Cimrilik, Sizden Önceki Ümmetleri Helak Etmiştir
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.541.336
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Venedikliler'le 14 Aralık 1502'de bir anlaşma imzalanır. Sultan Bâyezid Hân, haber alır ki, Venedikliler anlaşmayı bozarlar. İki kadırgamızı zaptedip Girit'e gönderirler. Eşkiyâlar bize âit Mora'da ortalığı kasıp kavururlar. İki levendimizi esir alırlar. Birisini satıp, diğerini işkence yaparak zindana atarlar. Venedik Dükü, sarayının bir duvarına Türkler aleyhinde bir resim yaptırır. Sultan, şu nâme-i hümâyûnu gönderir:"Haber aldım ki, 2 askerimi esir alıp birisini işkenceye yatırmışsın. Bu Nâme-i Hümâyûnum'u sana getiren Turhan oğlu Ömer Bey'in yanındaki kulum Ali'ye, vakit geçir meden sattığın levendimi nerede ise bulup teslim edesin! İşkence edilene ise 150 bin gü müş akçe tazminat ödiyesin! Ve de, sarayından bizim aleyhimizdeki ol tasviri söküp yaka sın ve küllerini kendisine teslim edesin! Yoksa, bilesin ki sonu senin için nice ve nasıl azaplarla dolu olacağını tahmin edemeyeceğin bir sefer açarım ki sefil-ü rezil olursun!"
İstanbul'un fethinden önceki umumi hücûm için bütün hazırlıklarını tamamlayan Türk ordusu, 28 Mayıs akşam yemeğini müteâkip istirahate geçti. Güneş battıktan bir müddet sonra karanlık, İstanbul'u örttüğünde şehir halkı bir alev kümesinin ortasında kaldığını dehşetle farketti. Dört bir yanı alev alev yanıyordu. Hoca Sâdeddin Efendi bu manzarayı şöyle nakleder: "O gece pâdişah, zaferleri rehber edinen askerlerine kargı ve mızraklar üzerine meşâleler, şem'alar dikip ol yere batasıca kavmin karşısında mumlar yakarlar deyü buyurdu. Böylece meş'aleler gece karanlığında ışık salınca, yalın kılıçların çakıp parlatılmasına girişildi.
Abdülkâdir Berzenci hazretleri, Hazret-i Hüseyin'in soyundan olup, seyyiddir. Kuzey Irak'ta yaşamıştır. Zamânının usûlüne göre ilim öğrendikten sonra Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdi hazretlerinin sohbetleriyle şereflendi. Onun kalplere şifâ olan sohbetlerinde ve hizmetinde bulundu. Tasavvuf yolunda ilerleyip evliyâlık makamına ulaştı. Hocası ona irşâd yâni insanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlatmak husûsunda hilâfet ve icâzet verdi...
Yahyâ Efendi, İstanbul'da yetişen büyük velilerdendir. 1494 (H.900) senesinde Trabzon'da doğdu. Kânûni Sultan Süleymân da Trabzon'da aynı sene aynı haftada doğdu. Kânûni dünyâya geldiğinde, annesi Âişe Hafsa Sultanın sütü kesilmişti. Bunun üzerine Kânûni'yi Yahyâ Efendinin annesi emzirdi. Kânûni ile süt kardeşi oldular. Kânûni Sultan Süleymân, padişah olunca, ona çok yakın alâka gösterdi. Çok hürmet edip, işlerinde onunla istişare ederdi. Birlikte çok menkıbeleri vardır.
Yahyâ Efendi 1569 (H.977) senesinde İstanbul'da vefât etti. Kabr-i şerifi, Beşiktaş ile Ortaköy arasında yaptırdığı ve kendi adıyla anılan câminin yanında olup, ziyâret mahallidir.
Yahyâ Efendi, vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:
Kânûni Sultan Süleymân Hân devrinde, bir ara yağmurlar yağmaz olmuş, insanlar kuraklıktan çok muzdarip olmuşlardı. İstanbul halkı, yağmur duâsına çıkılmasına karar verdi. Pâdişâh da çıktı. Okmeydanı'nda büyük bir kalabalık toplandı. Öyle ki bu toplulukta, başta pâdişâh olmak üzere, âlimler, vâliler, idâreciler, vezirler, kuvvetli-zayıf, zengin-fakir herkes vardı. Bilindiği gibi, Osmanlı sultanları yapacakları bütün mühim işlerde, mutlaka şeyhülislâma danışırlar, onun fetvâsına uygun hareket ederlerdi. Bunun için Şeyhülislâm Ebüssü'ûd Efendiden, yağmur duâsını kimin yapmasının münâsib olacağı suâl edildi. O da; "Duâyı, pâdişâh veya onun münâsib gördüğü bir zât eder." buyurdu. Bunun üzerine pâdişâh; "Ya'kûb Germiyâni duâ eylesin." dedi.