Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.605.481
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
1299 yılı Nisan ayının son günleri. Kayı aşiretinin Söğüt ve civarında günden güne güçlenmesi karşısında, şimdiye kadar birbirleri ile devamlı kavga halinde olan Rum tekfurları, Türklere karşı artık ittifak yapma yolarını aramağa başladılar. İlk olarak, Bilecik tekfuru, Yarhisar tekfurunun, güzelliği dillere destan olan kızı Holofira ile evlenerek akraba olacak ve bu suretle sağlam bir ittifak yapacaklardı. Bilecik tekfuru bu düğüne Osman Gazi ve arkadaşlarını da davet etmek istiyordu. Eğer gelirlerse, düğünün en hareketli bir anında üstlerine çullanıp esir edebilirlerdi. Böylece bir taşla iki kuş vurmuş olacaklardı.
Osmanlı Padişahı I. Mahmud Han üzgündü:-Belgrad'ın anahtarı ceddimiz Kanuni hazretlerine bir Cuma ve Kadir gecesi teslim edilmiş...Şeyhülislam doğruladı:-Beli Sultanım!.. 26 Ramazan 1521 gecesi, hem Kadir, hem de Cumaya rastlamış. İki asır boyunca Müslümanca yaşayan Belgrad, ne yazık ki 20 yıldır Avusturya' nın işgalindeydi. Buna en çok Osmanlı Padişahı üzülüyordu. Şeyhülislam Mehmed Efendi ilave etti:-Yüzlerce Camiyi kilise yapmışlar Devletlim. -Bizi kahreden de bu ya!-Vezirleriniz, Paşalarınız, Akıncı beyleriniz ellerinden geleni esirgemezler.-Biliriz Hocam biliriz!.. Velâkin elde geleni her kişi yapar.. Elden gelenden fazlasını ise ancak er kişi yapar. İşte o erler bize lazım.
Harputlu İshak Efendi, ilk tahsilini Harput'ta yaptıktan sonra, ilim öğrenmek için İstanbul'a gitti. Fâtih Câmii etrâfındaki "Sahn-ı Semân Medreseleri"nde ders gördü. İstanbul'da uzun bir tahsil hayâtından sonra icâzet, diploma aldı ve Harput'a döndü. Harput Meydan Câmii Medresesinde ders verdi ve çok sayıda talebe yetiştirdi. Talebeleri üzerine çok titreyen Harputlu İshak Efendi; "Talebe, solmayan güle ve konuşan bülbüle benzer" buyururdu...
Şeyh-i Ekber Muhyiddîn-i Arabî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. 1165 (H.560) senesinde Endülüs'teki (İspanya) Mürsiyye’de (Murcia) doğdu. Burada ve İşbiliyye'de (Sevilla) tahsil yaptıktan sonra Tunus, Fas, Mısır ve Mekke-i mükerremede İbn-i Asâkir gibi büyük âlimlerden ilim öğrendi. Tefsîr, hadîs, fıkıh, kırâat gibi ilimlerde büyük âlim oldu. Tasavvufta, Ebû Midyen Magribî, Yûnus bin Yahyâ ve Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin rûhâniyetinden feyiz aldı, yüksek derecelere kavuşup, meşhûr oldu. Mekke'de bulunduğu sırada Fütûhât-ı Mekkiyye adlı eserini yazdı. Konya'da bir müddet kaldıktan sonra Sivas'a, oradan da Malatya'ya gitti. 1230 senesinde Şam'a giderek oraya yerleşti. 1240 (H.638) senesinde Şam'da vefât etti.
Birinci Ahmed Han, ondört yaşında padişah oldu ve ondört sene hüküm sürdü. Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerine talebe oldu. Çok zeki idi. Tahta çıktığında Avusturya ile savaşlar devam ediyordu. Doğuda İran, Osmanlı sınırlarına saldırıyordu. Sultan Ahmed Han, Avusturya Savaşının sona ermesi ve İran cephesinde olayların durgunluk devresine girmesinden sonra iç meselelerin halli için harekete geçti...
Bir defâsında, bâzı kimseler gemi ile bir yere gidiyorlardı. Yolcular arasında Abdurrahmân hazretlerinin talebelerinden birkaç kişi de vardı. Bir ara, geminin tabanından bir yer delindi. Ne yaptılarsa delinen yeri tıkayamadılar. Vazifeliler çâresiz kalıp, geminin batmasından korktular. Onlardaki bu telaşı görüp, vaziyeti anlayan talebeler, hocaları Abdurrahmân bin Muhammed'den yardım istediler. O esnâda hocalarını gemide gördüler.