İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.653.823
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
1578 yılı Ağustos ayının 9. Cumartesi günü idi. İran Şahı 30.000 kişilik kalabalık bir orduyu Osmanlı sınırına göndermişti. Hedef Erzurum'du. Sadrazam Lala Mustafa Paşa, Erzurum beylerbeyi Özdemiroğlu Osman Paşa'yı İran üzerine sefere memur etti. O da Derviş Paşa'yı düşman kuvvetleri hakkında istihbarat yapması için küçük bir öncü kuvvetle, İranlıların karargah kurduğu Çıldır civarına gönderdi. Yanında üç yüz kadar asker bulunuyordu. İran ordugahına yaklaştığı zaman, onların gayet dağınık vaziyette ve ani bir hücumla dağıtılabilecek bir durumda olduğunu gördü. Yapabileceği iki tercih vardı. Ya düşmana saldıracak, yada geri dönecekti. Bu takdirde askerin maneviyatı bozulacaktı.
Osmanlı ordusu 1645 senesinde Yusuf Paşa kumandasında Girit adasına asker çıkarmıştı. Bu adada çok miktarda eşek bulunuyordu. Sahile çıkan Osmanlı askeri, eşekleri toplayıp bütün eşyalarını bunlara yükleyerek, kuşatma altına aldıkları Hanya kalesine taşıdılar. Kaleyi savunan Venedikli general bunu işitince:
"Çok yazık, eğer eşeklerin Osmanlılara böyle yardım ettiklerini önceden bilseydim, Osmanlılar gelmeden önce hepsini öldürtürdüm" diye üzüntüsünü belirtti.
Aziz Nesefî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Mâverâünnehir bölgesinde Nesef şehrinde doğdu. 1300 (H.700) yılında vefât etti. Küçük yaşta ilim tahsîline başladı. Bu arada tasavvuf âlimlerinin sohbetlerinde bulundu. Horasan'a da ilim öğrenmek için giden Aziz Nesefî, bölgenin Moğol işgâline uğraması üzerine buradan ayrıldı ve çeşitli beldeleri dolaştı. Bu arada büyük velî Sâdeddîn-i Hammûî'ye talebe olmakla şereflendi. Aziz Nesefî, hocasından icâzet aldıktan sonra tesirli vaaz ve nasîhatlar yapardı. Vaazlarında buyurdu ki:
Yahyâ Efendi, İstanbul'da yetişen büyük velilerdendir. 1494 (H.900) senesinde Trabzon'da doğdu. Kânûni Sultan Süleymân da Trabzon'da aynı sene aynı haftada doğdu. Kânûni dünyâya geldiğinde, annesi Âişe Hafsa Sultanın sütü kesilmişti. Bunun üzerine Kânûni'yi Yahyâ Efendinin annesi emzirdi. Kânûni ile süt kardeşi oldular. Kânûni Sultan Süleymân, padişah olunca, ona çok yakın alâka gösterdi. Çok hürmet edip, işlerinde onunla istişare ederdi. Birlikte çok menkıbeleri vardır.
Yahyâ Efendi 1569 (H.977) senesinde İstanbul'da vefât etti. Kabr-i şerifi, Beşiktaş ile Ortaköy arasında yaptırdığı ve kendi adıyla anılan câminin yanında olup, ziyâret mahallidir.
Yahyâ Efendi, vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:
Kadı Bedreddin Şiblî hazretleri Hanefî mezhebi fıkıh âlimidir. 712 (m. 1312)'de Şam’da doğdu. Daha küçük yaşta iken ilim öğrenmeye başladı. Zamanın büyük âlimlerinin derslerine devam etti. 769 (m. 1367)’de Trablus'ta kadılık yaparken vefat etti.
Çok kitap yazdı. Bunlardan “Akamü'l-mercan fî ahkami'l-can” eseri cinlerle ilgilidir. Bu kitabında buyuruyor ki:
Hâce Ali Şirgâhi, Şâh Şücâ Kirmâni'nin türbesinin yanında fakirleri davet eder, yemek verirdi. Böyle bir gün; "Yâ Rabbi! Bir misâfir gönder!" dedi. Âniden bir köpek geldi. Hâce Ali köpeği kovaladı. Köpek kaçtı. Sonra Şâh'ın kabrinden bir ses geldi:
"Misâfir istiyordun. Gönderdik, kovdun." dedi. Derhal kalktı, dışarı koştu. Köpeği aradı bulamadı. Şehrin dışına gitti. Köpeği orada bir ağacın altında yatıyor halde buldu. Yemeği onun önüne koydu. Köpek yemeğe dönüp bakmadı. Hâce Ali utandı ve istigfâra başladı. Tövbe etti. Köpek dile gelip;
"Ey Hâce Ali, şimdi iyi ettin. Misâfir çağırıp kovmak ne demektir. Dikkatli ol! Eğer Şâh Şücâ orada olmasaydı, göreceğini görmüştün, bütün haller senden alınırdı." dedi.