Vesîle Cennette En Yüksek Derecedir
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.648.136
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
Kanuni Sultan Süleyman Han, Mohaç savaşında Avusturya ve Macar müttefik ordusunu perişan ettikten sonra, Macaristan Krallığına, Osmanlılara yardımcı olan Macar asilzadelerin den Yanoş Zapolya'yı tayin ederek İstanbul'a dönmüştü. Fakat Avusturya Kralı Ferdiand, bu tayini tanımadı ve kendi adamlarından birinin, yine kendisine niyabeten Macar kralı tayin edil mesi için harekete geçti. Eğer kendi adamı kral yapılmaz ise, ordusuyla Macaristan'a girecekti. Bunun üzerine Yanoş Zapolya, Feron Laçki isimli bir elçiyi, durumu padişaha bildirmesi için İstanbul'a gönderdi. Elçi önce Veziriazam İbrahim Paşa ile görüştü. Veziriazam elçiyi pek hoş karşılamadı. Daha sonra İkinci Vezir Mustafa Paşa, elçiyi çağırarak:-Senin efendin, bizim Padişahımızın istirahat ettiği Budin köşküne oturmağa nasıl cür'et etmiştir? Padişahımızın istirahat ettiği, atının göründüğü her yer daima hükmümüz altında demektir. Sen, vergisiz olarak ve Padişahımızın kullarından biri tarafından geliyorsun. Bilmez misin ki, padişahımızın hükmü her yerdedir.
1578 yılı Ağustos ayının 9. Cumartesi günü idi. İran Şahı 30.000 kişilik kalabalık bir orduyu Osmanlı sınırına göndermişti. Hedef Erzurum'du. Sadrazam Lala Mustafa Paşa, Erzurum beylerbeyi Özdemiroğlu Osman Paşa'yı İran üzerine sefere memur etti. O da Derviş Paşa'yı düşman kuvvetleri hakkında istihbarat yapması için küçük bir öncü kuvvetle, İranlıların karargah kurduğu Çıldır civarına gönderdi. Yanında üç yüz kadar asker bulunuyordu. İran ordugahına yaklaştığı zaman, onların gayet dağınık vaziyette ve ani bir hücumla dağıtılabilecek bir durumda olduğunu gördü. Yapabileceği iki tercih vardı. Ya düşmana saldıracak, yada geri dönecekti. Bu takdirde askerin maneviyatı bozulacaktı.
Piri Halife Sultan, Anadolu'yu aydınlatan büyük velilerdendir. İsmi Muhammed olup, seyyiddir. İran'ın Hoy şehrinde doğdu. Isparta'nın Eğirdir kazâsında vefât etti. Rüyâsında Peygamber efendimizden aldığı bir işâret üzerine hocası Şeyhülislâm Berdei hazretleriyle Anadolu'ya hicret etmiştir. Şeyhülislâm Berdei ve Şeyh Abdüllatif Kudsi'den feyz almıştır. Fatih Sultan Mehmed'in saltanatının ilk devirlerinde vefât etmiştir. Kabri, Eğirdir-Yazla'da câmi yanındaki türbededir.
Piri Halife Sultan, vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:
Hocazâde, Fâtih Sultan Mehmed devri Osmanlı âlimlerinin en büyüklerinden. İsmi Mustafa olup, "Hocazâde" ismiyle meşhurdur. Bursa'da doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. Medrese tahsilini tamamladıktan sonra Fâtih Sultan Mehmed tarafından Bursa Sultaniye Medresesine, daha sonra da İstanbul'daki Sahn-ı Semân Medresesine müderris tâyin edildi. İstanbul'da Fâtih Sultan Mehmed'in emriyle Tehâfüt-ül-Felâsife adlı eseri yazdı. Sonra Edirne kâdılığı ve İstanbul müftiliği yaptı. İznik müftiliğine ve müderrisliğine tâyin edildi. Fâtih Sultan Mehmed vefât edinceye kadar İznik'te kaldı. Sultan İkinci Bâyezid tahta geçince, İstanbul'a geldi. Bursa Sultâniye Medresesine müderris tâyin edildi. Orada iki ayağı ve sağ eli felç oldu. Sol eliyle yazı yazabiliyordu. Bu halde, Sultan İkinci Bâyezid'in emriyle Şerh-i Mevâkıf adlı esere bir hâşiye yazdı. 1488 (H.893) senesinde vefât eden Hocazâde, Bursa'da Emir Sultan Medreseleri karşısına defnedildi.
Pir Muhammed Gencevi hazretleri, Karabağ'ın Gence şehrinden olup, evliyânın büyüklerinden Şems-i Tebrizi'nin torunlarındandır. On altıncı asırda yaşamıştır. Sözleri çok tesirli bir zat idi. Buyurdu ki:
Türk olmanın nasıl bir şey olduğunu unutanlara hatırlatmak için, Türk olmanın tadına varmak için, lütfen okuyun.
Bu hakiki hikayeyi aktaran, sayın Dr. Ömer Musoğlu 85 yaşındadır ve halen MODA/ İstanbul'da oturmaktadır.
Anzaklı Ömer'in Hikayesi 1957 Yılında İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD'ye giden doktor Ömer Muşluoğlu, görev yaptığı hanede başından geçen çok enteresan bir hadiseyi şöyle anlatıyor:
Amerika 'ya gittiğim ilk yıllar.. New York'da Medical Center Hospital'da görev almıştım. Fakat vazifem kan almak, kan vermek, serum takmak, elektrokardiyografi çekmek gibi işler.. Hastaya o kadar önem veriyorlar ki yeni doktorlar hemen direkt olarak hasta muayenesine, tedavisine verilmiyor .Diğer zamanlarda da laboratuarda çalışıyorum. Bir hastaya gittim. Yaşlıca bir adam, tahminen yetmiş beş yaşlarında..