Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.605.346
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
18 Mart 1915 Perşembe günü sayısız İngiliz ve Fransız gemilerinden oluşan muazzam bir armada, bütün gayretlerine rağmen Çanakkale boğazını geçememiş, Türk'ün azmi karşısında boyun eğmek zorunda kalmıştı. Bu kesin yenilgiye rağmen İngiliz amirali Robek, hâlâ ümidini kesmemişti. -Çanakkale'yi geçebiliriz! Diyordu. Batan ve hasara uğrayan gemilerin yerine başka zırhlılar koyarak talihini bir kez daha denemek istiyordu. Fakat Akdeniz kuvvetleri kumandanlığına atanan General Hamilton böyle düşünmüyordu. O, "Yeni bir maceraya gerek yok" diyordu. 18 Mart savaşını Featon harp gemisinden, yerinde takibetmiş ve o müthiş manzarayı yerinde görmüştü. Hamilton'a göre, donanmanın geçişini sağlamak için karaya asker çıkarılması mecburi idi. Londra deniz meclisi, onun bu planını tasdik etti.
Şanlı Plevne müdafaası tarihimizin en büyük destanlarından biridir. Osmanlı askeri, kendisinden defalarca kalabalık Rus ve Romen ordularına karşı, soğuğa ve açlığa rağmen uzun zaman kahramanca savaşarak bir destan yazdı.Uzun süren kuşatma, dışarıdan ikmal gelmesini engellediğin den, bir müddet sonra bütün yiyecek stokları tükendi. Soğuğa ve müthiş düşman ateşine aldırış etmeyen Türk askeri, açlıkla pençeleşi yordu. Askere günde 100 gram tayın verilebiliyordu. Bu da bitince, mısır koçanları suda haşlanıp ezildikten sonra yemek olarak verilmeye başlandı. Rus ve Romen askerleri, Osmanlı siperlerine 10-15 metre kadar yaklaşmışlardı. Askerlerimizin yiyceklerinin tükendiğinin farkındaydı lar. Bu yüzden askerimize laf atmaya başlamışlardı.
Ebû Nuaym el-Hâfız, hadis âlimlerindendir. 130 (m. 748) senesinde Kûfe'de doğup, 219 (m. 834) târihinde vefât etti. İmâm-ı Buhâri ve Müslim'in hocalarındandır. Naklettiği hadis-i şeriflerden bazıları:
Abdullah el-İbyâni hazretleri Mâliki fıkıh âlimidir. 351 (m. 864)'te Tunus'ta İbyâne köyünde doğdu. Tunus'taki meşhur âlimlerden ders aldı. Zamanında Mâliki mezhebini en iyi bilen âlimlerden biri ve bu mezhebin fetva mercii oldu. 352 (963)'de vefat etti. Buyurdu ki:
Hammad El-Ezrak hazretleri fıkıh ve hadis âlimidir. 98 (m. 716)'da Basra'da doğdu. 179 (m. 795)'de orada vefât etti. Rivâyet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları:
"Abayı yakmak." Bu tâbir mecâzen, "birine âşık olmak, tutulmak, gönül vermek" gibi mânâlar ihtivâ eder. Dervişler arasında birilerinin aşkının büyüklüğünden bahsedilecekse eskiden, "Ooo! Abası hayli yanıktır!" gibi ifadeler kullanılırmış.Eski tekke mimarimizin kompleksi içinde; bir mescid veya câmi, ortada şadırvanı olan bir avlu ve avluyu çevreleyen derviş hücreleri, büyükçe bir dershâne, mutfak, kiler, ambar v.s. bulunduğu bilinmektedir. Bilhassa kış aylarında dershânenin ocağı harlı ateşle yakılarak dervişânın burada toplanmaları sağlanır, böylece hem iktisat yapılmış, hem de uzun saatler mürşidden istifade ve istifâza etmeleri temin edilirmiş.