Velîlere Yakınlık, Insanı Allah'a Yaklaştırır
Ezher el-İsfehânî hazretleri büyük velîlerdendir. Filistin’de Remle'de otururdu. Cüneyd-i Bağdâdî, Ebû Türâb Nahşebî gibi büyüklerle görüştü. Muhammed bin Yûsuf el-Bennâ'nın talebesidir.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.247.226
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ezher el-İsfehânî hazretleri büyük velîlerdendir. Filistin’de Remle'de otururdu. Cüneyd-i Bağdâdî, Ebû Türâb Nahşebî gibi büyüklerle görüştü. Muhammed bin Yûsuf el-Bennâ'nın talebesidir.
Kanuni Sultan Süleyman Han, Rodos seferine çıkmadan önce adanın savunma durumu hakkında esaslı istihbarat almıştı. Çünkü buradaki Osmanlı casusları çok iyi çalışıyor, aralıksız rapor gönderiyordu.
Osmanlı casuslarının başında, Saint Jean tarikatı Şövalyeleri'nin hizmetine girmiş, onların güvenini kazanmış bir doktor bulunuyordu. Kuşatma başladıktan sonra Osmanlı topçuları pek çok hassas noktayı havaya uçurdular. Şövalyeler ise u isabetli atışlar karşısında şüpheye düşerek araştırmaya giriştiler. Nihayet, doktoru ışıklarla işaret verirken yakalayıp öldürdüler.Osmanlı ordusunun Kıbrıs'ı ele geçirmesi üzerine Haçlı donanması, Yunanistan'ın batısındaki İnebahtı körfezine bir baskın yaparak Osmanlı Donanmasını imha ettiler. Ancak Kılıç Ali Paşa, kendi kumandasındaki bazı gemileri kurtarabildi ve İstanbul'a getirdi Onun bu gayreti üzerine Kaptan-ı Deryalık vazifesi, Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa tarafından ona verildi. Kılıç Ali Paşa, hemen yeni bir donanma inşası için çalışmalara başladı. İşte bu sırada İstanbul'daki Venedik elçisi Barbaro, İstanbul hükûmetinin sulha taraftar olup olmadığı ve haçlılara taviz verip vermeyeceğini öğrenmek için Sokollu Mehmed Paşa ile görüştü. Bu fikirlerini ona açınca Sokollu şu tarihi cevabı verdi:"İnebahtı muharebesinden sonra cesaretimizin sönmediğini görüyorsun. Sizin zayiatınızla bizimki arasında fark vardır. Biz sizden bir krallık (Kıbrıs adasını) alarak kolu nuzu kestik. Siz de donanmamızı yakarak sakalımızı traş ettiniz. Kesilmiş kol yerine gelmez, ama traş edilen sakal daha gür çıkar."
Abdullah Cevaliki hazretleri, hadis hafızı, yani yüzbin hadis-i şerifi ravileriyle birlikte ezbere bilen âlimlerdendi. İran'da Ahvaz'da doğdu. Hicaz, Şam, Mısır ve Irak'ta devrinin meşhur âlimlerinden hadis tahsil etti. 306 (m.918)'de Ahvaz'da vefat etti. Naklettiği hadis-i şeriflerden biri:
İzzeddin İbn-i Cemâa hazretleri Şafii fıkıh alimidir. 694 (m. 1294)'de Şam'da doğdu. Küçük yaşta Kur'an-ı kerimi ezberledi. Babası Kahire'de kâdılkudât olunca tahsilini orada sürdürdü. Kahire'deki Sâlihiyye Medresesi'nde müderris oldu. Sonra Mısır kâdılkudâtlığına getirildi. Daha sonra Mekke'ye yerleşti ve 767 (m. 1366)'da orada vefat etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Nigâr Hanım'ın annesi Emina Rifati Hanım, Keçecizade Fuat Paşa'nın mühürdarı İzmirli Nuri Bey'in kızıdır. Şaire Nigar Hanım'ın tanımıyla "bir ehl-i seyfü kalem" olan Adolf Farkaş, Müslüman olduktan sonra Osman Nihali ismini alır. Osman Paşa, kimilerine göre sekiz dil bilen, müzisyen ve ressamdır. Nigâr Hanım'la babası arasında çok güçlü bir sevgi bağı vardı ve Nigâr Hanım'ın kültürünü, dünyasını da belirleyen babası olmuştur.
Osman Paşa'nın en yakın arkadaşlarından, Nigâr Hanım üzerinde de etkisi olmuş kişilerden birisi Recaizade Mahmut Ekrem'dir.
Eshab-ı Kiramdan birinin evine bir yerden bir koyun başı gelmişti. Evde başka yiyecekleri de yoktu. Hanımına onu hazırlamasını söyledi. Pişirdiler, hazırladılar; tam yiyecekleri zaman bir komşu gelip: " Günlerden beri açız. Bize verecek bir şeyiniz yok mu? dedi. Onlar yemeye hazırlandıkları kelleyi verdiler. Kelleyi alan sahabi eve götürdü, sevinç içinde çocukları ile yiyeceği bir sırada başka bir komşu bu sefer onlara gelip: " Günlerden beri açız, bize verecek bir şeyiniz yok mu? dedi