Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.545.000
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Sultan II. Abdülhamid Han, dostluk ve ittifak kurmak için Alman İmparatoru Kaiser Wilhelm'i İstanbul'a davet etmişti. II. Wilhelm ve İmparatoriçeyi getiren zırhlı ile beraberin deki savaş gemileri Çanakkale Boğazına gelince Âsâr-ı Tevfik ve Feth-i Bülend zırhlıları tarafından karşılandı. Padişah, Dolmabahçe Sarayının mermer rıhtımında misafirlerini karşıladı. Burada İmparatorla bir müddet görüştükten sonra onları akşam yemeğine Yıldız Sarayına davet etti. Misafirler Dolmabahçe sarayından, kalacakları köşke hareket ettiler. Akşam saatinde de hizmetlerine tahsis edilen saltanat arabalarıyla Yıldız Sarayına hareket edildi. Yollarda binlerce İstanbullu, İmparatora sevgi gösterisinde buluyordu.
Osmanlı Devleti zamanında Bursa'da yaşlı bir hanımın saati kaybolmuştu. Kadıncağız ertesi gün, doğru vilâyet konağına koştu. Vâli Ahmed Vefik Paşa'nın huzûruna çıktı. 'Vâli paşam, dedi. Benim baba yâdigârı bir saatim kayboldu. İşittim ki sizin sihirli bir gözlüğünüz varmış, onu gözünüze takınca bütün kayıp şeyleri görüp bulurmuşsunuz. Ne olur benim saatimi de bulun!' dedi.Vefik Paşa, hükûmete ve hükûmet adamına karşı duyulan bu saf ve temiz inancı sarsmak istemedi. Kadıncağıza saati iyice târif ettirdi. Sonra:'Peki hanım teyze. Sen şimdi git, yarın gel. Ben inşaallah bu gece saatini bulurum.' dedi. Sonra çarşıya bir adam gönderip târif edilene en yakın bir saat satın aldırdı. Ertesi gün gelen yaşlı kadına bunu teslim ederken:'Al saatini teyze. Yalnız saatine mukayyet ol. Bir daha kaybedersen bizim gözlük de artık işe yaramaz!' yollu tenbihte bulunmayı da ihmal etmedi.
Seyyid Abdullah-ı Şemdînî hazretleri Silsile-i aliyye adı verilen büyük âlim ve velîler silsilesinin otuzuncusudur. Hakkari-Şemdinli’de doğdu. Irak'ın Süleymâniye beldesine giderek oradaki medresede Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî ile bir kardeş gibi yaşadılar. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî aldığı bâzı mânevî işâretler üzerine Hindistan'a giderek Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin huzur ve sohbetleriyle şereflendi. İcâzet ve hilâfet verilerek Bağdâd'a gönderildi.
Karabaş Ali Efendi Anadolu'da yetişen büyük velilerdendir. 1611 (H.1020) senesi Malatya'da Arapgir'de doğdu. 1685 (H.1097) senesi hac yolunda Kal'a-i Nahl denilen yerde vefât etti. Kastamonu'ya giderek Şeyh Şâbân-ı Veli hazretlerine talebe oldu. Onun sohbetlerinde yetişip velilik makamlarına yükseldi. Sonra İstanbul'a geldi ve Vâlide Atik Dergâhı şeyhi oldu. Çok talebe yetiştirdi. Ünsi Hasan Efendi ve Muhammed Nasûhi Efendi, yetiştirdiği talebelerin önde gelenlerindendir. "Tarikatnâme" isimli eserindeki nasihatlerinden bazıları şunlardır:
Cevhere Berâsiyye, evliyâ hanımlardandır. Bağdât'ta yaşadı. Doğum ve vefât târihleri kesin olarak bilinmemektedir. Cevhere Hanım, sâlih bir zât olan Ebû Abdullah el-Berâsi ile evlendi. Hanımlar her gün onun evine gelirler kendisinden nasihat isterlerdi. Onlara buyurdu ki:
Zamânın sultânı Melik Zâhir Mücirüddin, bir defâsında Abdullah el-Acemi hazretlerinin köyüne gitmişti. Abdullah el-Acemi bahçelerde bekçilik yapıyordu. Melik onu bir bahçe içinde görüp:
"Ey Genç! Bize tatlı bir nar getir." deyince, bulunduğu bahçedeki bir nar ağacından nar koparıp götürdü. Melik kesip tadına baktı ve; "Bu nar ekşi sen nasıl bekçisin narın ekşisini tatlısını ayırd edemiyorsun?" dedi.
Abdullah el-Acemi kendisine âid olmayan meyvelerden hiç yemediği için, ekşisini tatlısını bilmiyordu. Melik'in sözleri üzerine hem üzüldü hem de mahcûb oldu. Gidip bir ağacın altında namaza durdu ve iki rekat namaz kılıp şöyle duâ etti: "Yâ Rabbi bana hangi narın tatlı olduğunu bildir, gidip Melik'e vereyim..."