Fâni Geçici Olanı Verip Bâki, Kalıcı Olanı Al!
Amr bin Mürre hazretleri Tebe-i tâbiînin meşhurlarındandır. 734 (H.116) senesi Kûfe'de vefât etti. Tâbiînin meşhur âlimlerinden ilim öğrenip hadîs rivâyet etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.314.321
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Amr bin Mürre hazretleri Tebe-i tâbiînin meşhurlarındandır. 734 (H.116) senesi Kûfe'de vefât etti. Tâbiînin meşhur âlimlerinden ilim öğrenip hadîs rivâyet etti.
Sultan Murad Han zamanında Osmanlı pâyitahtı olan Bursa'da bir çekirge âfeti oldu. Her tarafı çekirge kaplamış, mahsûlleri ve çiçekleri harâb etmiş idi. Bu âfetten kurtulmak için, zamânın zirâatçılarından çâre soruldu. Yapılan bütün araştırmalardan bir netice alınamayın ca, âlimlere ve velilere haber gönderildi. Bu çekirge âfetinden kurtulma çâresinin ne olduğu soruldu. Bu haber, Çamlıdere'de yaşayan Ali Semerkandi'ye de ulaştı. Ali Semerkandi hazret leri, dağda asâsıyla çıkardığı sudan bir mikdâr Bursa'ya gönderdi. Bu suyu, zarar veren haşerâtın bulunduğu bölgeye dökmelerini tenbih etti. Suyu Bursa'ya götürdüler. Çekirge âfetinin bulunduğu bölgelere azar azar döktüler, çok kısa bir zaman içinde çekirgeler kayboldu. Mahsûller, bitkiler, çiçekler çekirgelerin istilâsından böylece kurtuldu. Bir rivâyete göre bu su, bir kap içinde yüksek bir yere asıldı. Allahü teâlânın izni ile suyun götürüldüğü yerde sığırcık kuşları toplanıp, bir anda çekirge sürülerini mahvettiler
Yavuz Sultan Selim Han'ın türbedarlarından biri, bir oğlan çocuğunun dünyaya gelmesini çok istiyordu. Bu yüzden hâmile bulunan hanımının bir isteğini iki etmiyordu. Ancak hanımı o sabah, kendisinden kiraz istemişti. O da, hâmilelerde bu gibi isteklerin olacağını zâten biliyordu. Lâkin kirazın henüz çıkmaya başladığı bu günlerde, çok pahalı olduğu da muhakkaktı. İmkânsızlıklarına rağmen, ümit vererek evden ayrılmıştı. Şimdi türbeyi süpürüyor, hem de bunu düşünüyordu. Akşam eve varınca hanım, "kiraz aldın mı?"diye sorarsa, ne diyecekti. İçinden her türlü fikir geçiyor, fakat bir türlü çıkış yolu bulamıyordu. Çünkü pahalı kirazı alacak parası yoktu. Tam bu esnâda, elindeki süpürgenin sapıyla, yıllardır hizmetini gördüğü Yavuz Sultan Selim Hân'ın sandukasına vurdu ve şöyle söylendi:
Abdülaziz el-Kınâni hazretleri büyük fıkıh âlimlerindendir. Doğum târihi kesin olarak bilinmemektedir. 240 (m. 854) târihinde vefât etti. Derslerinde buyurdu ki:
Ali Havvâs Berlisi, Mısır'da yaşamış olan evliyanın büyüklerindendir. Ümmi bir zat idi, yani okuma yazma bilmezdi. Buna rağmen, Kur'ân-ı kerim ve hadis-i şerifler hakkında âlimleri hayrete düşüren kıymetli bilgiler verirdi. İşleri hakkında ona danışmaya gelenlere, daha ne için geldiklerini söylemeden, onlara ne iş için geldiklerini söylerdi.
Ali Havvâs, önceleri dolaşarak, sabun ve temizlik malzemeleri satardı. Sonra zeytin satmaya başladı ve birkaç sene zeytincilik yaptı. Sonra bu işi de bırakıp, sepet örmeye başladı. Vefâtına kadar bu işle meşgûl oldu...
Ali bin Şihâb, evliyânın büyüklerindendir. 891 (m. 1486) senesinde vefât etti. Seyyid idi. Kerâmet ve hârikulâde hâller sâhibi olup, feyz ve nûrları her tarafa yayıldı. Vera' sâhibi idi.
Mevlânâ Sadeddin Kaşgari hazretlerinin talebelerinden Şemsüddin Muhammed Ruci hazretleri anlatır:Pirimiz Mevlânâ Sadeddin Kaşgari Hazretlerinin halkalarında bir genç vardı ki, riyazet, hâl ve aşk ifadesinde en ileri derecedeydi. O da benim gibi bir güzele tutulmuştu. Böylece bâtınında biriktirdiği kıymeti bir lâhzada o tarafa devretmişti. Altından ve neceften hediyemsi bir şey alıp o güzelin geçeceği yola bırakmış ve onu geçenlerden birinin almaması için de bir kenara gizlenmişti. Fikrince sevgilisi oradan geçecek ve hediyeyi görüp alacaktı. Fakat kimden ve nasıl geldiğini bilemeyecekti. Ben vaziyeti öğrenince ona dedim ki :