Vesîle Cennette En Yüksek Derecedir
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.650.744
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
93 Harbi diye meşhur olan 1877-78 Osmanlı-Rus harbinde, doğu cephesi savaşlarının kazanılmasında hizmeti geçenlerden biri de Erzincan'lı Hacı Fehmi Efendidir. O tarih lerde yaşı altmışı geçtiği halde, tüfeği omzunda, kaması belinde, düşmana karşı en genç gazilerin gösterdiğinden daha çok yararlıklar gösteriyordu. Ordunun öncü ve karakol hizmetlerini görecek kimse yoktu. İşte bu mühim vazifeyi, talebelerinden seksen kişi ile üzerine aldı. Hareketini durmadan değiştiren düşmanın niyetini sezip her saat başı kendi eliyle yazdığı raporları kumandan paşaya gönderiyordu. Bu muharebede, Rus mevzileri ile Osmanlı mevzileri 20 kilometre uzunluğunda bir hat üzerinde sıralanmıştı. İki tarafın topları üçyüzü geçiyordu ve birbirlerine sürekli ateş ediyorlardı. Bir ara bizden atılan mermilerden biri bir Rus topunu çeken hayvanları telef etti ve bu sırada Rus askerinin şaşkınlığından istifade eden Fehmi Efendi, talebeleri ile birlikte Rus mevzisindeki bu topun üzerine atlarını sürerek topu zaptedip bizim mevzilerimize getirdiler. Bu hareket, askerimize büyük bir moral kaynağı oldu ve cesaretlerini son derece yükseltti.Akşama bir saat kala Rus mevzilerinden ateş kesildi. Gece karanlığında Ruslar, mevzilerini terkederek geri çekilmeye başladılar. Gedikler muharebesinde Osmanlı kuv vetleri Rus ordusunu hezimete uğratmıştı. Bu muharebenin kazanılması ile Sultan II. Abdülhamid Han, ordu kumandanı Ahmet Muhtar Paşaya "Gazi" ünvanını verdi.
Sultan Mehmed Han (Fâtih) Osmanlı tahtına oturup da onun âlimlere muhabbeti ve lütf-ı ihsânı ün salınca ve çevresine zamânının meşhur âlimlerini toplayınca, Hocazâde de onun yanında olmak şerefini kazanmak istedi. Ne var ki yolculuk masraflarını karşılayacak parası olmadığından bir türlü yola çıkma cesâretini bulamıyordu. Bu sırada derslerine katılan bir talebenin sekiz yüz akçesi olduğunu öğrenince, bu parayı ödünç alıp yola çıktı. Talebe de yanında ve hizmetinde idi. Oraya öyle bir zamanda vardı ki, pâdişâhın otağı İstanbul'dan Edirne'ye gidiyordu. Pâdişâh-ı âlem, bir yanında Molla Seyyid Ali, diğer yanında Molla Zeyrek olduğu halde ilmi konularda münâzara yaparak ilerliyordu. Vezir Mahmûd Paşa, Hocazâde'yi görünce; "Hoş geldin. Ben de seni Pâdişâha anlatmıştım. Gel hemen onunla görüş." diyerek önüne düşüp Pâdişâhın yanına yaklaştılar. Hocazâde hükümdârı selâmlayıp elini öptü. Mahmûd Paşa onun Hocazâde olduğunu bildirerek ilmini övdü.
Ali bin Saîd Gaznevî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Afganistan’da Gazne’de doğdu. Devrin meşhûr ve büyük velîleriyle görüşüp, onlardan ilim öğrendi. Onların sohbetlerinde bulunmanın bereketiyle, evliyâlık yolunda üstün derecelere, yüksek makamlara kavuştu. Kendisinden ise, birçok kimse istifâde etti. 1227 (H.624) senesinde vefât etti. Buyurdu ki:
Huzistan âlimlerinden Mirza Ali Behbehani diyor ki: Babam anlatır; gemi ile hacca gidiyorduk. Birden çok büyük bir hayvan denizden çıktı ve ağzından, kundaktaki bir bebeği çıkararak geminin güvertesi üzerine bıraktı. Sonra hayvan suya dalıp kayboldu. Daha sonra deniz üzerinde bir tahta parçasına sımsıkı tutunmuş bir kadın gördük ve gemiye aldık. Kadın başından geçenleri şöyle anlattı:
Abdürrahmân ibn-i Kudâme hazretleri Hanbeli mezhebi fıkıh, usûl ve hadis âlimlerindendir. 597 (m. 1200)'de Şam'da doğdu. 682 (m. 1283)'de orada vefât etti. Tövbe hakkında buyurdu ki:
Zamanın Şam valisi bir gün, Emeviyye Câmii'ne girdi. O sırada içerde Şam'ın büyük âlimi Şeyh Said el-Halebi, cemaate ders anlatıyordu. İbrahim Paşa gelip Şeyh Said'in yanına oturdu. Ayaklarını uzatmış olan Şeyh, valinin gelmesine rağmen hiç aldırış etmedi. Bu vaziyet valiyi çok kızdırdı ve hemen câmiden ayrıldı.Vali köşküne geldiğinde, dalkavuklar etrafını çevirerek onu şeyhe karşı kışkırtırlar. Onların sözlerinin tesirinde kalan vali, Şeyh'in hemen yakalanıp kendisine getirilmesini emreder. Fakat askerleri gönderdikten biraz sonra da, yaptığı bu işten pişman olur. Çünkü bu hareketinin, başına birçok gâileler açacağını düşünür ve o kararından vaz geçer. Kendi kendine, onu yakalatmak yerine, ona hediyeler göndermeyi düşünür.