Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.602.578
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
Kanuni Sultan Süleyman 1522 senesi Aralık ayında Rodos adasını fethetmişti. Şövalye lerin kumandanı olan Üstad-ı Azam L'isle Adam, maiyetindeki en büyük şövalyelerle birlikte Kanuni Sultan Süleyman'ın huzuruna kabul edildi. Üstad-ı Azam, Cihan Padişahının huzuruna çıkmadan önce 24 saat Otağ-ı Hümayunun kapısında bekle tildi. Bu bekleyiş sırasında yanındaki şövalyelere:
"Bu hükümdar, gençliğine rağmen kemal ve tedbir sahibidir." Demek suretiyle Kanuni hakkındaki fikrini belirtti. Osmanlıların hanedan rengi olan al renkle döşenmiş Otağ-ı Hümayuna girince, som altından tahtta oturan genç padişahı gördü ve hemen ayaklarına kapandı. Nezaketi ile tanınan Kanuni, Üstad-ı Azama kalkmasını işaret ettikten sonra, kahramanca yaptığı müdafaadan dolayı tebriklerini bildirdi. Daha sonra padişah, kaleye girdi ve şehri gezdi.Bu günlerde Hristiyanlık aleminde Noel kutlanıyordu. Papa II. Hadrianus, Roma'da Saint Pierre kilisesinde Noel ayinini icra ederken kilisenin saçağından bir taş düştü ve Papa'nın ayaklarına doğru yuvarlandı. Kardinaller bu hadiseyi, aylardan beri kuşatması devam eden Rodos'un düşmesine yorumladılar ve bir süre sonra bu haber Roma'ya ulaştı.
Çanakkale Savaşına yedek subay olarak katılan Nejad Süreyya beyin bir arkadaşına cepheden yazdığı mektup:"Neden saklayayım? Doğrusu askerlik hayatımın ilk aylarında epeyce zahmet çek tim. Hele ilk haftalarda öyle sandım ki, harbe girmeden evvel öleceğim. Çünkü, hatır ve hayalimde askerlik nedir, zabit olmak, harbe girmek nasıl bir şeydir? Nasıl silah atılır? Bir gülleye, bir kurşun yağmuruna nasıl karşı durulur? Bütün bunlara dair hatır ve hayalimde bir şey yok iken, sarışın, kibar, nazlı İstanbul çocuğu, günün birinde pek farkına varmayarak asker oluvermişim.Cepheye göndermeden evvel sıkı bir talimden geçtik. Sabahleyin şafakla beraber kalkmalar, kızgın güneş altında, toz toprak içinde saatlerce mesafeler kat etmeler, bayırlar tırmanmalar, yokuş aşağı yuvarlanırcasına koşmalar, taşlık, gübrelik veya çamur demenden yüzükoyun yere uzanmalar, silah elde sabahtan akşama kadar bin türlü yoru cu hareketler, daha şimdi hatırıma gelmeyen bir sürü müzic vazifeler.
Haffâf el-Iclî hazretleri, tefsîr, hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. Basra’da doğdu. 204 (m. 819) yılında Bağdâd’da vefât etti. Zamanındaki pekçok âlimden rivâyette bulundu. Onlardan ilim aldı. O’nun rivâyet ettiği hadîs-i şerîfler, Kütüb-i sitte adı ile meşhûr altı hadîs kitabının dört Sünen’inde, Sahîh-i Müslim’de ve hadîs kitaplarında yer almaktadır. Şöyle nakleder:
Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri "Silsile-i aliyye" adı verilen büyük âlim ve velîlerin on sekizincisidir. 1403 (H.806) senesinde Taşkent'te doğdu. Önce Semerkant'ta Seyyid Kâsım Tebrîzî'nin sohbetinde bulundu. Sonra Yâkûb-i Çerhî hazretlerinin sohbetinde üç ay kaldı. Ondan feyz alıp, tasavvuf hâllerinde yükseldi. Ondan icâzet aldı. Şâh-ı Nakşibend Behâeddîn Buhârî hazretlerini de gördü ve sohbetinde bulundu. 1490 (H.895) senesinde Semerkant'ta vefât etti. Bir sohbeti sırasında buyurdu ki:
Behâyi Abdullah Efendi, Osmanlı ulemâsındandır. Kanuni Sultan Süleyman, İkinci Selim ve Üçüncü Murad Han zamanlarında kadılık yaptı. Bayramiyye tarikati büyüklerinden Behaeddin Efendinin torunu Lütfullah Efendinin oğludur.
Zamânın sultânı Melik Zâhir Mücirüddin, bir defâsında Abdullah el-Acemi hazretlerinin köyüne gitmişti. Abdullah el-Acemi bahçelerde bekçilik yapıyordu. Melik onu bir bahçe içinde görüp:
"Ey Genç! Bize tatlı bir nar getir." deyince, bulunduğu bahçedeki bir nar ağacından nar koparıp götürdü. Melik kesip tadına baktı ve; "Bu nar ekşi sen nasıl bekçisin narın ekşisini tatlısını ayırd edemiyorsun?" dedi.
Abdullah el-Acemi kendisine âid olmayan meyvelerden hiç yemediği için, ekşisini tatlısını bilmiyordu. Melik'in sözleri üzerine hem üzüldü hem de mahcûb oldu. Gidip bir ağacın altında namaza durdu ve iki rekat namaz kılıp şöyle duâ etti: "Yâ Rabbi bana hangi narın tatlı olduğunu bildir, gidip Melik'e vereyim..."