İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.652.985
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Sultan I. Mahmud boş zamanlarında kuyumculuk yapar, yaptıklarını sattırır, elde ettiği birkaç kuruş kâr ile de ufak tefek ihtiyaçlarını temin ederdi. Bundan da büyük bir haz duyardı. Yine birgün kuyumculuk ederken vezirlerden biri onun yanına yaklaştı ve:
"Niçin böyle zahmet edersiniz?" deyince Padişah:
"Bre ne yabana söylersiz! Milletin hazinesini, milletin ihtiyaçlarına sarfetmek gerekdir. Saniyen, insan olana durmadan çalışmak gerekdir. İnsanın çalışıp alın teri dökerek kazandığı paranın zevki başkadır. İçinde alın teri, göz nuru bulunan kazanç helal olur. Böyle kazancın tadı, beti ve bereketi olur" dedi.
İran şahı İsmail Safevi, Yavuz Sultan Selim Han ile savaşmak için, Erzincan yakınların daki Çaldıran ovasına gelirken, zaferden son derece emindi. Savaşı kazandıktan sonra İstanbul'a gelecek, Yavuz'un tahtına oturacak ve Osmanlı devletini kendisine bağlayacaktı. Bu yüzden harp meydanına gelirken yanında bütün hazinelerini ve çok sevdiği hanımı Bihrûze Hatunu da getirmişti.Fakat Yavuz'un iyi eğitilmiş ordusu, ustaca manevralarla İran ordusunu kısa sürede bozguna uğrattılar. Şah İsmail, kendisini feda eden seyisi sayesinde canını zor kurtardı ve yanındaki birkaç kişiyle Kafkasya taraflarına kaçabildi. Bütün hazinesi ile birlikte, hanımı da Yavuz'un eline geçti.
Ebû Saîd Lü'lüi hazretleri evliyânın büyüklerinden olup hadîs âlimidir. 752 (H.135) senesinde Basra'da doğdu. 813 (H.198)de orada vefât etti. Mâlik bin Enes, Şu'be, Süfyan bin Uyeyne ve Süfyân-ı Sevrî'den hadîs ve fıkıh ilmini öğrendi. Hadîs ilminde çok derin bilgiye sâhib oldu.
Ebû Yakub Büveyti hazretleri Mısır'ın Said bölgesindeki Büveyt köyünde doğdu. İmam Şafii hazretlerinin önde gelen talebelerindendir. Kendisine sorulan fetvaları ona havale eden İmam Şafii, "O benim lisanımdır" diye onu takdir ederdi. Kur'an-ı kerimin mahlûk olmadığını söylediği için Halife Vâsık'ın emriyle Mısır'dan Bağdat'a getirilerek hapsedilmiş ve 231'de (m. 846) vefat etmiştir. Bir dersinde şunları anlattı:
Ebü'l-Ahvâl Cisr hazretleri evliyânın büyüklerindendir. 1792 (H.1207) senesinde Lübnan'da Trablusşam'da doğdu. Evliyânın büyüklerinden Şeyh Abdullah Debbâ'nın sohbetlerinde bulundu. İlim tahsiline devâm etmek için Mısır'da Câmi-ul-Ezher'e gitti. Burada Şeyh Ahmed Savi'den icâzet aldı. Sonra memleketine döndü. Bir ara İstanbul'a gitti..
Mesnevi'de şöyle bir hikaye nakledilir:Musa aleyhisselam yolda bir çoban gördü. Çoban şöyle dua ediyordu:"Ey kerem sahibi Allah! Nerdesin ki sana kul, kurban olayım! Çarığını dikeyim, saçını tarayayım! Elbiseni yıkayayım, bitlerini kırayım. Ulu Allah, sana süt ikram edeyim. Elini öpeyim, ayağını ovayım." O çoban bu çeşit saçma sapan şeyler söyleyip duruyordu. Musa aleyhisselam;
"Kiminle konuşuyorsun?" diye sordu. Çoban;
"Bizi Yaradanla, bu yeri, göğü yaradanla," diye cevap verince, Musa a leyhisselam dedi ki: