Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.604.408
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
Sultan Murad, Avrupa'da fetihlere devam etmek üzere Bursa'dan hareket etmeden önce üç Şehzadesi Bâyezid, Yakub ve Savcı'nın sünnet düğünlerini yaptı. Gerek bu düğün gerekse Bursa'da yapılan eserler hakkında Hoca Saadeddin Efendi, şu bilgileri vermektedir:Anlatıldığına göre bu mutlu günlerde Bizans İmparatoru, Yalova sahillerini yağmalamak ve İslâm topraklarına zarar vermek için bir kaç gemi ile asker göndermeye cesaret etmişti. Ama Allah'ın yardımı, İslâm askerlerine siper olmus, böylece bu şaşkın gürûh çevrilip yok edilmişti. Bu savaşta ele geçirilenler arasında bazı sanatkârlar da bulunuyordu. Öbür ganimetlerle birlikte bunlar da bağlanarak padişahın otağına gönderilmişlerdi. Bunlar içinde bir de becerikli ve hüner sahibi bir mimarın bulunduğu anlaşılınca hükümdar onu azad ederek yaptırılan hayır binalarına mimar ve usta başı tayin etmişti. Hükümdar, sarayın karşısına derhal bir cami yapılmasını emr etti.
Avrupa Hristiyan dünyası, kendi aralarında devamlı savaşsalar da Osmanlılara karşı daima tek vücut halinde birleşmişlerdi.
I.Viyana kuşatması sırasında, şehri savunan Haçlı ordusunun subaylarından bir Alman ile bir Portekizli, bir mesele yüzünden akşam münakaşa etmişler ve sabahleyin de birbirlerini, surlar üzerine çıkarak düello yapmaya davet etmişlerdi. Sabah olunca, herkesin huzurunda surlara çıktılar ve tam kılıçlarını çektikleri sırada, Osmanlı topçu ateşi başladı ve surların o kısmında açılan gedikten içeriye Osmanlı askeri hücum etti. Bu topçu ateşi sırasında Alman subayının sağ, Portekizlinin de sol kolu kopmuştu. Bu iki düşman, içeri hücum eden Osmanlı askerine karşı yanyana geldiler ve adeta tek vücut gibi bitiştiler. Biri sol, diğeri de sağ eline aldıkları kılıçlarıyla Osmanlı askerine karşı çarpışmaya başladılar. Nihayet şehid düşen Osmanlı askeri arasında kendileri de düşüp kaldılar.
Ahmed Gavsi Dede Mevlevi şeyhlerindendir. İstanbul'da doğdu. Bursa Mevlevihânesi Şeyhi olan Sâlih Dede Efendiye talebe oldu. Hocasının emri üzerine Konya'ya gitti. Sâlih Dede Efendinin vefâtından sonra İstanbul'a geldi. Galata Mevlevihânesi Postnişinliğine tâyin edildi. 1697 (H.1109) senesinde İstanbul'da vefât etti. Sohbetlerinde Mesnevi'den anlatırdı. Buyurdu ki:
Mutarrif bin Abdullah, Basra'da yaşamış, zühd, verâ ve takvâ sâhibi ve veli bir zâttır. İlim ve amel bakımından zamânın bir tânesi idi. Zamânındaki insanların hepsinden hürmet ve saygı görürdü. Sözleriyle onların hak yola kavuşmasına, nefislerinin insanı dünyâ ve âhirette felâkete götüren fenalıklarından kurtulmalarına sebeb olmuştur. Peygamber efendimizin sağlığında doğmuştur. Haccâc'ın Irak'ın idâresini ele aldığı zaman zuhur eden vebâ salgını sırasında 713 (H.95) yılında Basra'da vefât etmiştir.
Şeyh-ül-Hızâmiyye el-Vâsıtî hazretleri Hanbelî fıkıh âlimidir. 657 (m. 1259) senesinde Vâsıt şehrinde doğdu. İlim öğrenmek için birçok şehirleri dolaştı. Fıkıh, hadîs ve siyer âlimlerinden birçok zât ile karşılaştı. Onlardan çok ilim öğrendi. Önce Mısır’a, sonra Şam’a gitti. 711 (m. 1311) senesinde Şam’da vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
İfrat ve tefritin ikisi de kötüdür. Hak, ortadadır. İfrat normalden fazla, tefrit de normalden az demektir. Her işte ifrat ve tefritten yani aşırılıklardan uzak olmak ve vasat yani orta yolu tutmak gerekir. Dinimiz, aşırılıklardan uzak, orta yolda olmayı emretmektedir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
Bir zaman Hasan Ünsi Efendiyi sevmeyen birisi gelip, devlet adamlarından Mustafa Paşa'ya onun aleyhinde sözler söyledi. Cezâlandırılmasını istedi. Paşa bu sözler üzerine; "Peki onu nefy edelim. Bir yere sürelim." dedi. O gece Paşa yatmak için başını yastığa koydu. Lâkin yastığı alevli bir ateş sardı. Paşa birden bire geriye çekilip ayak ucunda durdu ve korkuyla bakmaya başladı. Etrafına seslendi. Ev halkı koşup geldi. "Ne oldu?" dediklerinde; "Başımı yastığa koyunca, yastığı bir ateş kapladı. Ondan korktum!" cevâbını verdi. Bunun üzerine evdekiler; "Paşa hazretleri ateş falan yok. Okuyun da yatın." dediler. O da; "Okumadan yattığım yoktur. Mutlakâ okur, öyle yatarım." dedi. Paşa tekrar yatağa girip başını yastığa koyduğunda yine aynı ateşli alevi gördü. Hemen sıçrayıp; "Söndürün, söndürün!" diye bağırmaya başladı.