Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.666.338
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
1300'lü yılların başı: Yer Bursa. Tahtta Niğbolu Kartalı Yıldırım Bayezid, Kadılık postunda ise, Molla Şemsüddin Fenari oturuyor. Padişah bir konuda şahitlik ekmek üzere mahkemede, Kadı huzurunda... Evvela hüviyet tespiti. Ardından Emir Sultan'ın gürül gürül sesi: "Hünkarum: Teri cemaat baisi cerh idüğün şuyu bulmağilen... şehadetün caiz değildir." Yani: "Namazlarını cemaatle kılmadığın söylentisi çıktığı için şahitliğini kabul etmiyorum." Osmanzade Taib'in "Hadikatüsselatin" isimli eserine göre: "Hünkar, sarayı hümayünları pişgahında bir camii şerif bina idüb evkatı hamsede cemaate müdavemet buyurdular." Evet ya: Padişah sarayının avlusuna bir cami yaptırdı ve beş vakit namazını burada cemaatle kılmaya başladı. Ancak ondan sonra şahitliği kabul edilmiş olmalı. "Bağımsız yargı", meğer ne anlama geliyormuş? Yıl 1393...
Ne hikmetse Anadolu halkı hep Emir Sultan Hazretleri ile Yıldırım Bayezid arasındaki menkıbeleri anlatır. Hâlbuki bu büyük veli Bâyezid'den ziyade Çelebi Mehmed'in yanındadır. Ankara savaşının ardından Anadolu çok karışır. Şehzedelerden Musa Çelebi, İsa Çelebi'nin üzerine yürüyüp Bursa'yı ele geçirir. Süleyman Çelebi ise Edirne'yi elinde tutar. Ancak bunlar devleti muhteşem günlerine döndürebilecek kıratta değildirler. Şehzade Mehmed iyi bir asker ve dirayetli bir liderdir. Ancak fitne çıkarmaktan çekinir. Çekilir köşesine işaret bekler. Allah dostları ne derse onu yapacak. İcabında kardeşlerinin emrinde çeri olacaktır. Bir gece rüyasında Murad-ı Hüdavendigar'ı görür, yanında Emir Sultan Hazretleri vardır. Dedesi önce bir kılıç verir, sonra yerinde duramayan kar renkli küheylanı gösterir "Haydi!" der, "Vazife sende!" Çelebi Mehmet hâlâ mütereddittir. Emir sultan bakışları ile cesaret verir ona. "Korkma!" der, "yanında biz varız!" İşte Çelebi Mehmed bu işaret üzerine yola çıkar ve tabiri caizse Osmanlı Devletini silbaştan kurar. Tarihçilere sorarsanız Çelebi Mehmed'in başardığı iş Osman Gazi'ninkinden aşağı değildir. Emir Sultan vefatından sonra da büyük hürmet görür. Meselâ Yavuz Selim, Mısır seferine çıkarken büyük velinin nurlu türbesini ziyaret eder, imdat diler. Kabirden çok net bir ses işitilir:-Ya Selim! Üdhulu Mısra İnşaallahü aminin. (Ey Selim. İnşallah Mısır'a emniyet içinde girersin!)...Ve öyle de olur!
Abdurrahman bin Muhammed İdrisi hazretleri hadis hafızıdır. 325'te (937) Semerkant'ta doğdu. Hadis tahsili için gittiği Bağdat'ta Dârekutni'den çok sayıda hadis yazdı. Memleketine dönerek bir çok talebeye hadis öğretti. 405 (m. 1015)'de vefat etti. Şöyle nakleder:
Seyyid Mehmed Nûri Efendi İstanbul velîlerindendir. 1768 (H. 1182)’de İstanbul'un Üsküdar semtinde doğdu. Önce babasından ilim okudu. Sonra Fâtih Câmi-i şerîfindeki derslere devâm etti. Şeyhülislâm Müftîzâde Ahmed Efendiden ilim tahsil etti. Sultan Üçüncü Selîm Hânın şehzâdelerinin hocalığına ve Bâb-ı âlî dîvân-ı hümâyûn kâtipliğine tâyin edildi. Sonra Alaca Mescidi Şeyhi Sâdık Efendiye talebe oldu. On dokuz sene onun hizmet ve sohbetinde bulundu. Tahsîlini tamamlayıp icâzet aldı ve Üsküdar'da insanlara ilim ve irfân öğretti. 1855 (H.1272) senesinde vefât etti.
Kınalızâde Ali Çelebi şöyle anlatmıştır: Bursa'dan İstanbul'a gitmeye niyetlenmiştim. Gitmeden önce bir gece akrabâ ve bâzı arkadaşlarımla, müderris ve medrese mensupları ile sohbet ettik. Söz şeyhlerden açıldı. Bu arada hayatta olanlardan Şeyh Burhâneddin Efendiden de söz edildi. Ben onun hakkında bâzı uygunsuz sözler söyledim. Ertesi gün Mudanya'dan gemiye binip yola çıktım. Rüzgâr ters yönden esiyordu. Bozburun denilen yere geldiğimizde bindiğimiz gemi batma derecesine geldi. Artık gemide bulunan herkes geminin batmakta olduğuna kanâat getirdi. Ben de geminin kaptan odasında oturup, hayâtımdan ümidimi kesmiş ve şaşkın bir halde ölümü bekliyordum.