Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.568.755
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Vaktiyle ticâri izin kâğıdını kaybeden bir denizci yeniden çıkartmak için ilgili merciye mürâcaat etmiş. Me'mur sormuş:
"Adın ne? "Kara Ali. "Memleketin? "Karabiga."Nereden geliyorsun? "Karadeniz'den. "Yükün? "Kara boya. "Nereye gideceksin? --Karamürsel'e. "Dönüşte uğrayacak mısın? "Hayır. Orada gemiyi karaya çekeceğim. "Eee?... "İş ortağım Karaman'dan Karadağoğlu Kara Mustafa'yla buluştuktan sonra kararlaştır dığımız üzre gemiyi ona havâle edeceğim ve karadan Mekke-i Mükerreme'ye Kara örtülü Beytullah'a yüz sürmeye gideceğim. "İnşâllah oradan yüz aklığıyla dönersin! "Orasını kara toprağa gömüldükten sonra kararımızı verecek olan bilir. Memur artık dayanamamış ve; "Zift mi kesildin be adam, demiş
Birinci Dünya Savaşı'nda, Çanakkale'nin düşmanlar tarafından zorlanması üzerine ittihatçıların telâşlandığı biliniyordu. Bu bakımdan hükümet bâzı tedbirler almayı tasarlıyor du. Meselâ Sultan Reşad'ı Dolmabahçe Sarayı'ndan, eski pâdişahı da (Sultan Hamid) Beylerbeyi Sarayı'ndan kaldırıp, bunların düşman eline geçmeyecek şekilde Anadolu şehirlerine götürülmesi İttihatçıların tasarıları arasındaydı. Sultan Reşad hükûmetin her dediğine boyun eğecek yumuşaklıkta bir insandı. Bu bakımdan onun rızasını almak problem olamazdı. Çetin mesele eski pâdişah Sultan Hamid'in İstanbul'dan Anadolu'ya götürülmesine rıza gösterip göstermeyeceği üzerinde toplanıyordu. Onunla bu temasın gizli yapılması gerek ti. Hattâ o kadar gizli yapılması lüzumluydu ki, bu konuda aracı kullanılması bile mahzurluydu.
Yûsuf-i Kâmitî hazretleri büyük âlim ve velîlerdendir. Zamânın âlimlerinden ilim öğrendi. Evliyânın sohbetinde kemâle geldi. Uzun yıllar insanlara Allahü teâlâya kavuşturan doğru yolu anlattı. 1259 (H.657) senesinde vefât etti.
Hüsâmeddin-i Uşâki, Osmanlı evliyasındandır. "Uşşaki" tarikatinin kurucusudur. Sultan III. Murâd Hânın Hüsâmeddin-i Uşâki hazretlerine karşı sevgi ve hürmeti vardı ve kendisini İstanbul'a dâvet etti. Bunun üzerine Hüsâmeddin-i Uşâki, Uşak'tan ayrılıp, İstanbul'a geldiğinde; Pâdişâh, erkânı ve büyük bir halk topluluğu tarafından hürmet ve tâzim ile karşılandı. Aksaray civârında oturması için Hüsâmeddin-i Uşâki'ye bir ev tahsis edildi. Bir müddet orada kalan Hüsâmeddin-i Uşâki hazretleri, Pâdişâha yakınlığından istifâde etmek isteyenlerin verdiği sıkıntı yüzünden Uşak'a dönmeye karar verdi. Yol hazırlıklarının yapıldığını haber alan Pâdişâh, bu büyük zâtın İstanbul'da kalması için ricâda bulundu. Uşâki hazretleri, Sultan Üçüncü Murâd Hânın ricâsını kabûl edip, İstanbul'da kalmağa karar verdi...
Şeyh Mûsâ Efendi Osmanlı evliyasındandır. Edirne'de yaşadı. Büyük veli İbrâhim Gülşenî hazretlerinin halifesidir. Önce bir müddet ilim öğrendi. Daha sonra Yavuz Sultan Selim Han ile beraber Mısır'ın fethine gitti. Mısır'da iken, İbrâhim Gülşenî hazretlerinin meclisine katıldı. İbrâhim Gülşenî kulağına bir kere "Hû" deyip ona teveccüh eyleyince, kalbini tamamen ona bağladı. İbrâhim Gülşenî hazretleri onu, Edirne'ye halkı irşâd etmek için gönderdi. 1567 (H.975) senesinde orada vefat etti. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Maveraünnehir alimlerinden Hâce Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinin sohbetinde yetişen Abdullah-ı İlâhi hazretleri, hocasından öğrendiklerini Anadolu'da yaymayı kendisine vazife edinip, insanların huzur ve saâdete kavuşmaları için gece gündüz çalıştı. Muhammed Behâeddin-i Buhâri hazretlerinin dergâhından aldığı feyzleri Anadolu'da ilk yayan veli oldu. Bir müddet sonra Anadolu kâdıaskeri Manisalızâde Muhyiddin Mehmed Çelebi (v.1483)'nin dâveti üzerine Fâtih Sultan Mehmed Hanın vefât ettiği günlerde İstanbul'a geldi (1481). Kâdıasker Mehmed Çelebi'nin gösterdiği odaları ve teklifleri kabul etmeyip, daha önce ilim tahsil ettiği Zeyrek Câmii etrâfındaki virâne hâline gelmiş boş medrese odalarını tercih etti. Orada yerleşti. Şeyh Ebü'l-Vefa Konevi gibi Allah dostları ile sohbet etti. İstanbullular onun gelişini rahmet bilip, sohbetine koştular. Az zamanda halktan ve devlet adamlarından birçok kimse, Abdullah-ı İlâhi'nin talebeleri arasında yer aldı.