Allah, Sizin Için Kolaylık Diler
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.586.469
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
Avrupa hristiyanları, Papa'nın kışkırtması ile bir araya gelip Osmanlı topraklarına saldırmaya teşebbüs edince, yeryüzünün sultânı Kanuni Sultan Süleyman Han, ordusu ile sefe re çıktı. Târihlere şan veren ordu ağır ağır ilerliyor, hedefine bir an önce ulaşmak için gayret sarf ediyordu. Havalar da iyice ısınmıştı. Bir Hristiyan beldesinden geçerken, yolun dar olması sebebiyle, askerlerden kimisi üzüm bağlarından yürümek mecburiyetinde kaldı. Olgunlaşan üzümler susuzluktan dudağı çatlamış askerlere; "Al beni, ye beni" dercesine duruyordu. Askerlerden biri dayanamayıp, sahibinin haberi olmadan bir salkım üzüm kopardı. Yerine de bir keseye koyduğu parayi bağladı. Üzümü de yedi.
Ahmed Vefik Paşa, Sultan Abdülaziz Han devrinde Osmanlı Devletinin Paris büyükelçisi dir. Fransa İmparatoru III. Napoléon'un saltanat arabasının eşini yaptırır ve Paris'de onunla dolaşır. Fakat ortalık alt üst olur. Arabayı görenler, "İmparator geliyor" diye elleri ayaklarına dolanır. Durumu kendisine anlatmağa cesaret edemezler, fakat İmparatora bildirirler. Saray dan, kendisine, nezaket icabı olarak bu arabayı kullanmaması rica edilir. Paşa cevabında:-Derhal!... Kullanmaktan hemen vazgeçerim. Ama bir şartım var. İstanbul'daki Fransız büyükelçisi, Boğaziçi'nde gezinti yapmak için Padişahımızın kayığının eşini yaptırmış, onunla caka satarmış. Sefirleri o kayığı kullanmaktan vazgeçsin, ben de bu arabaya binmeyeyim."Bunun üzerine İstanbul'daki Fransız sefiri bu nezaketsiz hareketinden hemen vazgeçer, Paşa da arabayı sefaretin ahırına çektirir.
Ali bin Asâkir Betâihi hazretleri kırâat, hadis ve Hanbeli mezhebi fıkıh âlimidir. Gözleri görmezdi. 490 (m. 1097)'de Irak'ta Betâih'te doğdu. 572 (m. 1177)'de Bağdad'da vefât etti. Kitabında buyuruyor ki:
Ebü'l-Hasan Bekrî hazretleri meşhur velîlerden ve Şâfiî mezhebi fıkıh âlimlerindendir. 1545 (H.952) senesinde Kâhire'de vefât etti. Büyük âlim ve velilerden Abdülkâdir Deştûtî'ye intisab ederek manevi ilimlerde yükseldi ve icazet verilerek talebe yetiştirdi. Yazdığı eserlerden Şerh-ul-Âdâb kitabında şöyle nakleder:
Mahdûmzâde ebü'l-Kâsım, Hindistan'da yetişen büyük velilerdendir. İmâm-ı Rabbâni hazretlerinin torunu olan Kayyûm-i zamân Muhammed Sibgatullah hazretlerinin ilk oğlu, Urvet-ül-vüskâ Muhammed Ma'sûm-i Fârûki'nin de torunudur. 1645 (H.1055) senesinde doğdu. 1671 (H.1082) senesinde vefât etti...
Urvet-ül-vüskâ Muhammed Ma'sûm-i Fârûki hazretlerinin üç cildlik Mektûbât kitabında bu torununa yazılmış mektuplar vardır. İkinci cild, 123'üncü mektup, bu mektuplardan biridir. Burada buyruluyor ki:
Kânûni Sultan Süleymân Hânın kadıaskerlerinden Mirim Kösesi diye meşhûr olan Muhammed Efendinin hizmet ve sohbetlerinde bulunup, ilmi yüksek derecelere kavuştu. Bu sırada dünyâdan ve dünyâ makamlarından yüz çevirip, tasavvuf ehlinden Sofyalı Bâli Efendinin dergâhına gidip, ona talebe oldu. Hizmetinde ve sohbetinde uzun müddet kalıp, feyz aldı. Tasavvufta yükselip, insanları Allahü teâlânın yüce dinine dâvet etmek ve Resûlullah efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem güzel ahlâkını öğretmekle meşgûl oldu. Allahü teâlâya muhabbetinden dolayı, dünyâya hiç önem vermez oldu. Onun bu durumunu anlayamayan bâzıları pâdişâha şikâyet ettiler. Pâdişâh meselenin tahkik edilmesini emretti. Tahkikat için İstanbul'a geldi. Tahkikat sonunda berâat etti ve hakkındaki ithamlardan kurtuldu.