Vesîle Cennette En Yüksek Derecedir
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.649.834
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
Kanuni Sultan Süleyman devri, Osmanlı devletinin her yönden zirveye ulaştığı devirdir. Askeri, idari, adli, siyasi, alanlarda dünyanın tartışmasız lideri idi. Osmanlı edebiyatının en büyük ustaları bu devirde yetişti. Mimar Sinan gibi, dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük mimarı da Kanuni devrinin eseridir. Sınırları içinde yaşayan müslüman-gayri müslim halk, devlete son derece güveniyordu. Fakat her kemalin bir zevali olduğu için Osmanlı devleti bu dönemden sonra gerilemeğe başladı ve bu da devletin yıkılışına kadar 350 yıl sürdü. İşte bu parlak devrin sonlarına doğru, yaşlı bir kadının evine geceleyin hırsızlar girdi ve bütün eşyalarını götürdüler. Kadıncağız da saraya giderek durumu padişaha anlatmak istedi. Divan toplantısı bitince, dışarı çıkan padişahın huzuruna gelen kadın, başına gelenleri anlattı. Kanuni, onu dinledikten sonra:-Nasıl olup da bu kadar derin uyudun, hırsızların eve girdiklerini farkedemedin? Deyince, kadın, şu çok ibretli cevabı verdi:-Padişahım, biz sizi uyanık biliyorduk da onun için bu kadar derin uyuduk.
Girit savaşları yirmi yıldan beri sürüp gidiyordu. Osmanlı devletinin duraklama devrin de, Venedik hakimiyetindeki bu adaya, anlamsız bir sefer düzenlenmiş ve çok pahalıya mal olmuştu. On binlerce Türk evladının hayatına mal olan bu savaşlar, Kandiye kalesinde düğüm lenip kalmıştı. Bu, gayet müstahkem ve denizde de yardım alabilen kaleyi düşürebilirsek, savaşlar fiilen sona erecek, bu suretle adanın fethi tamamlanmış olacaktı. Fakat Osmanlı orduları Avusturya savaşları ile meşgul oldukları için Girit'e yardım yapılamıyor, asker ve cephane gönderilemiyordu.
Yusuf Gürani rahmetullahi aleyh, Mısır evliyâsının büyüklerindendir. 1367 (H.768) senesinde vefât etti. Kâhire'deki dergâhına defnedildi. Bir dersinde buyurdu ki:
Mevlânâ Sadeddin Kaşgari hazretleri, Maveraünnehir'de yetişmiş olan evliyanın büyüklerindendir. Kendilerini bir müddet ilme verdikten sonra büyük marifet cazibesine kapılır ve Mevlânâ Nizameddin Hâmuş hazretlerinin hizmet ve sohbetlerinde yıllarca pişer, gelişir; kâmil ve mükemmil, yani hem yetişen hem de yetiştiren bir büyük veli olur. Kendisini hep gizleyen bu mübarek zatın çok kerameti görülmüştür...
Ümmiveledzâde hazretleri Osmanlılar zamanında yetişen Hanefi mezhebi fıkıh âlimlerindendir. Asıl adı Abdülevvel bin Hüseyn'dir. Molla Hüsrev'den ilim tahsil ettikten sonra, Molla Hüsrev'in kızıyla evlendi. Fâtih Sultan Mehmed Hân zamanında Silivri Kadılığına tayin edildi. 950 (m. 1543)'de İstanbul'da vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Niyâzi-i Mısri, devamlı ibâdet ve tâatla meşgûl olduğu sırada, bir gece rüyâsında Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerini gördü. Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni hazretleri büyük bir taht üzerinde oturmaktaydı. Etrâfına talebeleri toplanmıştı. Niyâzi-i Mısri, kendisini onların arasın da görünce, hayâsından dışarı çıkmaya yol ve fırsat aradığı bir sırada, Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni hazretleri, onu yanına çağırıp, bir kese altın hediye verdi ve; "Senin nasibin diyâr-ı Rûm'dadır. Mısır'da değildir." buyurdu. Ertesi gün Niyâzi-i Mısri bu rüyâsını hocasına anlatın ca, hocası hemen ona hilâfet verdi ve duâ etti. Bunun neticesinde Niyâzi-i Mısri 1646 sene sinde Mısır'dan ayrılarak İstanbul'a gitti. İstanbul'da Sultanahmed Câmii civârında Sokullu Mehmed Paşa dergâhında ikâmet edip, uzun süre riyâzette kaldı. Kaldığı odada çok gözyaşı döktü. Halil Paşa, Niyâzi-i Mısri hazretlerinin kaldığı odanın döşemelerini yenilemek için teşebbüste bulunduğu zaman, Niyâzi-i Mısri hazretlerini rüyâsında gördü. Rüyâda "Gözlerimin yaşı ile yıkanmış olan tahtaları muhâfaza ediniz." diye emretmesi üzerine, tahtalarını muhâfaza etmek sûretiyle odayı tâmir etti.