Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.605.433
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
Vaktiyle ticâri izin kâğıdını kaybeden bir denizci yeniden çıkartmak için ilgili merciye mürâcaat etmiş. Me'mur sormuş:
"Adın ne? "Kara Ali. "Memleketin? "Karabiga."Nereden geliyorsun? "Karadeniz'den. "Yükün? "Kara boya. "Nereye gideceksin? --Karamürsel'e. "Dönüşte uğrayacak mısın? "Hayır. Orada gemiyi karaya çekeceğim. "Eee?... "İş ortağım Karaman'dan Karadağoğlu Kara Mustafa'yla buluştuktan sonra kararlaştır dığımız üzre gemiyi ona havâle edeceğim ve karadan Mekke-i Mükerreme'ye Kara örtülü Beytullah'a yüz sürmeye gideceğim. "İnşâllah oradan yüz aklığıyla dönersin! "Orasını kara toprağa gömüldükten sonra kararımızı verecek olan bilir. Memur artık dayanamamış ve; "Zift mi kesildin be adam, demiş
Çaldıran savaşı başladığında Şah İsmail, yüksek bir tepeye çıkarak ordusunun hareketi ni takip ediyordu. Öncü kuvvetlerinden esir düşen bir Osmanlı süvarisini de yanına alıp ondan Osmanlı askeri hakkında bilgi almaya başladı:-Şu karşı tepelerde kan ırmağı gibi görünen kırmızı sancaklar nedir?-Bunlar Mihaloğlu'nun kumandasındaki Niğbolu süvarileridir.-Ya şimdi ovaya inen şu yeşil sancaklılar?-Onlar da İsfendiyaroğlu'nun emrindeki Bolu ve Kastamonu süvarileridir.-Bu yükselen toz bulutları arasındakiler kimlerdir?-Bunlar da Azeblerdir.
Mahvî İsa Efendi Osmanlı âlimlerindendir. Bolu’nun Gerede ilçesinde doğdu. İstanbul’a giderek medrese tahsilinden sonra Fethi Abdülkerim Efendi'nin sohbetlerine devam etti ve halifesi oldu. Süleymaniye Camii'nde vaizlik vazifesi verildi. 1127 (m. 1715)’de hac dönüşünde Şam'da vefat etti. Bu mübarek zat, vaaz ve sohbetlerinde buyurdu ki:
Hazreti Hüseyin, babası Hazreti Ali şehid olunca, Medine'ye geldi. Hazreti Muâviye'nin vefâtında Yezid'e bi'at etmedi ve bilinen "Kerbelâ fâciası" vuku buldu. İmâm, Hicret'in 61 (m. 681) yılında Muharremin onuncu günü Kerbelâ'da şehid edildi...
Peygamber efendimiz Hazret-i Hüseyin ile ilgili olarak buyurdular ki:
"Ben bir ağaca benzerim. Fâtıma, bunun kökü, Ali gövdesi, Hasan ve Hüseyin meyvesidir."
"Genç olarak Cennete girenlerin seyyidi Hasan ve Hüseyin'dir."
İbni Abbâs (radıyallahü anh) anlatmıştır:
Şemseddin en-nakib, hadis ve fıkıh âlimlerindendir. 662 (m. 1263) senesinde Dımeşk'da (Şam) doğdu. Şâmiyye Medresesi'nde müderris iken, 745 (m. 1344) senesi Zilka'de ayının onikinci Cuma gecesi vefât etti.
Humus'ta, sonra Trablus'ta, sonra da Haleb'de hâkimlik vazifesinde bulunan bu mübarek zat, daha sonra da Şâmiyyet-ül-Berâniyye'de müderrislik yaptı. Rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlar:
Mevlânâ Sadeddin Kaşgari hazretlerinin talebelerinden Şemsüddin Muhammed Ruci hazretleri anlatır:Pirimiz Mevlânâ Sadeddin Kaşgari Hazretlerinin halkalarında bir genç vardı ki, riyazet, hâl ve aşk ifadesinde en ileri derecedeydi. O da benim gibi bir güzele tutulmuştu. Böylece bâtınında biriktirdiği kıymeti bir lâhzada o tarafa devretmişti. Altından ve neceften hediyemsi bir şey alıp o güzelin geçeceği yola bırakmış ve onu geçenlerden birinin almaması için de bir kenara gizlenmişti. Fikrince sevgilisi oradan geçecek ve hediyeyi görüp alacaktı. Fakat kimden ve nasıl geldiğini bilemeyecekti. Ben vaziyeti öğrenince ona dedim ki :