İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.652.173
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Birkaç yıl önce, Süleymaniye Camii'nin yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı anlaşıl dı. Eğer çözüm bulunamazsa, koca cami kısa bir zaman içinde yıkılacakmış. Caminin bütün taşıyıcı yükü kemerlerindeymiş. Bu kemerlerin ortalarında bulunan kilit taşları zamanla aşın mış. Ama elde yazılı bir proje olmadığı için nasıl değiştirileceği bilinmiyordu. Hemen Türkiye' nin en yetkin mühendis ve mimarlarından oluşan bir heyet oluşturuldu. Ortaya bir sürü fikir atıldı. Her kafadan bir ses çıktı ama sonuç alınamadı. Tartışmalar sürerken caminin içinde büyük bir karmaşa sürüyordu. Ülkenin çeşitli bilim kuruluşlarından bir sürü mimar, mühendis kemerleri inceliyordu. Bu adamlardan biri ortalarda dolanırken, kazara, gizli bir bölme buldu. Bölmede, üzerinde eski yazı olan bir not vardı. Uzmanlara inceletilen kağıdın orijinal olduğu belgelendi. Bu kağıt parçası bizzat Mimar Sinan'ın imzasını taşıyan bir mektuptu. Mektupta yazılanlar tercüme ettirilince ortaya şöyle bir metin çıktı: "Bu notu bulduğunuza göre kemerlerden birinin kilit taşı aşındı ve nasıl değiştirileceğini bilmiyorsunuz." Koca Sinan, kademe kademe, kilit taşının nasıl değiştirileceğini anlatıyordu. Heyet Sinan'ın söylediklerini aynen yaptı. Süleymaniye camisi böylelikle kurtarıldı. Bu mektup şu an Topkapı Sarayı'nda saklanıyor.
Gazi Osman Paşa, aylardır devam eden Rus kuşatmasına karşı Plevne'yi kahramanca savunuyordu. Fakat kalede erzak ve cephane tükenmişti. Kendilerinden birkaç kat daha kalabalık Rus ve Rumen kuvvetlerine daha fazla direnmek mümkün olmayacaktı. Kaleden çıkış harekatı yapıp, düşman saflarını yararak kurtulmak için çareler aranıyordu.Gazi Osman Paşa 10 Aralık sabahı 40.000 neferden oluşan ordusunu iki eşit kısma ayırmıştı. Bunlardan 20.000 kişilik birinci kuvvet Rus istihkamlarına taaruz ederek muhasara hattını yarıp geçmeye çalışacak , diğer 20.000 kişilik kuvvet ise evvelkinin taaruzunu himaye ederek onlar geçtikten iki saat sonra hücumda bulunacaktı.Kıtalar yavaş yavaş Vid suyunu geçmeye başlamıştı. Sabah saat on sularında Tahir Paşa'nın kumandasına verilen birinci fırkanın hepsi nehrin sol sahiline varmış ve Gazi Osman Paşa nın emrine göre nehirden yüz adım ileride yalnız bir hat üzerine yayılmaya başlamışlardı.
Kastamonu'da 1826 (H.1242) senesinde dünyâya gelen Ahmed Hicâbi hazretleri, sözleri pek tatlı, ifâdesi çok açık bir zat idi. En ince bir ilmi meseleyi, en mühim bir fenni faydayı hiç hoca görmemiş bir ümmiye bile anlatmakta güçlük çekmezdi.
Bu mübarek zat 1889 senesinde hastalandı. Geceleri uyumaz, namaz ve zikir ile meşgul olurdu. Kendilerinde yirmi senedir bulunan kalp hastalığına müptelâ oldukları halde, aslâ hastalıklarından bahsetmez ve soranlara; "Rabbimizin keremine şükür, âfiyetteyim" cevâbıyla mukâbele ederlerdi.
1900'lü yılların başındayız... Devlet idaresine tamamen hakim olan İttihatçılar istedikleri kabineyi iş başına getiriyorlar, istemediklerini ise baskı ve tehditle görevden uzaklaştırıyorlardı. Sultan Abdülhamid tarafdarı diyerek pek çok kişiyi idam ettirdiler. Memlekette can, mal ve namus emniyeti kalmadı. Devlet düşmanlığı, küfr ve dinden dönme moda olmağa yüz tuttu. Her vilayette zalimler, asiler ve zorbalar türedi. Bunun neticesi olarak Arnavutluk'ta isyan hareketleri başladı. Sultan Reşad 16 Haziran 1911'de Kosova'ya gitti. Yüz bin Arnavud ile cuma namazı kıldı. Huzur'u temin etti.
Nasûhi Mehmed Efendi Halveti-Şâbâni tarikatının Nasûhiyye kolunun kurucusudur. 1063 (m. 1653)'de Üsküdar Toygartepe'de dünyaya geldi. İlk tahsilinden sonra Üsküdar'da Şeyh Karabaş Veli'ye intisap etti ve kısa zamanda icazet alarak talebe yetiştirmeye başladı. 1130 (m. 1718)'de vefat etti ve dergâhın haziresine defnedildi. Buyurdu ki:
Eski Endülüs Hükümdarlarından biri fakir bir kadının arsasına yeni bir saray yapılmasını emretti. Arsa hükümdarın sarayına alındı ve hükümdar arsanın bedelini de ödemiyordu. Müşkül durumda kalan kadın, çareyi, hükümdarı, kadıya şikâyet etmekle buldu. Zamanın Şeyhülislâmı, kadını dinleyip haklı olduğuna hükmettikten sonra, hükümdara hiç bir şey söylemeden bir çuval ve bir de kazma kürek alıp kadının arsasından toprak doldurmaya başladı.