Tasavvuf Ehli, Aynı Toprak Gibidir
Seyyid Nûbânî hazretleri son devir Osmanlı evliyasındandır. 1904 (H.1322) senesi Kudüs yakınındaki Mezra köyünde vefât etti. Yûsuf Nebhânî eserlerinde ondan sıkça bahseder.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.098.305
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Seyyid Nûbânî hazretleri son devir Osmanlı evliyasındandır. 1904 (H.1322) senesi Kudüs yakınındaki Mezra köyünde vefât etti. Yûsuf Nebhânî eserlerinde ondan sıkça bahseder.
Yavuz Sultan Selim zamanında, İran şahı kıymetli mücevherlerle süslü bir sandık hediye gönderiyor Sultan Selim'e.
Sandık açılıyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas, kadife kumaşlar çıkıyor. Fakat bir de pis bir koku yayılıyor.
Dehşet bir koku, herkes burnunu tıkıyor.
Neyse en alttaki bohçadan insan pisliği çıkıyor.
Yani Osmanlıya acayip bir hakaret!
Cezayirli Gazi Hasan Paşa Kaptan-ı Derya olduğu ilk zamanlarında 1768-1770 Osmanlı-Rus savaşı devam ediyordu. Rusların Akdeniz'e gönderdikleri Baltık donanması, İngiliz donanması ile takviye edilerek Osmanlı donanması ile çarpışmış, fakat bu muharebe de kesin bir netice alınamamıştı. Anadolu'nun Ege kıyılarına yakın Koyun Adaları civarın da yapılan asıl muharebe, Hasan Paşanın kalyonu ile Rus Amirali Spidirov'un gemisi arasın da oldu. Hasa Paşa, Rus gemisinin kendi kalyonuna yanaştığı bir sırada, birkaç çarmıh halatını kestirdi. Her ipe salıncak gibi, birkaç Türk levendi yapışıp, 30 kadar yiğitle birlikte Rus gemisine atladı. Düşman gemisinde yapılan kahramanca çarpışma esnasında Hasan Paşa bir kurşun yarası almışsa da, belli etmeden bir müddet daha cenk ettikten sonra kendi gemisine geçti. Bu beklenmeyen baskın ile şaşkına dönen Ruslar, telaşa kapılarak kendi cephaneliklerini ateşlediler. Ateş Osmanlı gemisine sıçrayınca her iki gemi de yanmaya başladı. Gemide kalmanın imkansız hale gelmesi üzerine Hasan Paşa, yatağanını ağzına alarak beraberindekilerle denize atladı ve bir tahta parçasına tutunup karaya doğru yüzdü. Bu sırada gönderilen bir kayığa binerek kurtulmayı başardı. Hasan Paşaya, gösterdiği bu kahramanlık sebebiyle Beylerbeyi rütbesi verildi.
Cemâleddin-i Uşşâki, büyük velilerdendir. İsmi Muhammed olup, künyesi Ebû Nizâmeddin'dir. Bu mübarek zat, "Uşşâki Seyyid Muhammed Efendi" diye de bilinir. Doğum târihi belli değildir. Edirne'de doğdu. Halvetiyye yolu büyüklerinden olup, Uşşâkilik tarikatında pir-i sâni sayılır. 1751 (H. 1164) senesinde İstanbul'da vefât etti. Eğrikapı'da bulunan dergâhının avlusuna defnedildi...
İbn-i Gazzî hazretleri tefsîr, fıkıh ve hadîs âlimidir. 904 (m. 1499) senesinde Şam’da doğdu. Orada meşhur âlimlerin derslerinde devam ederek ilim tahsil etti. Sonra Kâhire’ye gitti. Oradaki âlimlerden ilim tahsil edip icâzet aldı. Evliyânın büyüklerinden Abdülkâdir Deştûtî, Muhammed Münîr Hânekî’nin sohbetlerinde bulunup, feyizlerine kavuştu. Sonra Şam’a döndü ve ders okutmaya başladı. 984 (m. 1576) senesinde Şam’da vefât etti.
Cemâleddin Mehmed Efendi Osmanlı âlim ve velilerdendir. Amasya'da doğdu. Burada bir müddet ilim tahsil ettikten sonra Aksaray'a giderek Alâeddin Halveti hazretlerinin sohbet ve hizmetiyle şereflendi. Fâtih Sultan Mehmed Han onu İstanbul'a dâvet edince, Kocamustafapaşa dergâhında yıllarca talebe yetiştirdi. Yetiştirdiği âlim ve velilerin başında Sünbül Sinan Efendi gelmektedir. Başka bir halifesi de Kastamonulu Şeyh Şâbân-ı Veli hazretlerinin hocası Hayreddin-i Tokâdi idi. 1493 (H. 899) senesinde hac yolculuğu esnâsında vefât etti. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Beni İsrail zamanında salih bir kimsenin üç tane oğlu varmış. Bir gün o zat ağır hastalanır ve artık hayatından ümid kesilince büyük oğlu, küçük kardeşlerini çağırır ve:
- Ey kardeşlerim, pederimizin epeyce malı var. Fakat bugün kendisinin hizmeti ise ağırdır. İsterseniz sizler malına varis olun ve hizmetini bana bırakın, der.