Şeyh Ulemâ, Selçuklular devrinde yaşamış olup hayâtı hakkında geniş bilgi yoktur. Konya'nın Işkalaman Mahallesindeki târihi mezarlıkta bulunan türbesinin kitâbesinde "Şeyh-Fakih" gibi üstün vasıflarla anlatılmaktadır. Şeyh Ulemâ hazretleri, vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:
İbn-ül-Havrâni hazretleri evliyânın büyüklerinden ve Şâfii mezhebi fıkıh âlimlerindendir. 1156 (H.551) senesinde Şam'da vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Ebû Ca'fer Cüzâmi hazretleri kelam ve fıkıh âlimlerindendir. İspanya'da Gırnata'da doğdu. 538 (m. 1143)'de Fas'ın Fes şehrinde vefât etti. Bir sohbetinde buyurdu ki:
Mecmûatü'l-Ahzâb kitabında şöyle nakledilir: İmam Gazali hazretleri anlatıyor:
Kûfe ve Basra'da büyük bir tâûn hastalığı zuhur etti. Kûfe şehrinin ileri gelenlerinden Abdullah bin Hasan ve Ebul-Münzir, Hazret-i Ali'nin (radıyallahü anh) yanına geldiler. "Musallat olan hastalık yüzünden insanlar kırılıyor, cenazeleri defnetmekle meşgul olanlar kafi gelmiyor... Hatta vahşi hayvanlara yem olanlar var! Bize bir çare göster, himmet elini uzat. Ya Emirel-Müminin, şu sıkıntılı halimizde bize bir rehberlik yap" diye yalvardılar. Ali (radıyallahü anh) de onlara, birşeyler yazıp verdi. Buyurdu ki: