Fâni Geçici Olanı Verip Bâki, Kalıcı Olanı Al!
Amr bin Mürre hazretleri Tebe-i tâbiînin meşhurlarındandır. 734 (H.116) senesi Kûfe'de vefât etti. Tâbiînin meşhur âlimlerinden ilim öğrenip hadîs rivâyet etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.313.847
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Amr bin Mürre hazretleri Tebe-i tâbiînin meşhurlarındandır. 734 (H.116) senesi Kûfe'de vefât etti. Tâbiînin meşhur âlimlerinden ilim öğrenip hadîs rivâyet etti.
Yavuz Sultan Selim zamanında, İran şahı kıymetli mücevherlerle süslü bir sandık hediye gönderiyor Sultan Selim'e.
Sandık açılıyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas, kadife kumaşlar çıkıyor. Fakat bir de pis bir koku yayılıyor.
Dehşet bir koku, herkes burnunu tıkıyor.
Neyse en alttaki bohçadan insan pisliği çıkıyor.
Yani Osmanlıya acayip bir hakaret!
Sultan İkinci Bâyezid Han zamanında Kili ve Akkerman alınmış, Osmanlılar Boğdan prensliğiyle Karadeniz arasına girerek, Boğdan'ın deniz yolunu kapamışlar, bu sebeple prensliğin ekonomik varlığı tehlikeye düşmüştü. Boğdanlılar bu iki kalenin geri alınmasını düşündüler. Kalenin zabtından sonra, Akkerman'da kalmış olan bâzı Boğdanlılar, Boğdan prensine haber gönderip, onu kalenin alınması için davet ettiler. Boğdanlılar, kale muhafızları nın gafletinden istifâde ile ipler takarak bir kısmı kaleye çıktı. Bir kısmı da iplerin üzerinde iken muhafızlar haber alarak kaleye girenleri yakalayıp, diğerlerinin de iplerini kestiler. Boğdan beyinin bu hareketi üzerine Rumeli beylerbeyi Hadim Ali Pasa'ya Boğdan seferine çıkması emredildi.
Muhammed bin Fazl Furâvi hazretleri Şafii mezhebi fıkıh âlimlerindendir. 441 (m. 1049)'da İran'da Nişâbur'da doğdu. İmâmü'l-Haremeyn Cüveyni'den Şafii fıkhı ve Abdülkerim Kuşeyri'den tasavvuf terbiyesi aldı, uzun süre kaldığı Haremeyn'de ders verdiği için "Fakih'ül-Haremeyn" diye tanınan Furâvi 530 (m.1136)'da Nişâbur'da vefat etti. Bu mübarek zat bir dersinde "Ticâretde ihsân" hususunda şunları anlattı:
Hacı Bayram-ı Veli (Nûmân bin Ahmed) hazretleri, Sofiyye-i aliyyeden, yani tasavvuf büyüklerindendir. Küçük yaşından itibâren ilim tahsiline başlayan bu mübarek zat, Ankara'da ve Bursa'da bulunan âlimlerin derslerine katılarak; tefsir, hadis, fıkıh gibi din ilimlerinde ve o zamânın fen ilimlerinde yetişti. "Somuncu Baba" adıyla meşhur olan Hâmid-i Aksarâyi hazretlerine talebe oldu. Onunla hacca gitti. Hac vazifelerini yaptıktan sonra Aksaray'a geldiler. Orada hocasının 1412 (H. 815) senesinde; "Halifem, vekilim sensin" emri üzerine, bu ağır vazifeyi üzerine aldı. Aynı sene hocası vefât edince, defin işleriyle meşgûl olup, cenâze namazını kıldırdı. Aksaray'da vazifesini bitirdikten sonra Ankara'ya döndü...
İbrahim Düveyhi hazretleri Şâziliyye yolu büyüklerindendir. 1228'de (1813} Sudan'ın Düveyh kasabasında doğdu. İlk tahsilini doğduğu yerde yaptıktan sonra Mekke'ye gitti. Şâziliyye'nin kollarından İdrisiyye'nin kurucusu Ahmed bin İdris'e intisap etti. Şeyhinden icazet aldıktan sonra Mekke'de insanları irşad etti. 1291 (m. 1874)'de Mekke'de vefat etti. Bir sohbetinde buyurdu ki:
Bir defâsında, bâzı kimseler gemi ile bir yere gidiyorlardı. Yolcular arasında Abdurrahmân hazretlerinin talebelerinden birkaç kişi de vardı. Bir ara, geminin tabanından bir yer delindi. Ne yaptılarsa delinen yeri tıkayamadılar. Vazifeliler çâresiz kalıp, geminin batmasından korktular. Onlardaki bu telaşı görüp, vaziyeti anlayan talebeler, hocaları Abdurrahmân bin Muhammed'den yardım istediler. O esnâda hocalarını gemide gördüler.