Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.567.847
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Tayyarzade Ata Bey, "Enderun Tarihi" kitabında Sultan III. Selim Han ile ilgili şöyle bir hadiseyi nakleder:
III. Selim Han gayet cesur, silahşörlükte de hüner sahibi bir kimseydi. Zaman zaman tebdil-i kıyafet ederek halkın arasına karışır, istek ve şikayetlerini öğrenirdi. Bir gün tersane kahyası kıyafetiyle akşam vakti Sultanahmed civarına çıktı. Maiyetindekiler de kalyoncu neferi gibi giyinmişlerdi. Sultanahmed Camiinden aşağı Sokollu Mehmed Paşa yokuşundaki tenha yerlerden aşağı inerlerken bir kadın feryadı işittiler. Hemen oraya yöneldiler. Yeniçeri tulumbacılarından bir zorba, bir kadının yolunu çevirmiş;-Yürü benimle! Diye zorluyordu. Kadın da;-Kardeşim! Ben ehl-i namus bir kadınım. Evim Küçükayasofya'da. Çocuğum hasta. Eczaneden ilaç aldım. İşte elimde. Evime dönüyorum. Bana ilişme. Mahalleme gel sor... diye feryad ediyordu. Tulumbacı ise sarhoş, gözü kararmış, küfürler savurarak bıçağını çekmiş, tehdide başladı. Kadın, o anda oraya yetişen, kalyoncu kıyafetindeki padişah ve maiyetini farketti ve onlara:-Aman kaptan ve kalyoncu din kardeşlerim!... beni bu herifin elinden halas edin diye yalvarmaya başladı.Bunun üzerine tulumbacı işi daha da azıttı ve yatağanına el atıp padişahın üzerine yürüdü. Fakat silahını henüz yarısına kadar çıkarmağa bile vakit bulamadan, Sultan Selim kılıcını çekerek adamı belinden ikiye böldü. Ertesi gün de Babıâli'ye şu tezkereyi gönderdi:"Sokollu Mehmed Paşa yokuşunda maktul olan tulumbacıyı ben öldürdüm. Veresesi var ise şer'an mahkemeye hazırım"Şemseddin Sivasi hazretleri birgün, Sultan Üçüncü Mehmed Han tarafından saraya dâvet edildi. Uzun müddet sohbette bulundular. Bu sohbette Şeyhülislâm Sâdeddin Efendi de hazır bulundu. Sohbet esnâsında pâdişâh, Şemseddin Sivâsi'ye; "Tarafımızdan sizi sefere dâvet etmek üzere gönderilen kapıcıbaşımız sizi yola çıkmak üzere hazır bulmuş. Hazırlıklı olduğunuza göre, bu işin sonununda ne olacağını bilirsiniz. O hâlde bizi müjde işâretinizle sevindirip, neticeden haber vermenizi isteriz." dedi. Bunun üzerine Şemseddin Sivasi; "Hadis-i şerifte; "Amellerin en faziletlisi, müminleri sevindirmektir." buyruldu. Mâlûmunuz ola ki Eğri Zaferi biraz zahmet çektikten sonra müyesser olacak. Düşman yenik ve perişân olacaktır. Hatırınızı hoş tutun." müjdesini verdi.
Güzelhisar'da doğup yetişen Ömer Rûşeni, ilim tahsili için Bursa'ya geldi. Yeşil Câmi imâretinde bulunan medreseye yerleşti. Orada bir müddet zâhiri ilimleri tahsil ettikten sonra, içinde tasavvuf yoluna girme arzusu çoğalıp, Bursa'dan ayrılarak Karaman beldesine gitti. Seyyid Yahyâ Şirvâni hazretlerinin büyük kardeşi Alâeddin Ali Aydıni'nin talebeleri arasına girdi. Daha sonra Bakü'ye giderek, Seyyid Yahyâ Şirvâni hazretlerinin sohbet ve hizmetine girdi. Kısa zamanda yükselerek hocasının önde gelen talebelerinden ve halifelerinden oldu...
Muaviye (radıyallahü anh) Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve selem) kayınbiraderi olup, Mekke'nin fethi günü babası ile beraber Müslüman oldu. Sonra Medine'ye yerleşerek Peygamberimizin "Yâ Rabbi, onu doğru yolda bulundur ve başkalarını da doğru yola götürücü kıl!" ve "Yâ Rabbi! Muâviye'ye yazı ve kitab öğret, onu azabından koru!" "Yâ Rabbi! Onu memleketlere hakim kıl!" duâlarıyla şereflendi. Onun "Vahiy Kâtibliği"ne alınması, Cebrâil aleyhisselâmın bildirmesi ile olmuştur. Cebrâil aleyhisselamın getirdiği Kur'ân-ı kerimi ve Peygamberimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) mektublarını yazardı...
Yezid bin Es'am hazretleri Tabiinden büyük bir hadis âlimidir. 103 (m. 721) senesinde vefât etti. Rivâyet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları:
Selâhaddin Uşâki'nin çocuğu olduktan bir süre sonra, hocası ve kayınpederi onu evden çıkararak; "Al hanımını evimden ayrıl! Bundan sonra kendi geçimini temin et." dedi. Selâhaddin Uşâki; "Peki hocam, başüstüne!" diyerek hanımı ve çocuğu ile berâber, hocasının evinden ayrıldı. Eğrikapı'dan, Fâtih Câmii civârında, Âşıkpaşa mevkiinde bulunan, Horhor çeşmesine doğru yürürken bir evin kenarında durakladı. Kış günüydü ve kar yağıyordu. Yolun karşı tarafında bulunan Tâhir Ağa onları görünce evine dâvet etmek için yanlarına birini gönderdi. Tâhir Ağa, Selâhaddin Uşâki'yi, evine götürdü. Ona; "Siz kimlerdensiniz? Kış gününde neden bu hâle düşüp sokak kenarında kimsesiz garibler gibi duruyorsunuz?" diye sordu.