Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.568.909
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Şafak sökmek üzereydi. Fakat tipi yüzünden gökyüzünün aydınlandığı anlaşılmıyordu. Sabah namazını henüz bitirmiş bulunan Budin Paşası sofadan gelen ayak seslerini işitti. Sonra kapı vuruldu. -Gel...Kanat açıldı. Ocaktaki alevler içeri giren sipahinin yüzünü aydınlattı. -Ne var oğlum?-Yahya Ağa gelmiş Paşa Baba! Seni görmeyi diler.Budin Paşasının yüzü aydınlandı. Serhadlerde bile ender görülen emsalsiz cenga ver Yahya Ağa, demek ki ölmemişti. Paşa derin bir nefes aldı. Sevinmişti... Ama Yahya Ağa onu bu vakitte niçin görmek istiyordu? -Haydi evlat, onu emen yanıma getir...Az sonra kapı açıldı. Üstünde başımda hâlâ kar tanelerini muafaza eden iri boylu, gayet yakışıklı bir babayiğit içeri girdi. Yeri titreten adımlarla ilerledi. El öptü.-Hayrola evlat, hoş geldin. Lakin ne var?
Sultan IV. Murad 1638 senesi Ekim ayında, daha önceden İran'ın işgal ettiği Bağdad kalesini muhasara etti. Bir gün Dicle kenarında iken:
"Bağdad'ı fethetmeden İmam-ı Azam hazretlerinin türbesini ziyaret etmekten utanırım" diyordu. Her akşam siperleri geziyor ve askerin moralini takviye ediyordu. Hendekler dolmuş, kale duvarları birçok yerden yıkılmış olup yürüyüş zamanı geldiği halde yapılmıyordu. Muhasaranın 37.ci günü Vezir-i Azamı huzuruna çağırıp niçin nihai hücum yürüyüşünün yapılmadığını sordu. Vezir-i Azam:
"Padişahım sabroluna. Sonunda şehir fetholunacak, yürüyüşe zaman vardır. Askeri acele ile kırdırmayalım" dedi. Padişah:
"Senin namın, dilaverliğin ve şecaatin bu mudur? Tehirin manası nedir?" diye sorunca Vezir-i Azzam:
"Ben canımı padişaha feda etmişim. Tayyar kulunuz ölmekle bir şey olmaz. Allahü Teâlâ kaleyi bize ihsan eylesin" dedi ve ertesi gün kaleye hücuma kalkışıldı. Bazı kuleler ele geçirilerek bayrak dikildi. Tayyar Mehmed Paşa, elinde kılıç, yakınındaki bir kuleye hücum eden askerleriyle birlikte savaşıyordu. Kale düşmek üzereydi. O anda bir tüfek kurşunu gelip Vezir-i Azam Tayyar Mehmed Paşa'nın alnına isabet etti ve oracıkta şehid düştü. Padişah bu hadiseyi duyunca çok üzüldü ve:
"Ah Tayyar!... Bağdad gibi yüz kaleye değerdin" dedi.
Ahmed Esrem hazretleri hadis hafızıdır. 260 (m. 873)'de vefât etti. Ahmed bin Hanbel hazretlerinin talebesidir. Kitabında abdestin fazileti hakkında buyuruyor ki;
Ali Müzeyyen hazretleri büyük velîlerdendir. Bağdât'ta doğdu. Sonra Mekke-i mükerremede yerleşti ve 939 (H.328) senesinde orada vefât etti. Büyük âlimlerle görüşüp sohbet etti. Tasavvufta yüksek hâller sâhibi idi. Câfer Huldî şöyle anlatmıştır:
Ebü Muti' el-Belhi hazretleri İmâm-ı Azam Ebû Hanife hazretlerinin talebesi ve Fıkhü'I-ekber ile Fıkhü'l-ebsat adlı eserlerin râvisidir. 115 (m. 733) yılında Afganistan'da Belh'te doğdu. İlk tahsilinden sonra Kûfe'ye gitti ve orada İmam-ı Azam hazretlerinin derslerine devam ederek icazet aldı. sonra Belh'e dönderek orada talebe yetiştirdi. 199 (m. 814)'de Belh'te vefat etti. Bir dersinde talebelerine şunları anlattı:
Ma'rûf-ı Kerhi Hazretlerinin bir dayısı şehrin vâlisi idi. Vâli, bir gün şehrin kenar mahallelerini dolaşıyordu. Ma'rûf'u bir kenarda oturmuş ekmek yerken gördü. Önünde de bir köpek vardı. Bir lokma kendi yiyor, bir lokma da köpeğin ağzına veriyordu.
Dayısı,
- Köpekle birlikte yemeğe utanmıyor musun dedi.