Sâlihlerle Sohbet, Ebedî Saâdetin Anahtarıdır
Câfer-i Huldî hazretleri meşhur âlim ve velîlerdendir. 867 (H.253) senesinde Bağdât'ta doğdu. 959 (H.348) senesinde aynı yerde vefât etti. Cüneyd-i Bağdâdî'nin talebelerinin en büyüklerindendir.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.502.311
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Câfer-i Huldî hazretleri meşhur âlim ve velîlerdendir. 867 (H.253) senesinde Bağdât'ta doğdu. 959 (H.348) senesinde aynı yerde vefât etti. Cüneyd-i Bağdâdî'nin talebelerinin en büyüklerindendir.
I. Dünya savaşında, Osmanlı Ordusunun savaştığı cephelerden biri olan Galiçya'da, Ruslarla burun burunayız. Meşhur 15 Eylül 1916 taarruzuna hazırlık yapmakta olan sahra bataryalarımızdan biri, eteklerini saran bodur çalılıklar içinde yükselen çam ağaçlarıyla dolu olan Ulu Dağın tepesine bir gözcü göndermek mecburiyetinde... Gözcü, bu tepenin arkasında mevzilenmiş olan Rus askerinin durumunu, siperinden hücuma geçtiği takdirde uzanıp giden sırtın üzerindeki irili ufaklı tepelerin hangisinin arasından geçebileceğini, dalları arasında saklı bulunduğu bir çam ağacının tepesinden telefonla bildirecek. Tabii, kaderde tepenin arkasında mevzilenmiş ve her an dağın tepesinde bir Osmanlı hücumu için dikkat kesilmiş olan Rus askerinin kurşun yağmuruna hedef olmak da var. Batarya kumandanı sordu:-Bu fedakarlığı, gönüllü olarak gösterecek?-Ben hazırım kumandanım!..
Sultan Üçüncü Mehmed Hân, Eğri Seferine çıktı. Orduyu vâz ve nasihat ile takviye etmesi için Yayabaşızâde Efendiyi de berâber götürmek istedi. O da Allahü teâlânın dinini yaymak niyetiyle sefere katılmayı kabûl etti.Sefere çıkmadan evvel, kendisinin olan Beydâvi Tefsiri'ni talebelerinin büyüklerin den Bosnalı Hüseyin Efendiye gönderip; "Mütâlaa ettikçe bize duâ etmeyi unutmasın." dedi. Bundan sonra pâdişâh ile birlikte sefere çıktı. Yol boyunca askeri çok güzel bir şekil de muhârebeye hazırladı. Muhârebe esnâsında bir ara askerin durumu bozulup, firâr kaçınılmaz bir hâl almışken, Hızır Efendi pâdişâhın huzûruna çıkıp; "Sultânım! Ricâlullah bizimle birliktedir. Bir mikdâr daha harbe tahammül ediniz. Neticede zafere ulaşacaksınız. Beni de duânızdan unutmayınız. Bu uğurda şehid olacağımı ümid ediyorum." Buyur du ve toplanan askerle düşman üzerine at sürdü. Büyük kahramanlıklar gösterdi, nihâyet şehid oldu. Şehid olduğunda mübârek vücûdunda birçok kılıç ve mızrak yarası vardı.
Leys bin Sa'd hazretleri Tebe-i tâbiinin büyüklerinden, Mısır'da yetişen meşhûr hadis ve fıkıh âlimlerindendir. Ailesi İran'ın İsfehân şehrinden olup 94 (m. 772) yılında Mısır'ın Kalkaşende kazasında doğdu. Mısır ve Hicaz âlimlerinden ilim tahsil edip, hadis ve fıkıh tedrisâtıyla meşgûl oldu. Bu ilimlerde, zamanının en üstünlerinden idi. Çok cömert olup, malının tamamını çok kerre Allah rızâsı için fakirlere dağıtırdı. 175 (m. 791) yılında vefât etti. Kabri, Mısır'da "Karâfet-üs-sugrâ"dadır...
Leys bin Sa'd hazretleri, fıkıhta ve hadiste Mısır halkının imâmı (âlimi) idi. Mutlak müctehidlerden olup, mezhebi kitaplara yazılmadığı için unutuldu. Onun hakkında, dört hak mezhebten birinin imâmı olan İmâm-ı Şafii'nin çok hüsn-i zannı vardı. Hattâ Ebû Hatim, İbni Hibbân, İmâm-ı Şafii'nin şöyle dediğini rivâyet etmiştir:
Eyyûb-i Sahtiyâni hazretleri, Tâbiinin büyüklerinden, hadis ve fıkıh âlimlerinden olup, 685 (H.66 veya 67) senesinde Basra'da doğdu. 748 (H.131) senesinde tâûn hastalığından Basra'da vefât etti. Kabri oradadır. Eshâb-ı kirâmdan Enes bin Mâlik'i radıyallahü anh görüp onun sohbetinde bulundu. Ondan hadis-i şerif rivâyetinde bulundu. Hadis ilminde hâfız idi. Yâni yüz bin hadis-i şerifi senetleriyle birlikte ezbere bilirdi. Rivâyet ettiği hadis-i şeriflerden sekiz yüz kadarı meşhûr altı hadis kitabı olan Kütüb-i Sitte'de yer almıştır...
Sohbetlerinde buyurdu ki:
"Kişi ancak şu iki hasletle üstün olur: Biri insanlardan bir şey beklememek, diğeri insanlardan gelen sıkıntılara katlanmaktır."
Vecihüddin Mansûr el-İskenderi hazretleri hadis ve fıkıh âlimlerindendir. 607'de (m. 1210) Mısır'da İskenderiye'de doğdu. "İbnü'l-İmâdiyye" olarak da bilinir. İlk tahsilinden sonra Şam, Hama, Halep, Harran, Musul ve Mekke'ye gitti. Bağdat'ta bir süre kalıp hadis ve fıkıh tahsil etti. 673'te (m. 1275) İskenderiye'de vefat etti. Buyurdu ki:
Fatih Sultan Mehmed Han'ın başveziri Mahmûd Paşa, evinde bir dâvet tertib etti. Dâvete, hurûfi yolunda olan sapıklar da çağırıldı. Fahreddin Acemi de perde arkasına saklanmış, onları dinliyordu. Sohbet ilerleyince, Mahmûd Paşa, kendilerini çok sevdiğini ve her dertlerini çekinmeden kendisine açabileceklerini söyledi. Vezirin bu aşırı sevgi ve muhabbetinden dolayı onu kendisinden zanneden bu kimseler, fırkalarının iç yüzünü anlatmaya başladılar. "Her testi içine konulanı sızdırır" sözü gereğince sapıklıklarını ve küfürlerini açıkladılar. Hattâ:"Allahü teâlâ (hâşâ) Fadlullah'a (Hurûfilik bozuk yolunun kurucusu olup, 1393 senesinde Timûr Hanın oğlu Mirân Şah tarafından öldürülmüştü.) hulûl etmiştir." dediler.