Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.605.145
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
Bir İspanyol, 1552-1556 yıllarında Türkiye'de geçirdiği dört yılını anlatır. Aynı zamanda bir hekim olan bu seyyah, Cenova'dan Napoli'ye giderken Türk gemicilerine esir düşmüş ve İstanbul'a getirilmiş. Daha sonra, tıp bilgisini göstererek Kaptan-ı Derya Sinan Paşa'nın hekimleri arasına girmeyi başarmış. Adı Petro. Seyahatnamesinde, dört yılını yaşadığı Kanuni devrinin yaşantısını gözler önüne serer. Biraz da imrenerek.İşte seyahatnameden birkaç kesit: "İstanbul öyle işlek bir şehir ki, buraya günde İspanya'nın Valladolid şehrinin nüfusu kadar yabancı girip çıkar.""Türklerin bıraktığı hayır eserleri, bizde bırakılandan çoktur. Türk zenginleri, bizimkilerden daha cömert davranırlar.""Türkler sadece insanlara değil, hayvanlara bile iyilik yapmayı sevap sayarlar. Bir-iki düzine ciğer satın alıp, kedi ve köpekleri doyuranlara çok rastlanır."
Yıl 1683, Eylül başları... Ordu-yi Hümâyun Viyana önlerinde... Hücum emri verilse, şehir belki 24 saatte düşecek. Ancak Serdâr-ı Ekrem Merzifonlu Kara Mustafa Paşa gereksiz yere zâyiat vermemek için, şehrin kendiliğinden teslim olmasını beklemeyi tercih ediyor. Bu arada Avrupa'nın her tarafından Viyana'yı kurtarmak için Alman ordusuna katılmak üzere çeşitli büyüklükte ordular yola çıkarılmıştır. Polonya Kralı III. Jan Sobiesky de 40 bini süvari olmak üzere yüz otuz beş bin askerle yoldadır ve Alman ordusuyla birleşmek üzeredir. Ne var ki, ordusunun gücünden son derece emin olan ve müttefikleri âdeta küçümseyen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Tuna üzerindeki İskender köprüsünü korumakla vazifelendirdiği Kırım Hân'ı Murad Giray'ın, kendisine karşı derin bir kin beslediğinden habersizdir.
Sadreddin Hayâvi hazretleri, Azerbaycan'da yaşamış olan evliyânın büyüklerindendir. Şeyh İzzeddin Türkmâni hazretlerinden icâzet alıp Hayâve'de ilim ve edeb öğretmeye başladı. 1455 (H.860) târihinde Şirvan kasabalarından Kebûd'da vefât etti.
Sadreddin Hayâvi hazretleri, vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:
Şeyh Mûsâ Efendi Osmanlı evliyasındandır. Edirne'de yaşadı. Büyük veli İbrâhim Gülşenî hazretlerinin halifesidir. Önce bir müddet ilim öğrendi. Daha sonra Yavuz Sultan Selim Han ile beraber Mısır'ın fethine gitti. Mısır'da iken, İbrâhim Gülşenî hazretlerinin meclisine katıldı. İbrâhim Gülşenî kulağına bir kere "Hû" deyip ona teveccüh eyleyince, kalbini tamamen ona bağladı. İbrâhim Gülşenî hazretleri onu, Edirne'ye halkı irşâd etmek için gönderdi. 1567 (H.975) senesinde orada vefat etti. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Seyyid Muhammed Osman el-Mergâni hazretleri, Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselâm ile uyanık halde iken görüşüp sohbet ederdi. 1816 (H. 1232) senesinde Peygamber efendimizin türbesi yanında yazdığı Resûlullah'a salât ve selâm hususunda "Fethürresûl" adlı eseri meşhurdur. Şöyle anlatmıştır:
Selâhaddin Uşâki'nin çocuğu olduktan bir süre sonra, hocası ve kayınpederi onu evden çıkararak; "Al hanımını evimden ayrıl! Bundan sonra kendi geçimini temin et." dedi. Selâhaddin Uşâki; "Peki hocam, başüstüne!" diyerek hanımı ve çocuğu ile berâber, hocasının evinden ayrıldı. Eğrikapı'dan, Fâtih Câmii civârında, Âşıkpaşa mevkiinde bulunan, Horhor çeşmesine doğru yürürken bir evin kenarında durakladı. Kış günüydü ve kar yağıyordu. Yolun karşı tarafında bulunan Tâhir Ağa onları görünce evine dâvet etmek için yanlarına birini gönderdi. Tâhir Ağa, Selâhaddin Uşâki'yi, evine götürdü. Ona; "Siz kimlerdensiniz? Kış gününde neden bu hâle düşüp sokak kenarında kimsesiz garibler gibi duruyorsunuz?" diye sordu.