Vesîle Cennette En Yüksek Derecedir
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.648.565
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
Cihan sultanı Kanuni Süleyman Han, ikinci defa çıktığı İran seferinden de galibiyetle dönüyordu. Fakat savaş meydanlarında Osmanlı askerinin karşısından kaçan İran Şahı Tahmasb, padişah İstanbul'a avdet edince, her zaman yaptığı gibi Osmanlı sınırını geçti ve topraklarımıza saldırmaya başladı. 1551 yılında oğlu İsmail Mirza'yı kalabalık bir ordu ile Erzurum üzerine gönderdi. -Kalenin anahtarlarını Kanuni Sultan Süleyman oraya yetişmeden istiyorum, diye talimat verdi.Erzurum beylerbeyi İskender Paşa kahraman bir askerdi. Kanuni, kendisine bu vazifeyi verirken :-Baka İskender, seni böyle mühim bir sancağın muhafazasına memur eyledik. Görelim seni, yüzümüzü kara çıkarma, demişti.
I. Dünya savaşında çarpıştığımız cephelerden biri de Doğu cephesi. Buradaki en önemli hadise olan Sarıkamış harekatı bir kış günü başlamıştı: 24 Aralık 1914. O tarihte yürüyüşe geçen başkumandan vekili Enver Paşa kumandasındaki Osmanlı ordusu, Erzurum yoluyla Kalaboğazı ve Keşer dağlarını aşarak Bardız'a gelmişti. Oradan ikiye ayrılıp, bir kol Soğanlı dağ larından, diğer kol da Allahüekber dağlarından Selim köyü yolu ile Kars'a ilerledi. Gayesi, Rus ordusuna karşı Kars-Sarıkamış demiryolu hattını kesmekti. Fakat erli halkın deyimiyle "Felek yar olmadı!" Moskof'un tabii yardımcısı olan dondurucu kış soğuğu Türk ordusunu perişan etti. 90.000 Mehmetçik, daha düşmanla karşılaşmadan karlar altında dondu! (25 Aralık 1914)
Tâbiin devrinde Basra'da yetişen meşhûr hadis ve fıkıh âlimlerindendir. 792 (H.176) târihinde Bağdat'ta vefât etti. Basra'daki âlimlerden ilim alıp yetiştikten sonra, Hâlife Mehdi kendisini Bağdat'a dâvet edip getirtti. Bağdat halkı kendisinden çok istifâde etti. Sâlih bin Beşir, halifenin huzûruna varınca ona nasihat olarak buyurdu ki:
Zileli Abdurrahmân Efendi Anadolu velîlerindendir. Tokat’ın Zile ilçesinde doğdu. İlk tahsilinden sonra Kastamonu'ya gelerek Şeyh Şâbân-ı Velî tekkesinde Mustafa Çelebi Efendiden dersler aldı. Evliyâlık yolunda ilerledi. Şeyh Mustafa Çelebinin vefâtı üzerine Şâbân-ı Velî tekkesinde irşâd makâmına oturdu. Çok talebe yetiştirdi. 1673 (H.1083) senesinde Kastamonu'da vefat etti. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Muvaffakuddin Makdisi hazretleri Hanbeli mezhebi fıkıh âlimlerindendir. 541 (m. 1146)'de, Nablus'ta doğup, 620 (m. 1233)'de Şam'da vefât etti. Namazı cemaatle kılmanın fazileti hakkında buyurdu ki:
Bir şahıs, Harem-i Şerif'in kapısında, "Ey doğrulara yardım eden, haramlardan kaçınanları koruyan Allâh'ım!.." diyerek hep aynı duâyı okuyordu. Ona, "Sen başka duâ bilmez misin?" dediler. O şöyle açıkladı, bu duâyı tekrar etme sebebini:"Ben Beyt-i Şerif'i tavâf ederken ayağıma takılan bir şeyi eğilip aldım. Bir de baktım ki, içinde bin altın bulunan bir kese. Şeytanımla imânım mücâdeleye tutuştular. 'Bin altın çok para, senin bütün ihtiyaçlarını karşılar" dedi şeytanım. Îmânım ise, 'Bu haramdır, boşuna saklama; sahibini bul, teslim et!' dedi. Ben böyle mücâdele içinde iken, birinin sesi duyuldu:"Burada, içinde bin altınım bulunan kesem kaybolmuştur. Kim buldu ise getirsin, ona otuz altın müjde vereyim!"