Çalışabilecek Kimsenin Dilenmesi Câiz Değildir
Muhammed Bahrak hazretleri velîlerin büyüklerinden ve Şâfiî mezhebi fıkıh âlimidir. 1465 (H.869) senesinde Yemen’de Hadramût'ta doğdu. 1524 (H.930) senesinde, Hindistân'da vefât etti...
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.392.088
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Muhammed Bahrak hazretleri velîlerin büyüklerinden ve Şâfiî mezhebi fıkıh âlimidir. 1465 (H.869) senesinde Yemen’de Hadramût'ta doğdu. 1524 (H.930) senesinde, Hindistân'da vefât etti...
Yavuz Sultan Selim, her meseleyi, akıllı ve olgun veziri Piri Mehmet Paşa ile istişare eder, onun bilgi ve görüşlerinden istifade ederdi. Bir gün sohbette, kendisine şu soruyu sordu:-Piri Lalam! Allahü Teâlânın emri, Resûl-i Ekrem efendimizin mucizesiyle Mısır'ı fetheyledik. Hâdim-ül Haremeyn olmakla şereflendik. Gittiğimiz yerlerde fetihler müyesser oldu. Emrimize muhalefet edecek kimse kalmadı. Bu halde devletimizin zevali ihtimali var mıdır?Piri Mehmet Paşa'nın, sanki çağlar ötesini görüyormuşçasına verdiği cevap şöyleydi:-Dedelerimizin koydukları kanun ve kaideler yürürlükte kalıp tatbiki devam ettikçe, bu devletin zevali, yıkılması mümkün değildir. Ama evlatlarınızın hilafetleri zamanında, akılsız vezirler tayin edilir, rüşvet kapıları açılıp rütbe ve makamlar ehli olmayanlara verilir ve devlet işlerinde kadınların hükmü yürürse, o zaman bu devlette karışıklık ve düzensizlik hüküm sürer.
Divan-ı Hümayun toplantı halindeydi. Cihan Padişahı III. Murad'da toplantıyı şeref lendirmişlerdi. Lalası Sadeddin Efendi sol tarafında oturuyorlardı...-Şu Vilayet-i Leh tahtının gene boşaldığını işittik. Tedbiriniz ne ola?...Padişah sualine ilk cevap Veziriazam'dan geldi:-Ferman Sultanımızındır Devletlûm...Yalnız şu hususu emen arzetmeliyim ki... bu taca erişmek için, Floransa Büyük Dukası ricada bulunur.-Yalnız o mu?-Hayır efendimiz...Velakin yıllık 1.000.000 Düka altını takdim ile arz-ı ubudiyyet eylemektedir. Hoca Sadeddin Efendi, Padişahtan izin aldıktan sonra:-Bu Düka cenapları, Alaman hanedanı mensuplarından değil mi?
Şeyh Abdülmu'tî büyük velilerdendir. Kuzey Afrika memleketlerinden birinde doğdu. Gençliğinde zamânın âlimlerinden ilim öğrendi. Mâlikî mezhebi fıkıh bilgilerinde âlim oldu. Mekke’ye giderek, o sene hac için orada bulunan Zeynüddîn Hâfî hazretleriyle tanışıp, onun talebeleri arasına katıldı. Mekke-i mükerreme büyükleri arasında Şeyh-ül-Harem lakabıyla, kerâmet ve hâlleriyle de Müslümanlar arasında meşhûr oldu. On beşinci asrın sonlarında Mekke-i mükerremede vefât etti.
Sevbân bin İbrâhim, künyesi "Ebü'l-Feyz", lakabı "Zünnûn", nisbesi "el-Mısri"dir. Güney Mısır'ın Sudan'a yakın sınır bölgesinde yaşayan Nûbe kabilesindendir. Bu sebeple babası "en-Nûbi" nisbesiyle anılır. Mâliki mezhebinin imâmı, Mâlik bin Enes hazretlerinin talebesidir.
Zünnun-ı Mısri hazretleri 772 (H.155) târihinde doğdu. 859 (H.245) târihinde Mısır'da vefât etti.
Nuh aleyhisselamın ikinci olarak evlendiği Vâile adında bir hanımı vardı. Bu kadın önce iman etmiş ise de daha sonra, imandan ayrılmış, mürted olmuştu. Hazreti Nuh'un bu kadından doğan oğlu Kenan da babasına iman etmemişti.
Nuh aleyhisselâm, yüzyıllar boyunca, kavmini iman ve hidayete davet ettiği hâlde, onların, inanmamakta ısrar etmeleri sebebiyle helâk olmalarının yaklaştığı sırada, son olarak kavmine, Allahü teâlâya iman edip yaptığı gemiye binmelerini söyledi.
Padişahın yakınlarından bir beyin çok güzel bir atı vardı. Bir gün o ata binip padişahın alayına katıldı. Padişahın gözü, ansızın o ata takıldı. Böyle bir at kendi sürüsünde yoktu. Atın çalımı, rengi padişahın gözünü aldı, attan gözünü ayıramıyordu. Çevikliği, güzelliğiyle beraber atta padişahı çeken bir şey vardı. Önce önemsemek istemedi ama, gönlü atı istiyordu.
Padişah geziden dönünce, vezirine durumu açtı. Yolda bir at gördüğünü, derhal gidip o atı, sahibinden alıp, getirmelerini emretti. Padişahın adamları, hızla atın sahibi beyin yanına geldiler. Padişahın atı çok beğendiğini, ne fiyat isterse hemen vereceklerini bildirdiler. Bey, beyninden vurulmuşa döndü. O güzelim, canı gibi sevdiği atını padişah istiyordu ha! Ne yapacağını, ne söyleyeceğini şaşırdı. Padişahın adamlarını oyalamak için onlara yemek ikram etti. Onlar yemeklerini yerken İmadülmülk aklına geldi. Hemen durumu ona danışmalı, ondan akıl almalıydı. Çünkü o, zamanın en bilgini, en akıllısı, en güzel ahlaklısıydı. Kaç kere vezirliği bırakıp, ibadet için uzlete çekilmişse de padişah ona yalvararak izin vermemişti. Atın sahibi üzüntülü bir halde zamanın şeyhülislamının yanına koştu.