Cimrilik, Sizden Önceki Ümmetleri Helak Etmiştir
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.543.668
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Osmanlı Padişahı I. Mahmud Han üzgündü:-Belgrad'ın anahtarı ceddimiz Kanuni hazretlerine bir Cuma ve Kadir gecesi teslim edilmiş...Şeyhülislam doğruladı:-Beli Sultanım!.. 26 Ramazan 1521 gecesi, hem Kadir, hem de Cumaya rastlamış. İki asır boyunca Müslümanca yaşayan Belgrad, ne yazık ki 20 yıldır Avusturya' nın işgalindeydi. Buna en çok Osmanlı Padişahı üzülüyordu. Şeyhülislam Mehmed Efendi ilave etti:-Yüzlerce Camiyi kilise yapmışlar Devletlim. -Bizi kahreden de bu ya!-Vezirleriniz, Paşalarınız, Akıncı beyleriniz ellerinden geleni esirgemezler.-Biliriz Hocam biliriz!.. Velâkin elde geleni her kişi yapar.. Elden gelenden fazlasını ise ancak er kişi yapar. İşte o erler bize lazım.
Bir gün Sultan Mahmud, vezirlerinden biriyle tebdili kıyafet yolda giderken, câminin duvarını tâmir eden Şâh Veli ile karşılaştı. O şâhıs, Şâh Veli'ye; "Hoca ikiylen nasılsın?" diye sordu. Şâh Veli de; "Üçlen iyiyim." karşılığını verdi. O şâhıs; "Niye er kalkmadın?" diye sorduğunda; "Er kalktım da el aldı." cevâbını verdi. Yine o zât; "Bir kaz yollasam yolar mısın?" diye sorunca, Şâh Veli; "O işi iyi beceririm." dedi. Vedâlaşıp ayrıldıktan sonra Sultan Mahmud yanındaki vezirine; "Biz ne konuştuk?" diye sordu. Vezir cevap veremedi.
Evliyânın büyüklerindendir. 311 (m. 923)'de vefât etti. Fıkıh ilminde imâm ve müfti, edeb ilminde mükemmel, diğer bütün ilimlerde âlim idi. Tasavvuftaki derecesi o kadar yüksek idi ki, Cüneyd-i Bağdadi hazretleri bunun için "Zamanımızın velisidir" buyurdu. Cüneyd hazretlerine vefât edeceği zaman, "Sizden sonra kimin sohbetlerine devam edelim?" diye sordular. "Ebû Muhammed Ceriri'ye gidin" buyurdu. Tasavvufun üstün hâllerine vâkıf olmakta nihâyette olup, mürşid-i kâmil bir zât idi.
Ebû Muhammed Ceriri hazretleri buyuruyor ki:
"Nefsine aldanan, şehevi duygularına esir olur. Hevâi arzularının zindanına kapatılır ve o kulun kalbi fâideli işlerden zevk alamaz. Kur'ân-ı kerimi hergün hatm etse bile, ilâhi kelâmı okumaktaki esas tadı bulamaz. Bunun hâl çâresi, nefsin esâretinden kurtulmayı candan arzu etmekdir."
"Allahü teâlânın takdir ve taksimine râzı olup, Allahü teâlâ ile iktifa edenin iç hâli düzgün, Allahü teâlâyı tanıması kolay olur. Allahü teâlânın yasak ettiklerinden sakınanın gidişatı dosdoğru, ahlâkı güzel olur. Helâlinden az yiyenin ise, beden sıhhati düzgün olur."
"İhlâs, âhıretteki nimet ve azâblara yakinen inanmanın alâmetidir, İbâdetlerdeki riyâ da, âhıretteki nimet ve azâblara inanmakta tereddüt olduğunun alâmetidir."
Kerküklü Abdurrahman Halis Efendi Kadiri tarikatı büyüklerinden bir zat olup Kerkük'te doğdu ve orada Kadiri yolunu taliplere anlattı. 1275 (m. 1858)'de orada vefat etti. Abdülkadir-i Geylâni'nin menkıbelerine dair Şeyh Ali Nurbahşi tarafından yazılan "Behçetü'l-Esrar" ismindeki eseri şerh etti. Bu kitabında şöyle anlatır:
Ali bin Sehl İsfehânî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Cüneyd-i Bağdadî, Ebû Tûrâb Nahşebi gibi büyük zatlarla görüştü. Muhammed bin Yûsuf hazretlerinin talebesidir. Remle’de otururdu. 261 (m. 874)’de vefât etti.
Bir köylü, mübarek bir zatın yanına geldi ve şikayete başladı:"Ne olur bana yardım edin, yoksa çıldıracağım. İki göz bir evde yaşıyoruz. Ben, karım, çocuklarım. Herkesin siniri tepesinde. Birbirimize bağırıp duruyoruz. Ev sanki bir cehenneme döndü. Bize geniş bir ev lazım, ama yapmaya gücümüz yok.""Sana söyleyeceğim şeyi yapacağına söz verir misin?" diye sordu mübarek zat."Yemin ederim, ne söylerseniz yapacağım.""Pekâla. Kaç hayvanın var?""Bir inek, dört keçi ve altı tavuk.""Onların hepsini evinize al. Bir hafta sonra yanıma yine gel."O köylü çok şaşırmıştı, ama itaat edeceğine söz vermişti bir kere. Böylece, hayvanları da ahırdan evin içine aldı. Bir hafta sonra geldiğinde perişan haldeydi. Acı ve kederle inliyordu. "Mahvolmuş durumdayız. Pislik! Koku! Gürültü! Hepimizin aklının kaçırmasına ramak kaldı!""Şimdi git ve hayvanları evden çıkar" dedi mübarek zat. Adam eve kadar hiç durmadan koştu. Ertesi gün o zatın yanına geldiğinde gözleri mutluluktan parlıyordu:"Hayat ne kadar güzel. Biz evde, hayvanlar ahırda. Evimiz, öyle sessiz, öyle temiz ve öyle geniş ki, sanki bir cennet!"