Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.546.520
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Elian Cambell, hatıralarının bir yerinde ateşkes saatlerinden şöyle bahsetmektedir: "Ateşkes sırasında Türkler şehitlerini gömüyorlardı. Arkadaşlarımızdan birkaç kişi gönüllü olarak onlara yardım etmek istedi ve bu korkunç görevde dost ve düşman iş birliği yaptılar..."
Okçuluk Osmanlıların ünlü sporlarındandır. Çok eski zamanlardan beri harp sahasında kendileriyle karşılaşanlar, Türklerin ok atmadaki ustalıklarından hayranlıkla söz etmişlerdir. Türkler, kısa fakat çok kuvvetli yaylar kullanırlardı. Oku gerek piyade ve gerekse süvari olarak kullanmakta emsalleri yoktu. Süratle giden bir atın üzerinden, hedefe isabetli ok atarlardı. Okmeydanı'nda kurulan meşhur kemankeşler ocağı, 15 ve 16. asırlarda emsalsiz üstadlar yetiştirmiştir. Bu arada lodos, poyraz, gündoğusu, batı, kıble, karayel, yıldız gibi yönlerde esen rüzgârlara atılan kamış ve tahta oklarla kurulan menziller, yani kırılan rekorlar, erişilemeyecek kadar yüksektir.Makbul İbrahim Paşa, Atmeydanı'ndaki sarayını yaptırması nedeniyle Kanuni Sultan Süleyman'a bir ziyafet vermiştir. Bu ziyafet eğlenceleri sırasında, Türk Okçuluk Tarihinin önemli kişilerinden biri olan Tozkoparan İskender, at üstünden attığı okla birbirinin içine yerleşmiş 5 kalkanı delmiştir. Bu usta kemankeşin başarıları efsanelere konu olacak kadar büyüktür. Osmanlı İmparatorluğu sınırlarında Tozkoparan İskender'in Gündoğusundaki 1281,5 gez menzilinden (845 metre) daha uzağa ok atışı hiçbir dönemde gerçekleşememiştir.
Abdullah bin ebi Zekeriyya, tâbiinin büyüklerindendir. Gazalara katılır, cihad ederdi. Bu mübarek zat, Şamlıların âlimlerinden olup, Mekhûl hazretlerinin akranıdır; yani ilim bakımından onun gibidir. Hadis ilminde sika, güvenilir bir âlimdir. Ümm-üd-Derdâ, Recâ bin Hayve, Ubâde bin Sâmid'den (radıyallahü anhüm) hâdis-i şerif rivâyet etti. Ondan da Rebia bin Yezid, Said bin Abdülaziz, Evzâi, Yemân bin Adiy gibi âlimler, hadis-i şerif rivâyet edip, ilim öğrenmişlerdir.
Takıyyüddin Sübki hazretleri, daha küçük yaşta, babasının yanından ayrılmadan âlim oldu. Bir ara, Kâhire'ye giden bu mübarek zat, ezberlediği Tenbih ile diğer kitapları, oradaki meşhûr âlim İbn-i bint-il-Eaz'a ve diğer âlimlere okudu. Zamanın meşhur âlimlerinden fıkıh, hadis, usûl, mantık, tefsir, ferâiz, nahiv ilimlerini ve tasavvuf yolunu öğrendi...
Zeynel'âbidin hazretleri, Hicretin kırkaltıncı senesinde Medine'de doğdu. Zeynel'âbidin hazretlerinin annesi Şehr-i Bânû o devrin Acem Pâdişâhının kızıdır ve "Nûş-i Revân-ı âdil"in evlâdındandır. (Son Sâsâni hükümdârı Yezdecerd'in kızıdır.) İmâm-ı Zeynel'âbidin'in vefâtı, hicretin doksandördüncü senesinde Muharrem ayının onsekizindedir. (Halife Velid'in emriile, Medine vâlisi Osmân bin Hayyân tarafından zehirletilerek şehid edildi.)
Bir padişah, bir iki vezirini ve diğer erkandan birkaçını yanına alarak payitahta yakın köylerde bir gezintiye çıkmıştı Payitahttan ayrılıp bir kaç saatlik bir yol katettikten sonra yolları üzerindeki bir nar bahçesinin kenarında oturdular. Bahçede çalışan bir ihtiyar onları fark edince hemen bahçeye davet etti ve hemen gidip bahçe içindeki kulübeden kalaylı, tertemiz bir tas getirdi. En yakındaki ağaçtan iki nar kopardı ve sıktı. Padişah nar şerbetini içti ve çok beğendi. Bütün vücuduna bir zindelik ve ferahlık yayılmıştı. İhtiyar çiftçi padişahın beraberindeki herkese sırayla nar şerbeti ikram etti.