İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.650.918
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Sultan IV. Murad Han çocuk yaşta tahta geçtiği için yeniçeri ve sipahilerin zorbalık ları artmıştı. Hüsrev Paşa ve Topal Recep Paşa gibi vezirler de el altından bu zorbaları destekliyor ve onların gücü sayesinde mevkilerini elde tutuyorlardı. Nitekim Sultan Murad, Hafız Ahmed Paşayı Sadrazam yaptığı zaman askeri ayaklandıran Recep Paşa sadrazamlığı ele geçirdiği gibi, Hafız Ahmed Paşa, Hasan Halife ve Padişahın çok sevdiği muhasibi Musa Çelebiyi çeşitli hilelerle öldürttü. Sultan Murad Han, Musa Çelebinin katlini işitince acı bir ah çekip; "Yâ Rab! Bu mazluma kıyan zalimlerin haklarından gelmeye sen bana kuvvet ver" diyerek ağladı.
II. Viyana bozgunundan sonra, Avusturyalılar bütün Macaristan'ı istila etmişlerdi. Kısa zamanda, çok geniş topraklar elimizden çıkmış, Venedik donanması da bazı Ege adalarına asker çıkarmıştı. İşte bu kara günlerde tahta çıkan Sultan II. Süleyman, felaket halini alan bu bozgunun önüne geçmek için çaba sarfediyordu. Tahta çıkışından bir kaç ay sonra, Belgrad kalesi de düşman eline geçti. Bunun üzerine Padişah, bizzat ordunun başında sefere çıktı. Edirne'ye geldiklerinde hastalanarak yatağa düştü...Cihan Sultanı ağlıyordu..."Belgrad düşmüş!...9 katlı Belgrad kalesini düşman kaplamış..." dedikleri zaman, Koca Padişah II. Süleyman gözyaşlarını tutamadı.
Şireveyh bin Şehridâr Deylemî hazretleri hadîs ve târih âlimidir. 445 (m. 1053) senesinde İran’da Hemedan'da doğdu. 509 (m. 1115) senesinde vefât etti. Hadîs öğrenmek ve dinlemek için Bağdad, Kazvin ve İsfehân’a gitti ve birçok âlimden ilim öğrenip hadîs-i şerîf dinledi. Firdevs-ül-Ahyâr adlı eserinde, rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazılarında, Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
Yaşlı bir zat kendisine bir ibadethane yaptırmış, halktan uzak olan bu yerde ibâdetle meşgul oluyordu. Bir gün, ağaçlar arasında gezinirken bir delikanlı ile genç bir kadın gördü. Delikanlı kadına şöyle diyordu:
"Benimle gelirsen sana şu kadar para veririm..."
Abdullah bin ebi Zekeriyya, tâbiinin büyüklerindendir. Gazalara katılır, cihad ederdi. Bu mübarek zat, Şamlıların âlimlerinden olup, Mekhûl hazretlerinin akranıdır; yani ilim bakımından onun gibidir. Hadis ilminde sika, güvenilir bir âlimdir. Ümm-üd-Derdâ, Recâ bin Hayve, Ubâde bin Sâmid'den (radıyallahü anhüm) hâdis-i şerif rivâyet etti. Ondan da Rebia bin Yezid, Said bin Abdülaziz, Evzâi, Yemân bin Adiy gibi âlimler, hadis-i şerif rivâyet edip, ilim öğrenmişlerdir.
Timur Han'dan sonra yerine geçen oğullarından Şahruh, babası gibi alimlerle oturup kalkmaktan zevk alırdı. Şahruh'un çevresindeki ulemadan biri de Nimetullah Efendi idi. Aynı zamanda evliyadan olan Nimetullah Efendi'nin dilinden düşürmediği bir söz vardı: "Allah haramdan kaçanı korur" (Yani kişi haramdan kaçarsa Allah ona haram yedirmez, nasip etmez, demek istiyordu.) Bu sözü sık sık tekrar eder, bununla biraz da hükümdar ve adamlarını uyarmak amacı güderdi. Şahruh da bunun her zaman mümkün olmayacağını, insanın bazen bilmeden de harama el uzatabileceğini ileri sürerdi. Şahruh bir gün sarayında özellikle Nimetullah Efendi'yi ağırlamak üzere bir ziyafet düzenledi.